31 Aralık 2021 Cuma

19'lu başlığım kalmadı

 Bu seneki ızdırap yazının sebebi 19'dan beri süren geleneği bozmak istememem. Akışkanlıklarımın değişmesini hiç sevmem, sırf bu yüzden sanki bir şey olmuş gibi, sanki halim varmış gibi yine burdayım. Yedi sene önce babamın yazdığı notu görmemin de etkisi var, hadi itiraf ediyorum. Burayı okuyanlar da var, bu halimden memnun olanlar da var onlar için de yazıyorum. 

Evet artık gerçekten ne düşünüyorsunuz umrumda değil. Sefaletimden aldığınız zevk sizi nasıl tatmin ediyor hâlâ aklım almıyor. Birine bu denli haset olmak için gerçekten ciddiye almak lazım onu. İçinizde ciddiyet sahibi olan bendim, sizin renkli boyalarınız vardı.

Suratımın halini görüyor musunuz? Yaramı beremi, içimdeki veremi? Yoksa artık bıktınız ve görmezden mi geliyorsunuz? Haklısınız ben de bıktım. Hiçbir şeyin değişmemesinden, hep çaba sarf etmekten, hep olmamasından. Bu yorgunluktan… Kimsenin bilmemesinden.

Yorulmaktan dahi yoruldum. Her sene daha beterini yazıyorum bu metinlerin. Bu sene o yüzden yazmak dahi istemedim, şu anda da bir an önce bitsin de kurtulayım istiyorum. Dört beş senedir hele… bitsin de kurtulalım isteğim hiç bu kadar yoğun olmamıştı. 

Bi cennet var mı? Varsa ondan da geçtim çünkü. Onarılmaz yaralarım var içimde. Şimdiye kadar öğrendiğim ne varsa canımı yakıyor. Geceleri bir adam çöküyor üstüme "Bu uykusuzluğu sen seçtin!" diyor. Ben bunca nöbeti tuta tuta nasıl bitiremem? Hep dijital olmamakla övünürdüm, bu telefon bir afyon. Elimden daha el bir uzuv gibi her anımda benimle. Her şeyi unutmka istiyorum bir yandan, bir yandan hatırlamıyorum. Bir yandan hatırlamaya çalışıp bir yandan da bal gibi biliyorum. Kendi kendime öyle savaşlar veriyorum ki, size verdiklerim solda sıfır kalır. 

Küçük bir bedene girdim girmeye ama eski gücüm nerde? Sizin etkinizde bir kadın olmayı hiç sevmedim ben. Konuşmanızı sevmedim. Ben yalnızken bana ahkam kestiğinizde ölecek gibi oldum. Herkese karıştığınız gibi olmaz, bana karışmadan gitmeniz gerekiyordu. Şimdi hangimiz siz hangimiz ben bilmiyorum. Bir kadınla yaşıyorum, ne yapacağını hiç bilmediğim bir kadınla. Genelde de bir şey yapmıyor zaten, beni şaşırtmak dışında. 

Vanilya bir sezon var. Her şeyin tuhaf soft bir krem tonunda olduğu tatlı bir vanilya kokusunda ve tadında. Genelde dört gün sürüyor. Arkasından ben o kadar berbat oluyorum ki çıkmıyorum evden, çünkü çıkarsam rol yapmak zorundayım. İkna da edemiyorum iyi olduğuma. Çünkü artık ikna etmek istemiyor içim. Artık Vanilya başlayınca da iyi olmuyorum, çünkü sonunu biliyorum.

Bu hayatta herkesin yalnız olduğunu çok iyi biliyorum. Çok insan gördüm, çok insan gömdüm. Biri öldüğünde insanların nasıl konuştuklarını duydum. Kendi vahşetimi gördüm sonra. Ben iflah olmayacak bir vahşiyim, saldırganım, barbarım. Benim içimde öfkenden bir ateş var. Ben nefretle doluyum. Vanilya beni durgun yapıyor. Volkanik bir dağ gibi hissediyorum. Yalnız bir dağ. 

Biliyorum, ama kaldıramıyorum artık. Dünya benim için çok ağır. Benim çok lekem var. Tezgahtaki diğer kadınlar çok parlak, yemyeşiller! İçlerinde lezzetli bir hayat var, sağlamlar, olmuşlar. Çok güzel bir aromada kokuyorlar. Ben o tezgahın malı değilim! Beni çok zorladınız, ben o ağza layık görüldüm! Diş geçiremezdiniz, nasıl kıydınız? Ben size meze olacak kadar mı elinize düştüm gerçekten hayret ediyorum. 

Bu hayatta kimseye güvenmedim, güvenmediğim herkeste de haklı çıktım. İnsanlar böyledir, bir sürü yüzleri vardır. Akrep gibi bir kuyrukları, yılan gibi bir dilleri, aslan gibi bir pençeleri yoktur. Beni hep söylediklerimle yargıladınız, tek bir kelimeme bile muhtaç kalacaksınız. Konuşmayacağım artık. 

Berbat bir yıldı, berbat. Gerçekten bu hayattan bir an önce silinmek isterdim. Yazdıkça bıkıyorum, bıktıkça bıkıyorum. Kimseyi dinlememem gerektiğini biliyorum ve dinleyemiyorum da zaten. Odaklanamıyorum, on senedir falan. 

Baba bari umarım sen huzurlusundur. Benim gibi anlamsız laflar etmeye dair zorunlulukların yoktur. Bundan sonraki aşamada hiç olmayacağını çok idrak etmek bana ölümü çok düşündürüyor. İzmir'i özlememen zoruma gidiyor.

23 Aralık 2021 Perşembe

of

 Bu gece yine burdayım. Yapmayayım yazmayayım ben de isterdim. “Sus” diyorlardı eskiden “Böyle çok ortadasın, gören olmaz.” Beni kimsenin görmediğine ben de iknayım, yoksa çok daha zor olurdu içinde bulunmak. Ne hissediyorum diye aynaya bakıyorum, zavallı çirkin suratıma acıyorum. “Hadi yine iyisin” diyorum “kadınsın” Yalan söylediğimi çok iyi biliyorum. “Ben numara yapmam.” gibi beylik laflar etmek için yaşım hayli var. Ben numara yaparken de gerçeğin ne olduğunu bilirsin o ayrı. Yalan söylemeyi o kadar sevmem ki, her söylediğimde doğrusunu bal gibi bilirler ondan. Benim numaram insanları kandırmak değil, numaram insan olmakta. Öyle bir insanım, öyle bi insanım ki, kendimi gibi derin bir bataklık edasıyla çekiyorum insanlığa. Benim yanımdayken çıkamıyorsunuz insanlıktan, benden uzaklaşmanız hep ondan. Kovmam ayrı mesele, kalmak istediğinizdeki ısrarınıza da vakıfım ben.


Hiç aşık olmadım, hiç sevgi peşinde olmadım, kimseye ısrar etmedim. Güçlü kırsal ve basit biriydim. Kabalığımı saygısızlık olarak nitelendirdiler. Ben ağzımla ayıplar yaptım, siz ellerinizle. Kimse temiz değilse de benim arka bahçemde kazma yok. Kimse gelip “Yaprak bana zarar verdi.” diyemez. Kimsede o göt yok, gelip de bana hesap soramaz. Hiç kıymeti olmayan bir hayatı yaşıyorum, beden diye bu regosol atığını boşuna taşıyorum. Benim yangınım sönmüş, benim suyum süzülmüş, benden verim alamazsınız.


Derdim adamlar değil, derdim ölümler değil, derdim olanlar değil. Derdimi kime desem taşıyamaz, kime göstersem tanıyamaz beni. Ben anlatmayı sevmem, ince bileklerim inadına gülle gibi iner, kalkar. Öfke problemlerim var, öfkelendiriyorsunuz beni. Uzayan saçım, incelen belim ve ilerleyen yaşım… Bunca zaman içinde bir parça etten fazlası olamamanın utancı sarıyor bazı geceler beni. Bu et parçasını bu dönem hepiniz görmeliydiniz, gömüyorum bense. Görmeye kalkan gözlerinize mil çekmek isterdim utanmazlar! Bunla yaşamak ne kadar zor bir kimse de bilmez mi? Bir kimse de bilmiyor.


18 Aralık 2021 Cumartesi

yetti

 ben hiçbir yere sığamıyorum, oturamıyorum, kalkamıyorum, konuşamıyorum. başımı taşımaya takatim  yok. öfkelenmeye takatim yok. kendimi anlatmak istemiyorum, anlatamıyorum. üstüme üstüme gelmeyin. yeter doydum canıma. beni saran karanlık içimi içimi yırtıyor. siz de etimden koparmayın. bi bırakın beni, yetti!

1 Aralık 2021 Çarşamba

sal

 Bir noktadayım. Yine bir noktadayım. En çok da haklı olmayı hiç sevmediğim o noktadayım. Kardeşimle ortak bir noktamız varsa ikimiz de benim haklı olmamdan nefret ediyoruz. O, işine gelmediğinden bazen de beni haklı görmediğinden; bense haklı olmak hep mutsuz olmak anlamına geldiğinden. Haklı olmaktan nefret ediyorum, ama yine haklıyım. Ben en başından böyle olacağının farkındaydım. Bilerek elinde ateş çeviren biri, en sonunda yanar. Ben beş sene elimde çakmak gezdirdim, kim bilir kaç insanın sigarasını yaktım. Sayıyla bir kişi sadece bana sigara uzattı, almadım. Ben kimseden ne sigara ne çakmak alırım. Ölürken bile nasıl, öleceğimin derdi sarıyor sıkça beni. Kimseden hiçbir şey isteyemem, kendi kendime nasıl boğulacağım? Toprak beni alacak mı?


Alacağın olsun! Sana sadece bir sefer yazacaktım. Önüme dönmüş yoluma yürürken bu yaptığın kalleşçe. Neyse ki ben silah arkadaşlarımın kurşununa aşinayım, senin vurmanla ölmem. Ne oldu biliyor musun hem? Vurulduğumla kaldın. Hep vurgun mu kalacağım sandın? Bir güne geçer; geçmezse, on güne geçer; geçmezse illaki geçer; delip geçtiği sen olursun. Pişmanlıklarım var elbet, ama hiçbiri benden sebep değil. Her yaptığımın açıklaması var, karayım diye kirli belleme benim rengim bu. Ben söylemem, ben gizlerim, ben geceyi dahi gece olur örterim. Saklarım, kimsenin haberi olmaz. Haberi olanın da cesareti olmaz. Benim kuşağım hiç senin gibi olmadı. Sen fazla cesursun, benle hiç yüz yüze cenk etmediğinden. Herkes kalemimden silindi gitti de biri çıkıp hesap soramadı biliyor musun? Ben adamı böyle yaparım: korkak.


Sen bu lig için Muhammed Ali’sin hızlısın, latin bir dansçı edasıyla kıvraksın, kelimelerime duyduğun bu hazza yabancısın, açmamış gül gibi toysun, cahilsin çok… Benden tekmeyi yiyen herkeste olan o temkinlilik sende yok. “Canım yanar.” diye korkmadan üstüme üstüme geliyorsun “Canım yandı.” diye. Sana; benim sabit bir han, senin avare yolcu olduğunu düşündüren ne? İstediğinde gelip, istediğinde gidemezsin. Bu gitgellerin bana yaramadığını görmezden gelemezsin. Çiğneyip geçemezsin, ben o ağıza alınmam. Ama sana öyle bir alınmış haldeyim ki, alamazsın gönlümü… 


Benim içimde birikti: Olanlar birikti, durumlar birikti, isimleri olmayan karakterler birikti… Karmaşan birikti, benim karmaşam sanki bana az mı dertti? Ben kafası fazla karışık bir insandım, çok önceden beri; yürüdüğün o yoldan ben geçtim, o yolun izi benden geçmedi. Bu noktada itiraf etmek lazım: Sen başından beni kırmasaydın da aramızda zaman vardı. Sen beni en başından yormasaydın da alınacak mesafe, seni de beni de yorardı. Sen beni hiç üzmesen… yine üzülürdüm ben çünkü hissimiz denk olmazdı. İnan bu konuda çok bilmişimdir: Görünür olamam için canımın acısından durmaz olmam gerekiyor benim hep. On altıdan yirmi altıya bu yolun omurgası değişmez, aksine fıtık olur. İnan bu konuda çok görmüşümdür: Bilmezler benim nasıl kor ateşlerde yandığımı. On altıdan yirmi altıya yangının sönmez, yazık olur. 


Benim sorunum, benim derdim değil bu metinde bahsettiğim. Hislerimi anlatamam, iç hapsimden, bir kişi için daha en mahremimden çalıp halka sunamam. Tek bir fazladan kelimeyi bile edemem artık kimseye. Üzülmenin de acı çekmenin de bir sınırı var. Ben serhatı aşalı çok oldu, bu değil konu. Bu parça senin, tekrarı olmaması tek dileğim. Herkeste ayrı ayrı olan kadar bende de dert, bende de tasa var. Bir yenisi olamazsın, git burdan. 


Git tabi, olması gerektiği gibi; uzak durman doğru olan. Ne olduysa senin hatan, benim hatam.. Her ne varsa geçmişte kalan… yaşanmamış gibi uzaklaşır. Kendi geçer, izi kalır; sözü unutulur, hissi kalır. Hep bugünde kalacak değiliz, ne günler göreceğiz. Bundan sonra kim bilir ne hayatlar süreceğiz. Sen kalmak istiyorsun, burda kalamazsın ama bir ilk olarak kalacaksın: Ben ilk kez beni ağlatan birine “hayır” diyebildim, bana tekrar zarar vermesine izin vermedim. Senelerdir herkese ördüğüm duvarların hatrına güçlü durabildim, yıkılmadım bu sefer. Bir kere yapanın bir daha yapacağına ihtimal verdim. Doğruyu bilmek hakkın içimde bir yerde biri diyor ki “bu sefer farklıydı.” Olsun. Ben her ne olursa olsun, bir fiske daha savaşmaya güç bulamam. Üfleseler yıkılacakken iyinin ihtimaliyle yol alamam. Sevmiyorum evet haklı olmayı… Haklı çıkmayı daha çok sevmiyorum ama… 


Bu son okuduğun, son okuyuşun olsun, bir daha buraya uğrama. Bu olan da ikimize de ders olsun. Hayat boyu hissi kalacak büyüklükte bir ders: Ben kimseye izin vermem, sen de kimseyle oynama. Seni bilemem, bir zaman düşüneceğim bu olanları ben. Sen yeterince düşündüysen, düşünme artık, sal.


30 Kasım 2021 Salı

yazmak

 yazı makinesi değilim ahmet mithat gibi; yaşam makinesi de değilim, corbusier elinden çıkmadığım kesin. makine değilim işin aslı, kalemimin dokunuşları yaşamıma bağlı, ve belki yaşamım buna bağlı... hayatı görmeden yazacak olsam ne yazacağım, kendimden dem vursam nereye kadar, eski okumalarımdan demlesem bi insan kaç adamı idol tutar?


okumuyor olduğumun kamuflesi başka amma, okunuyor olmak okunmuş olana öykünmekle mümkün olmamalı kanımca. e kendin kalem tutacaksın o halükarda. gevşek bırakırsan da düşer kırılır kalem, sıkı tutarsan da. göz kalemi zarifliğinde yaşayacaksın hayatı, parmak ucunda yürüyüp postal izi bırakacaksın yollara.

makine değilim ben, sen de değilsin; hatta bazıları insan bile değil. evliya çelebi'nin seyyahlık lütfuna eriştiği gibi anlatmak lütfedilmiş ellerime, ziyadesiyle. bin görmeye bir kelimeyi zor zanaatle, kıt kanaatle bulan ellerim de seyyah değilse bile seyyar bi yerde. "git; gez, göz, arpacık; lakin vurmadan önce gör! bakanlardan değil, vekillerden hiç değil, görenlerden ol! ol ki anlatasın, ol ki buldurasın, bildirilmeyenleri! sen ki okuyan olamıyorsan, okutan ol; sana okuyan illaki bulunur. ne olursan ol, yaşıyor ol neticede"

yazıyorum, yaşıyorum ama önce. bundandır sürüyor biraz yazmalarım. düz yürüyemiyorum, ondan da yolum uzuyor; uzayan yollar hayli üzüyor. kabulleneceğim bunu, çünkü yaşama yolum bu
4  0

9 Aralık 2017

29 Kasım 2021 Pazartesi

Anlatmak İstediklerim

 yine kimse duymasın istediğim laflar dönüyor ağzımda. ucu ucuna denk getirebildiğim bir hayatı yaşıyorum, zorlana zorlaya, ittire kaktıra.. bu ara elim kaleme öyle sık düşüyor ki, dizlerimin kanamasına anlam veremezsin, zaten dizimden bacağımdan yukarı, elime parmağıma bulaştı marazım. yorgunluğum terk etmedi bunca hayat boyunca bi. soruyorum hayat, ne olur benden? uzak dur ne olur benden desem, bi cinayete mi mahal olsun sayfalarım? siyaha boyanır, kurşuna bulanırdı hep maviye hasret yazdıklarım... kana karışacak, sana sataşacak, savaş çıkaracak gibiler bu ara oysa.

bana bakınca bir kadın görüyorlar, vuruk kırık buruk yanık kadın... kafiyelerim çoğaldıkça karışsın kafan. laf ebesi bir zibidi büyücüyüm ben, zihnine gün be gün tesir eden. senin için hesaplarım hesaplamaya da; hesaplarım kitaplarım, çevirilecek dolaplarım, üç kağıtlarım, yaprak dönerim... yaprak da dökerim.. en çok da döker saçar, içemez ama sıçar, mahvederim ya bildiğin gibi değil. arabesk ingilizce bir halim var, en trajikomiğinden. öleceğim kederimden ama sırıtıyorum da bi yandan.
sağdan soldan bi laflar duyarsın benle ilgili, inanamazsın! yahu allahsız, sen benle yemiş içmiş, az çok tanımış adamsın, nasıl bir alıksın da asılsız astarsız saçma sapan laflara kanasın? neyse beni boş ver de ben zordayım. azer bülbül titrekliği, nöbetlerime denk bu ara. ağzım kusmaya aşina oldu iyi mi?
yazamıyorum neden biliyor musun? çok yüksek sesli müzikler açıyorum, en çetrefilli konuşmaların arasında yazacağım diye uğraşıyorum. düşünemeyen beynim daha da düşünemiyor. öyle kolay kopuyorum ki bağlamdan, öyle adapte olamıyorum ki kendime; ben kimim be!
daha yazamayacağım, gönül yazayım istiyor da ayağıma kramp giriyor. ben geride kalan olmaya alışkınım, yine geride kalan olurum. siz gidin ben bu savaş meydanı atmosferlerine müptelayım, ya da alık çocuk bir velet işte.. ne dersen de

25 Kasım 2021 Perşembe

çirkin bir itiraf

 bundan hoşlanmamama rağmen zeki olduğumu düşünüyor çoğu kişi. ortalama zekam, herkes gerizekalı olduğundan göze batıyor sanki. neyse en azından mantıklı ve makul olduğum konusunda hemfikiriz. anlayışlı ve saygılıyım sonra. grup seks yapanla da, lezbiyenle de, faşistle de ya da her ne dersen de, o güruhla da; saygı sınırları içinde eleştirel yahut olumlayan konuşmalar yapabiliyorum. insana başta karakterine ve insan oluşuna göre değer veriyorum, hatta çok değer veriyorum. değer verdiğim insan için uykusuz kalırım, aç kalırım, yalnız kalırım... işte ne gerekiyorsa... güvenilirmişim sonra, hoş bu da hiç hoşuma gitmiyor ya. güveniyorlar bana, anlatıyorlar, her şeylerini hem de... eğlenceli miyim onu fazla bilmiyorum ama ispanyol oktavında kahkaha atabiliyorum, ve ben karşımdakinin espirilerine güldükçe o da mutlu oluyor. bu da benim mutlu etme stilim. sonra arar sorarım, vefalı sayılmam ama beş yıl sonra da olsa o telefonu ederim. verdiğim sözü illa ki tutarım. geç kalmayı bekletmeyi hiç sevmem, durduk yere de gecikmem. bilerek gecikirim, sana ayar olduysam. derdimi tasamı da anlatmam sonra. bi derdim olduğunda kendi içimde yaşarım, bulaştırmam sana. kendi kendime ölürüm de 'ne güzel yaşıyorum be' derim, anlamazsın. gerçi hisseden biri var, ama ondaki bu hissiyatı körelteceğim.


biraz da kötü özelliklerime gelelim. değişken bir ruh halim var, elli duyguyu bir arada ve çok uçlarda yaşıyorum. sürekli gergin ve kızgın bir halim var. dediklerine göre sürekli trip atıyorum. beni anlamak çok zor, çünkü suratımda mutluyken de mutsuzken de ayarsız bir gülümseme var. çok bilmiş geçinirim, karşımdaki anlamayacak gibi her şeyi ayrıntılarıyla anlatırım. çok laf cambazı olduğumdan insan içinde karşımdakini rezil etmek işten bile değil benim için. üstelik bazen sana dediğim lafın ne anlama geldiğini bi hafta sonra anlarsın, öyle de ince döşerim. hakikaten zor insanım. kimseden ölüyor olsam yardım isteyemem, kahrımdan ölürüm. sonra bunu göremiyorsun diye içerlerim. 'neyin var yaprakcım?' dersin, 'siktir, amk keli!' derim. ama bi gün önce sen hastayken sana sarılmış tüm gece acını paylaşmışımdır. bu sebepten ne vazgeçebilirsin benden ne de beni sevebilirsin. bana 'seni seviyorum' dediğinde kendini inandırmak için demişsin gibi gelir, inanmam lafına. kötü laflara cevabım hazır, ama biri bana iyi bir şey söyleyince anama sövmüşler gibi tepki gösteriyorum. biçimsiz ve kendini beğenmiş bir şeyim. üstelik çok da çirkinim.

bu yüzden iyi özelliklerimin hiç bir anlamı yok. hatta kötü özelliklerimin de... çevremde hep çok fazla adam oldu. popüler yalnız bir tiptim ömrüm boyu. erkek arkadaşımın çok olması, en yakışıklı en peşinde koşulan adamlarla gezmem; rahatsızlık verdi kadın kesime. ama bilmiyorlardı ki ben çevremdeki tüm adamlar için mahmut'tan farksız oldum. tüm ters davranışlarıma rağmen en çok benim yanımda iyi hissediyorlardı. şevkate ihtiyaç duyduklarında bi kadın, sonrasında karı kız konuştukları bi mahmut oluyordum. her iki şekilde de iyi geliyordum. çünkü ben özür dilemeyi de bilen toleransı yüksek biriydim. insanların fazla hareketlerini hep sümen altı edebildim. bundandır bazı arkadaşlarımı terk ettiğimde bile, kimse hakkımda kötü konuşamadı tek kelime. nitekim anlayışım, "arkadaşım" yaftası yememe sebep oldu. ben bitaneydim, hayatlarıydım, canlarıydım... sevdikleri kadın olamadım. ama takıldıkları kızları iyi dinledim. hee, takıldıkları hiç bir kız da beni sevmedi. çünkü askerden yeni dönmüş gibiyim.

sevilmiyor olmak benim için bu denli problem değildi önceden. ama hayatımın bu döneminde bir adamın varlığına ihtiyaç duyuyorum. bana 'fuckbuddy' olmayı teklif etmeyecek bir adamın varlığına. duygusal bir şey değilimdir aslında. ama sığınmak istiyorum bi sefer olsun. karşımdakine hiç bir şey vaad edemeyeceğimi biliyorum. belki geçicidir bu his, boşluktayımdır.

aptal kadın hormonlarımın bu kadar devrede olması alışkın olduğum bir şey değil...


(böyle de bitirmişim yıllar evvel)

17 Kasım 2021 Çarşamba

Babama

Aradan zaman geçiyor, geçmez olur mu? Gündemim değişiyor, ben değişiyorum. Sokaklarda gezen ben gitti, kilo verdim gücüm yok. Oturuyorum ben de. Ah ben, tamamına vakıf olamadan ayrıldım o şehirden. Eski derlerdi, hakikaten eskidi. Belim inceldi, sonra belim koptu. Yine de o çabalar sonuç vermedi. Kadınlığımı sorgulayan adamlar okuyor buraları sen okumazsın.

Bir daha dönmemek üzere yola çıktım, eski şehrimi geride bırakarak... Mavi gözlü şehrimin mavisinin siyaha döndüğü yerlere. Geri dönmemek üzere ettiğim yeminleri bozarak, kendi üstümü çizerek; sildiğim adam için, babam için. Denize hasret üvey çocuğu olduğum mavi gözlü şehrime, bir mavi gözlüden sebep bir dönüşüm oldu. Şehrin bana bir bakışı var, böcek aynı böcek.

Yoldayken yine sıra sıra şehirler geçtim, bir yerde sana rast geldim, karşıdan. Geceydi, lambaların sönük. Uyku arasıydı, kim bilir nerdesin? Eminim ki Kütahya yolundan ötedesin. Tek tük bir iki ocak. Yaz vakti bile soğuksun ki, kızgın közler seçiyorum bakışlarında. Isıttığın bir kaç göz oda. Sokakların yine soğuk. Montum yok, çıkamam yola. Bakıyorum öyle anca. Daracık sokakların, toprak. O önceden gördüğüm meydan ne küçükmüş meğer, kenarında bir çeşme kuru. Evlerin tek düze ve esmer, irili ufaklı üst üsteler. Sana dair her şey bütün, bir parça alsam dağılacaksın, alamıyorum seni. İşgal edemiyorum o yeri. Su yansıması gibi bir şey alıyor o sıra gözümü, inceden gülüyorum alaycı. Sende suyun işi ne? Ama orada basbayağı bir göl var dikkat edince, bak Allah'ın işine. Yaklaşıyorum, sakalların. Saz gibi örtmüşler gölün ağzını, göl desen ağzın. Kuğular var, bu saatte bu mevsimde oradalar, dişlerin. Dudakların görmediğim bir yerde bükülüyor bana, hor gözle bakarak. Gözlerin her yerde, git şehrimden dercesine. İç çekerek göğe baktığım yerde karanlık kümeler halinde saçların, dalgası kaotik. Sende kaybolmayı o kadar isterken, hiç gelemediğim seni o kadar iyi biliyorum ki. Yolcu arabasının içinden şehrine bakmayı sürdürürken kaybolmuyorum sende. Ustaca kullanıyor arabayı şoför, her kimse. Ne olmuş yol dümdüzse? Ben de düz yoldaydım, kontrolümü sende kaybettiğimde.  

Zamanında görmediğim şekilde görüyorum seni. Sandığım boy pos yokmuş, o kadar da uzun boylu değilmiş. Omuzlarının heybeti, dağından taşındanmış. Köprücüğün, boynun, elmacığın, her türlü kıvrımın sivriymiş, kayalıkmış, sarpmış. Metropol sanıp kaybolduğum sen, yol üstünde bir köymüşsün. Uyuklarken gözümü araladığımda, anlamadığımda; bendeymiş hata. Ağaçlık yerin bile yokmuş mezarlığından başka. Bozkırmışsın sen. Yolsuzluğun, yeşermene imkan vermeyen inandındanmış. Ben de seni ne sanmışım!

Kolumdaki artı senden değil ki, eksi de senden değerli. Dövmem olsan çok olmuştun silineli. Sen bir şehirsin, belki arada gelir geçerim. O kadarlık hükmün kaldı, eski hükmün bitti.

Şimdilik babam da bildiğin gibi, iyileşmedi. Demek daha gidilecek yolumuz var, gidelim baba



10 Kasım 2021 Çarşamba

Ah

Moralim bozuk. Yaralanmış bir yaban domuzunun morali kadar bozuk. Canım burnumda, sol koltuk altımda alev gibi yanan bir yumru. Her zamankinden çirkin suratım. Her gece loş ışıkta aynaya bakardım, bakmadım bile bu gece. Sağıma yattım ama sanki kalbim sağımda atıyor. Öyle huzursuzum, öyle gergin. Sanki azrailin derdi canımla da, bir sebepten ulaşamıyor; ulaşamadıkça zulmediyor bana. Başımın sağına dolan bu dert. Kusasım geliyor, midem hep ağzımda. 


Avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum, bir sürü el var ağzımı kapatan. Elimi kolumu bağlayıp beni kapatmalarına çok az kaldı. Gevşeyemiyorum, ağlayamıyorum. En son o kadar saçma bir şeyden ağladım ki… Hep böyle yapıyorum. O sefer de onun yüzüne yüzüne ona yazıyorum dedim. Yazmıyorsun dedi, yazıyorum dedim. Biliyordu, biliyordum, yine aynı şey oluyordu. Bu dünyada kimse bana tahammül edemedi. Hep korktular benden, hep istemediler beni. 


Bense istiyorum. Elli ayaklı bir istek bu, karşımda duruyor, yüzüme bakıyor. İsteğimse şu: ölmek istiyorum. Artık ızdırabım sona ersin istiyorum. Çamurun içinde cebelleşmekten canıma doydum. İlk kez öleceğimi bu kadar iyi biliyorum. Artık bu bedeni sürüklemeye gücüm yok. Ters giden her şeyle baş etmeye. 


Berbat bir hayat yaşadım, bu hayatta hiçbir şeyi başaramadım. Kazanamadık, kendim olamadım. Ne para gördüm, ne itibar gördüm, ne sevgi gördüm… Tüm dünya nimetlerine kördüm, sağırdım, dilsizdim sanki. Ben bu dünyada çok çektim. Çok yas tuttum. Her şey çok zor geliyor, dayanamıyorum. Öleceğim için sadece bir zerre üzülüyorum, o da bomboş yaşamanın utancından. Utanıyorum. Kendimi makinaya bağladım, o da işe yaramadı, nefesim yetmiyor, çok utanıyorum. Çok kötüyüm. Her şeyi düzeltme şansım olsa yine ölmek isterim, çünkü artık gücüm kalmadı. Vallahi yapamam vallahi


Al beni artık, bir saniyeye gücüm yok

4 Kasım 2021 Perşembe

Bi buçuk

 Bu dünya başımı döndürüyor. Tutmuş bir şarkının melodisini söyletiyor. Bu dünyada iç basıncımı arttıran bir denge var, bir mevzu dönüyor. Ne olduğunu bilmeden zorlamama sebep olan bir güdü var içimde baş edemediğim. Bir mengenenin içinde, kolu gevşetmek için kolum da uzanmıyor. O kadar uzun boylu değil demek ki. 


Sorum sana, soruyorum. Sınır nedir? Sorun şu ki ben aralıksız dört ay düşündüm bunu. Aralıklı ne kadar zaman kim bilir. Sınır nedir? Senin sınırın ne, ne kadar yaklaşabilirim? Biliyor musunuz ki ben o çizmeyi aşarım, o kalıptan taşarım, o kurallarınızı sallamadan hem de bunu saklamadan yaşarım. Sınır mınır tanımam. Siz kimsiniz yine? Kimle kavgam? Bi bitmiyor bitmez olasıca davam. Ne mahkemeymiş, ne hukukmuş! Sayın savcım, hakim olamıyorum! Ne kendimde ne karşımda… suç kimde çözemiyorum. Adaleti sağlayamıyorum içimde, dışımda, yanımda, yöremde. Kelimelerimin üzerinde gezen kara sinekleri de kovamıyorum, dolanıyorlar öyle. 


Ben elim kalem tuttuğu, içim dert yuttuğu gibi başladım şu yazmalara. Evveli mektup yazdım ama. İlklerden vazgeçilmiyor besbelli. Ben de 19'u bitirip 20. seneme başladım şu yazmada, kalem düştü elden dijitale döndü sayfa; yine de iktidar öyle kolay bırakılmıyor. En kadim dinmiş gibi önünde diz çöküp eğiliyorum kelimelerin. Bir ses geliyor göğü delip: "seni and olsun ki yaz diye gönderdik." Yazamaz elim isyan, dönemez dilim geri vites peşinde. Ben el frenini indirmeyi neden unutuyorum?


İnce bir lafımı görünce, cümlelerde geriye gidiyorsun: "Bunu yakaladım ama yakalayamadığım ne gibi laflar etti diyorsun." Ben ilk ne vakit kaybettim bilemem ama şu an bir kaybedeşim var aklımda: "Yaprak bazen bir laf eder, gülersin aradan vakit geçer, otobüse biner Kütahya'ya gidersin, uyur uyanırsın… Sonradan ne dediğini anlarsın." Bu cümle kurulduktan sonra yine güldüklerinde ben kaybettim, herkesi. Daha fazlasını da kaybetmeyi istedikçe kaybettim, Hansel'in ekmekleri gibi yola serdim insanları, insanlığım kalmadı. Üstün tüm özelliklerimle bakıyorum, ben suya atılmış da saplanmış keskin bir kaya parçası oldum. 


Saplanırım bilmezler, ben yüz gece uyumam ki o davamın olduğu bir kişi uyumasın, o gece beni dava yapsın. Benim uyanık kaldığım iki gecede, iki gece üst üste aynı kişi uykusuz kalmaz. Hep başkadır aklına girdiğim, hep başkadır aklına soktuğum. Kimi üzgündür, kimi kızgın çünkü ben hep haklıyım. Dünyada hak yaratılmadan ben vardım. 


Bu metinde yalnız başımayım, kilom az, kocaman elmacık kemiklerim var. Saçımı iki yandan ördüm, şuh filan değilim. Kimin bunu okuyacağını biliyorum, öyle hayalleriniz olmasın. Maharet sizde olsa yazdırırdınız, yazdırmıyorsunuz. Bense o yarısı Emniyet tarafından el konulmuş caddelerde Ahmet Mithat'ın kaybedişini idrak ediyorum, sonra camdaki yansımama bir bakıyorum hayır, Saraçoğlu'ndayım. 


Ben sevmem, kazanmak zorundasınız ve hep kaybettiniz. Değer öyle kolay elde edilmez. Siz Cumhuriyet'in de kıymetini bilmediniz. Günahı İzmir'de "İzmirliyim" diyene kestiniz. Bu saatten sonra korkma. Herkes bilir, ihanet ettiğim insanlar da, benden sıkı sır tutan yok dünyada. Ben kendim bir sırım. Bana dair ne varsa yüzümdeki lekelerle gizli zaten.

14 Eylül 2021 Salı

zarif

 Beni uykudan alıkoyan birçok meseleden biri olarak geldin yerleştin sen de baş köşeye bir yere. Bu hayatımın en körlemesine deneyimi. Gözüme bağlı bir kuşak varmışcasına görmeden düşüyorum üstüne üstüne. Sana yazmamak için direndikçe istek beynimde bir yere değdi, gerekli hormanlar harekete geçti ve tüm vüduduma yayıldılar. Parmak uçlarıma kadar ulaşan bu histe yadsınamaz bir etkin var. Harf harf yazmak sana dokunurmuş gibi hissettiriyor. Sana dokunuyor olduğumu düşünmek içime dokunuyor. Bu buruk his ne karmaşa ki; bir yandan içime sığmayan içim, bir yandan bir düğüm gibi, bir yandan içimde bir heves, bir yandan dur der gibi. Bir dağınık kadın bırakıyorsun arkandan, bir kere bile arkanda bırakmamışken hem.


Bitmez bir yolun ötesinde sen, ellerini üzerimde dolaştırabildin. Varlığını hissettim, kokunu aldım, içime çektim, biat ettim. Biz kilometrelerce uzunlukta bir meydan okuduk birbirimize uzaktan bakarak. Meydanı birbirimize okuduğumuz noktada savaş çıkıyor aramızda, alev alıyorum, sen bir yangınsın. Hangi ateşin beni böyle saran anlamıyorum, ellerimi omzuna koyduğumu hayal ediyorum. Senin elin de belimdeymiş gibi dans ediyorum kendimle. Kendimi senin ateşinde köz olmuş bulmalıydım, kül ediyorsun. Beni üflesinler içine dolayım istiyorum. Parmak uçlarından bileğine, kollarından omzuna, boynundan ağzına gezinmek; içinde dolanmak hayali kuruyorum. "Kendimi sana bırakmam, sen bana esir ol" dedikçe kavgayız birbirimize. Sırtında benim izlerim olsun, boynumda senin izlerin diye düşünmekten başım dönüyor. Bu yoğun tutku bacaklarımı titretiyor, yutkunuyorum, nefesim düzensizleşiyor. Ellerim saçında dolaşsın kördüğüm olsun, sakalına girsin kaybolsun istiyorum. Durdurmaya çalıştıkça uyanamadığım bir rüya gibi sardın beni, sanki boynundan bir nefes alsam yaşayabilirim. Gözümü kapattıkça önümde beliriyorsun, gözümde büyüyorsun ve ben hayran hayran seni izliyorum…


Sanki senle öylesine bir şeyden konuşurken kahve içiyoruz, balkondan aşağı bakıyoruz akşam üstü. Sigaranı yakıyorsun, sen içerken ben bir şey anlatıyorum, gülüyoruz beraber. Gülüşümüz biterken sigarayı alıyorum elinden, şöyle bir sana bakıp derin bir nefes çekiyorum sigaradan, beni izliyorsun. Sen de ciddileşiyorsun, dikkatle bana bakıyorsun. Sigarayı ağzına yerleştiriyorum, dumanı dışarı veriyorum, pür dikkat sana bakıyorum. Ağzında emanet duran sigarayı yeniden alıp öpüyorum seni. Öyle güzel görünüyorsun ki… Bütün kavgamız, bütün kaygımız bitiyor, anlamlı tek şey o an oluyor. Akşam üstü serinliği yerini kor alevlere bırakıyor… Bu istek gözümden yaş gelmesine sebep oluyor, sana nerden değdim? Bu kadar dokunulmaz olan sana nasıl değmiş olabilirim? 

Şartlar farklı olsa ne olurdu bilmiyorum, belki o zaman sana değerdi

29 Mayıs 2021 Cumartesi

iki çeşit ölüm

 Ne oluyorsa olsun yeter, benim artık içime sığmayan hislerimden bahsetmem lazım. Bu metinin içinde bir kişi bile yok. O kadar ıssız ki bu metin, kimse yok burda, ben bile yokum. Başıboş bir vahşi yaralı hayvan gibi mezar kazıyorum kendime, sürekli başkaları düşüyor içine. Ben ölüm istedikçe başkaları ölüyor, benim canım yanıyor. Çekiyorum elimi ateşten, aradan zaman geçiyor elim yine ateşi buluyor, ne elim mesele. Ölenler arttıkça diyorum ki "tamam yetti, cağırmam daha da seni" Biraz zaman geçince yine dönüyorum etrafında pervane gibi. Çok istiyorum ölmeyi.


Şimdi ölsem otopsi ederler, saçımın bi kısmını tıraş edip beynime girerler. Ah doktor, kalbime girmeliydin! Orası ne güzel havadar, ferah, cereyan yapıyor, bomboş… İşi gücü pompa sonra, dur durak da bilmiyor. Kaçakçılığı var biraz ama olsun o kadar… Beynimle ne işin var? Orası karmaşık, kaybolursun, kendini bi daha zor bulursun, iflah olmak ne demek iflahın kesilir. Yazık olur sana bi Latine benzeyen kıvrımlar arasında, kıskıvrak yakalanırsın. Oralar çok tehlikeli, sana gelmez. Kuş beynimi boşver, kara bahtlı kara başımı unut, gözü kara olmamla başa çıkamazsın, kara yerim çok kesemezsin… Kesme, en çok bundan hoşlanmam. Bırak anlatayım lafa girme! Ama balık beynin diyeceği lafa hakim değil, unutmak korkun. Haklısın, unutkansın, unutuyorsun, unuttun… Doktora çok yüklenmedim, korkmayın.

Çok dosya inceledim çok. O kadar şey biliyorum ki aklınız almaz. Hayatımı değmeyecek çabalara harcadım ben hep. Bugün bir dizi izledim, o karakterin yerinde ben olsam iyi biri olacağım diye tüm işleri batırırdım. Yeterince kötü olmadığında insanlar seni çiğner ve ben hep morluklarla gezdim. Öfkem bir barikattı, yıkanlar kendilerini hep kahraman saydı. Ben makinayım, inşaat makinası, hep unutuyorsunuz. Kırarım


Her suçu ölenlere atarım ama kendi öldürdüklerim de gerçekten suçum yok. Ben yeterince öldüm, kimse beni öldüremez. Öldürmeyecektiniz! Benim oturduğum masanın kıymetini bilecektiniz, çünkü ben bi köpekbalığıyım, geri gidemem, kalkarsam kalkmışımdır. Bı düşünün "yapmam" dediğim neyin, yapsam bile işe yaradığı görülmüş? İşe yaramaz!


O kadar çok öldürdüm ki sayısını bilmiyorum, yapayalnızım. Şu saatin ardından kalabalığa da inanmıyorum. Ondan ölmek istiyorum ya. Benim öldürmediklerim gerçekten öldü ve arkada kalmak gerçekten çok acı. İhtiyacın olduğunda kimsenin yanında olmaması da öyle. Herhalde Amerikan gençlik dizilerinin etkisinde çok fazla bel bağladım insanlara. Gerçek üç beş kişinin varlığına çok bel bağladım. İnancım beni geceleri yatmaktan alıkoyuyor. Ve ben artık düşünmek istemediğim çoğu şeyi hâlâ düşünüyorum. Bitsin artık.


İçim o kadar dardı ki iki çeşit ölüm sığmadı, birini bari çıkarayım istedim üstümden. Sağından ve solundan iki elimle tutup yukarı doğru çıkarırken, boynuma dolanıyor; güç bela kurtulduğumda çıplak kalıyorum. "Bu metni her kim okuyorsa karşımda onun olduğunu biliyorum" dememi bekliyorsan çok beklersin. 


Benden bir şey beklenmesiden öyle  sıkıldım ki, güçlü olduğumun söylenmesinden örneğin. Güçlü olduğumu biliyorum yine de benden korkmanıza anlam veremiyorum. Korkaklara ayrılacak vaktim yok. Zaten aslına bakarsanız benim kaybım çok derin ve artık düzelmeye çalışmıyorum. Yine de korkum yok. Korkmuyorum siz de hiçbiriniz korkmayın. Bunu lafta da koymayın, gerçekten korkmayın. Korkarsanız aşinası olduğunuz eski sokaklara döndüğünüzde vurulduğunuzu görürsünüz. 


Ben bunu itiraf ettim. İtiraf ettiğim kadın farkındaydı. Aramızda kalır mı bilmiyorum, ama her kimden duyarsam inkar ederim. Çünkü öldürdüm ben onu, o yüzden suçu hep diğerine öbürüne başkasına atıyorum. Suçlu sensin bunu bil. Bıçakla kendini, geceleri benim elimi bulan bıçakla yap bunu. Belki yeterli gücü bulursan bana da sallarsın, arkadan. Vurulmaktan da korkmuyorum, vuracak babayiğit de kalmadı. 


Neyi beklediğimi hiç bilmiyorum. Ne olmasını bekliyorum yani? Beklentiler bunca zaman üzmedi mi? İşin tuhaf yanı beklemiyorum da, gerçekten umutsuzum. Peki neden ölmüyorum? Yeter artık aldığım nefes, gel cesaret

26 Nisan 2021 Pazartesi

sarpa sarmak

 dev gibiydim eskiden. uzun saçların bedeli boydan vermektir belki de. her şeyin bi vergisi var her şeyin. verilecekler arttıkça bi sıkıntı zuhur ediyor insanın içinde. bi seferinde gofret almıştım. sadece senle ben yemiştik. diğerlerine bozulduğumu gördüğünden miydi bana eşlik etmen, yoksa sevdiğinden mi hala bilmem. böylesin biraz: ortalıkta sümüklü bir çocuk görünce burnunu siliyorsun.


ben ne yapsam bilemiyorum, ne yazsam bilemiyorum. zaten genelde bilmezler, herkes aynısını der. ne yaptığını bilmeyen birini kim ne yapsın? eylem önemli eylem, hemen orda bi yerde bi çav bella çalmaya başlıyor. çalsın, daha çalınacak o kadar çok şey var ki. arabesk olamamak için boşa bi çabam var. seviyorum o çabayı, dışardan komik görünüyor. benim gibi… çabam gibi.


ne yaptığımı bilmek ister misin? su içiyorum, evi temizliyorum, pilav yapıyorum. yumurta yerken seni düşünüyorum. zeytin asla yemiyorum mesela. içinde gizli kapaklı işler döndürdüğüm mavi kapaklı bi defter de bende vardı. onu atmadım ama onun gibi çok fazla atıp yaktığım oldu bu süreçte. düşündüm desem yalan, düşünemedim, basmadı kafam. daha da doğrusu almadı kafam, hayal edemedim.


mızmız olmayacağım, güçlü olacağım dedikçe şuursuz oldum, belki beraber olduk. kendimize kurallar, yasaklar koyduğumuz yetmedi; setler, aşamalar, süreli görevler de koyduk. evdeki hesap eldekini tutmayınca da sevemedik hayatımızı, hep eksik hep gedik geldi. çünkü olanlar zordu, çoktu, ve yapabileceğimiz bir şey yoktu. olduğunda da yaptıklarımızı yeterli görmedik. bi şekilde sarpa sardık, sarpa sardım, sarpa sardın


ne dediğimi pek bilmiyorum, ama ne hissettiğimi iyi biliyorum:

seni seviyorum, iyi ol


18 Nisan 2021 Pazar

sana

 Herkes her şeyle ilgili iddialı konuşabilir, kulağa çok makul gelen laflar edebilir, sizi hiç aklınızda yokken kendisiyle ilgili bir fikre ikna edebilir. Her an her şey olabilir. Beyninizin pıhtı atan yerindeki erezyonda seneler sonra glioblastom oluşabilir, kireçlenen kalp kapağınız kan kaçırabilir ve bu sadece diş hekiminin meselesi olabilir, bi de sizin. Kalp biraz stresli bir organ, mesaisi çok vardiyası yok, bazı kriz anları yaşayabilir. Balkondan kurumuş bi yaprak gibi düşebilirsiniz, kaburga kemiklerinizin verdiği acıyı başkaları ne bilsin? Yaşamadan bildiğini iddia etmek mümkün mü?

Ölüm hakkında iddiada bulunulabilir. Herkesin başına geleceğiyle ilgili. Sonrasıysa bilinmezlik. Kötü olan mı daha kötü bilinmeyen mi? Bu sorunun soruluş şekli hep kötü gelir bana. Düşündükçe daha sıkıcı konularda konuşmak isterim. Mesela kafam yeterince doluysa, tüm gün temizlik yapmak beni kesmemişse, yağan yağmur topraktan o şahane kokunun gelmesine yetmemişse… 

Ben bazen otel odalarını düşünürüm, bazen hastane odalarını, bazen sabah uyandığımda beni hayrete düşüren odaları. İnsanlar hakkında haddinden fazla düşünürüm. Mustafa’ya yüz vermem ama balık ve portakal sevdiğini bilirim. O kadar çok insan hakkında o kadar çok şey biliyorum ki. Bazen bu kadar berbat bir hayatım olmasının sebebinin bildiklerimin diyeti olduğunu düşünüyorum. Sanki hepinize lazım olandan fazlasını ben biliyorum, bu cahilliğin sebebi benim ve bundan dünya sırtıma yük. 

Bi süre daha taşıyacağım ne yapalım. Kalabalıklar içindeki yapayalnız kadın olarak aslan gibi, Atlas gibi başındayım görevin, mesaisi çok vardiyası yok.... Çok kriz anı yaşandı, defalarca… Belki de kalp kapağım ondan kireçlenmiştir: bu dünyaya ve insanlığa çok kırgınlığım olduğu için.

 Velhasılı benim arkadaşım yok, sırdaşım yok içimi dökebildiğim. Kimsem yok, kimsenin gerçekten umursadığı biri değilim. Cenazem olsa gelen olmaz, gelen olsa çıkışta takar kulağına kulaklığını dinler kendi dalgasını, kaygısı ben olmam. Bu dünyada bi Allah’ın kulu beni  anlamaz, çözemez, ben deneysel biriyim, sonucum belli değil bi kere, devam ediyorum. Devamında benim yakın arkadaşım da yok, dostum da yok. Eskiden telefon defterini iki tur döndürürdüm arayacak birini bulmak için yine de bulamazdım. Bulsam da ne anlatacaktım, sorunlarımı anlatmayı beceremeyen biriyim. Uğraşa uğraşa cümleler kursam da dinlemezler, yazsam da okumazlar, okusalar da anlamazlar, anlasalar da söylemezler, söyleseler de bir şey olmaz. Benim yalnızlığım öyle tahayyül edilecek bir şey değil, bu bir isyan da değil, ben kabulleneli beri zaman kavramımı da umudumu da zaten yitirdim. Öylesine yaşıyorum. 

Demeye çalıştığım bu kadar yokluğun içinde bu cümlelerin içinde kendine bakınanlar olacaktır, umduğum yada ummadığım insanlardan “bir cümle de bana yok mu diyenler” vardır, bilirim. Ben herkesi ve her şeyi geçmişte bıraktığımdan yazamaz bile oldum zamanla, cümlelerimde kimsenin yeri yok. Yalan değil belki seni de yazmazdım, ama seni içimde bir yerde anmayı durduramazdım, sen arkadaş değilsin. 

Düzelmeni, kendine gelmeni, kafanı ve kendini toparlanmanı bekleyeceğim; birincisi çok zor, ikincisi imkansız değil


29 Ocak 2021 Cuma

ucuz

 Elimin gitmediği, aklımın ermediği yetmezmiş gibi bi de kafiyeyle aram iyi. Kafam iyi ki bu tezatları mezatlara ucuza sarıyorum. Kafam iyi ki zaman kitap dinlemeden hala bazı şeylere vakıf, yoksa benle mesele çözmek mesele. Misalen sürümden kazanma meselelerine basacak kadar sakin bi kafam olmadı hiç, ben genel olarak kaybediyorum. Evveli üç sene var, elim kalem yüzü görmedi. bu geçmişten bahsetmeye pabuç dilim yok, laflar kesat. Kelimeyi de seneler evvelden tanıdık gelmiş gibi iyi döndürdüğüme bakma. Ben dik lafları eğik adamlara heba ede ede, türlü ortamlarda kendimi pazarlık masasında göre göre, gemini de demini de aldım söyleneceklerin. Şu saatin ardından bacaklarımı açılı koyarım ki masaya, tüm kartlarım açık olsun dağıtılacak yeri kalmasın ortalığın. Kalemin onca vakit ardından yine keskili, lafın yine kısa tesirli, üslubun ters, mizacın sert, huyun huy değil… Boyun boy boy olmaya da yüzün kirli, suretin çirkin, silüetin avel, kafan havai… Kendime diyeceklerim duyacaklarınız oldukça açık kitap, ağır ceza oluyorum. Lügatını bilen, parmağını gezdiriyor üzerimde, oynuyor benimle. 

Sen beni ne kadar elledin? Dokunuşlarınla neyi kastettin? Duymadığım neler söylemiş olabilirsin de bu meselenin hepten haksız, kökten dincisi benim? Nasıl şerii olabilir komünist/romantik hükümlerim? Ettiğim aşifte laflardan ileri açık olduğum da oldu zamanında, duymadıysan görmediysen ben olamam sebebi. Senin aklın havadadır, başın beladadır, yolun uzağadır, ne mesafede duracağından haberin yoktur. Bilmiyorsundur. Bu kadar tecrübesiz olabilir misin? Anlattıklarımı üstüne almıyorsundur, ama eşek gibi biliyorsundur içinden de. Bu kadar cahil olduğun gerçek. 

Yaşı kemale ermenin miladı bu devir. İsa gibi buhranındayız dönemin. Kafamız karışık, hava soğuk, sayılarla aramız, üçe beşe bakacak halimiz yok. Rahatsızlığından kopamadığımız zevklerin aşina hisleriyle sarılı sarhoş bir suni ruh halinin içinde eşlik ediliyor bu ara bu gibi söylemlere. Bu işin raconlarını hep ben yazdım siz uyurken. Tetikteyken hep sırt üstü yattım. Uyanık geçinen halinize hayret ediyorum, bazen birilerinin evini karıştırırken buluyorum kendimi, yakmaya kıyamadıkları evlerini… Yerle bir edişim seni üzüyor mu? Bire kadar sonsuz bir yol var, üzüntüne ancak belirsizlik referans olabilir. Kimi şahit tuttular, neyi zabıt gösterdiler senin umrunun dahilinde değil. Beni kayıp kutusuna koyduklarında, kimse yokken… Ben boşanalı hayli oldu, bi kaç çocuk aldırdım, babalarını tanımam etmem, yolda görsem ayırt etmem mümkün değil, kim bilir kim… Büyük lafları da iddiaları da sevmem, çözebiliyorsan çöz istersen. 


Bugün için çok kırık, o yüzden kavga ediyorum. Artık asıl meselelere değmeden etraflarında dolanmayı bayaa iyi biliyorum. Kallavi bi üçkağıtçı kalpazan oldum, basıyorum üç kağıt bazen de beş kağıt