yazı makinesi değilim ahmet mithat gibi; yaşam makinesi de değilim, corbusier elinden çıkmadığım kesin. makine değilim işin aslı, kalemimin dokunuşları yaşamıma bağlı, ve belki yaşamım buna bağlı... hayatı görmeden yazacak olsam ne yazacağım, kendimden dem vursam nereye kadar, eski okumalarımdan demlesem bi insan kaç adamı idol tutar?
okumuyor olduğumun kamuflesi başka amma, okunuyor olmak okunmuş olana öykünmekle mümkün olmamalı kanımca. e kendin kalem tutacaksın o halükarda. gevşek bırakırsan da düşer kırılır kalem, sıkı tutarsan da. göz kalemi zarifliğinde yaşayacaksın hayatı, parmak ucunda yürüyüp postal izi bırakacaksın yollara.
makine değilim ben, sen de değilsin; hatta bazıları insan bile değil. evliya çelebi'nin seyyahlık lütfuna eriştiği gibi anlatmak lütfedilmiş ellerime, ziyadesiyle. bin görmeye bir kelimeyi zor zanaatle, kıt kanaatle bulan ellerim de seyyah değilse bile seyyar bi yerde. "git; gez, göz, arpacık; lakin vurmadan önce gör! bakanlardan değil, vekillerden hiç değil, görenlerden ol! ol ki anlatasın, ol ki buldurasın, bildirilmeyenleri! sen ki okuyan olamıyorsan, okutan ol; sana okuyan illaki bulunur. ne olursan ol, yaşıyor ol neticede"
yazıyorum, yaşıyorum ama önce. bundandır sürüyor biraz yazmalarım. düz yürüyemiyorum, ondan da yolum uzuyor; uzayan yollar hayli üzüyor. kabulleneceğim bunu, çünkü yaşama yolum bu
4 0
9 Aralık 2017
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
iyi düşün