19 Kasım 2016 Cumartesi

kara gün


sakinleşmeden bir şeyler yazacak olsaydım gerçekten ağzımı bozacaktım ve bunu beni bilenler iyi bilir. nefretim bitmedi akşam boyunca, bi uyku hapı salladım bende ve uyku sersemi bir halde yazıyorum şu an. dün Türkiye'de yaşamak istemediğime kesin olarak karar verdim ama nereye gidersem gideyim hiç bi şeyin düzelmeyeceği de ortada. kaçmayacak, savaşacak insanlar lazım ama sistem inanılmaz bir manipülatör. bir uğraş verdiğini sanan insanların, labirentte olduğunu görmek acıtıyor.
ne anlatmaya mı çalışıyorum? şimdi bi hayal kurmanızı istiyorum. kızım seni almışlar, bağlamışlar... vuruyorlar bir yandan çırpındıkça. seni zorla öpüyorlar, salyalarını akıtıyorlar ve bu yüzüne akıyor. vücudunu,  vücuduna bastırıyor baban yaşındaki bir adam. kokan nefesi teninde hatta ağzının içinde, ter kokusu senin vücuduna bulaşmış halde. belki kas koordinasyonunu anlık bozan bi ilaç verdiler, o bunları yaparken hareket edemiyorsun bile. sana bakarkenki hastalıklı halini dehşetle izlemekten başka bir şey yapamıyorsun. seni soyuyor sonra... göğsüne bacaklarına dokunulduğunu düşün. ama gerçekten hisset bunu; üstünde hızlı hızlı nefes alan, senin ondan kaçamayacağın kadar güçlü olan biri var ve az sonra onunla göz yaşları eşliğinde tek vücut olacaksın. o an zorlanmakta olan vücudunun nasıl acıyacağını düşün, nasıl yalvarmaya çalıştığını ama canının acısından konuşamadığını...
şimdi sen düşün oğlum, ayakların yere değer halde yüz üstü bir masaya yatırmışlar seni. arkanda ayakta bir adam var. kalçalarına dokunuyor. bu dokunuşun seni ne kadar rahatsız ettiğini hisset. seni de bağlamışlar yada belki o kadar dövmüşler ki kıpırdayamıyorsun. iyi düşün, bi göğüs kafesi kemiğinin kırılacağı kadar dayak yediğini düşün. pantolonunu çıkarıyorlar sonra... adam senin vüduduna giriyor, vücudunu senden ayırmadan arkasında bulunan koltuğa oturuyor, haliyle sen de onun kucağına oturuyorsun. elinde boynuna dayadığı bi bıçak var belki ve sen ölmemek için tahammül ediyorsun buna. bi erkek olarak seni nasıl incittiklerini, kendini ne kadar kötü hissettiğini düşün. bu arada senin canın bir kadından daha çok acıyor olmalı, çünkü fizyolojin vücuduna girilmesi amacı güdülmeden tasarlanmış. bu sadece bir tahmin gerçi, ruhani boyuttaki acılarınızaysa sözüm yok. herkesin acısı kendine...
efendi gibi anlattığım bu durumlara "tecavüz" adı verilir. eğer okumakta zorlandıysanız bi de liseye ilk geldiğiniz günü düşünün, ne kadar çocuk olduğunuzu, masumiyetinizi... 15 yaşınızı evet. siz şu an için bir hayal kurdunuz ama bi de o yaşı düşünün, hala çizgi film izliyor olduğunuzu, akşam babanızla satranç oynarken mızıkçılık yaptığınızı, yatağınızı hala kendinizin toplamadığını... belki daha yeni regl olmuş ile olabilirsiniz, annenizin sizi rahatlattığı o zamanları düşünün.  9 yaşınıza ya da 5 yaşınıza da inelim mi? kalsın, kalsın ki konuşacaklarıma odaklanacak dirayetiniz olsun. ama size az önce tecavüz edildi, bizzat ettim; bunu unutmadan okumaya devam edin.
seneler sonra evlendiniz mesela. o ilk geceyi düşünün kız ve erkek arkadaşlarım. göz yaşlarına boğulacağınız  o anları... eşinizin size sarılıp anlayışla "geçti" dediğini, "ben varım" dediğini.. şimdi de o eşin tecavüzcünüz olduğunu hayal edin. az önce size sarılan o şefkati kolların kamçı gibi diken gibi geldiğini, ondan sıyrılıp kaçtığınızı... ne kadar mı kaçtınız? ben mimarım, standart yatak odaları genelde 10 metrekareyi aşmaz. yani en fazla üç buçuk metre kaçıp elbise dolabına çarptınız. sahi, kaç gece sürecek kaçışınız?
müptelası olduğum bir yazar, piskotik bir metninde "...ruhlarınız profesyonel bir tecavüze uğramıştır artık.." diyor. tecavüz; bir kaç (!) beden aracılığıyla ruhlara, toplumlara edildi harbiden de. yapılan bu, algı operasyonu minvalinde durumlar söz konusu. tecavüzlere alıştırdılar %95 i müslüman olan toplumu.. bunu dedim çünkü tecavüz günah diye biliyorum.
bazı yerlerde "size yapıldığını düşünün, çocuğunuza, eşinize, annenize..." gibi uzayan laflar işittim. ben tecavüze uğramış biri değilim ve bunu daha önce düşünmemiştim, gerek de görmemiştim. çünkü eğer başıma gelme olasılığı yoksa üzülmeyecek miyim sanki? tanımadığım biri tecavüze uğrayınca "bana ne?" mi diyeceğim? ha yakınım, ha uzağım; insan insandır benim sözlüğümde. ama sonradan fark ettim ki siz tam da o empati laflarının edildiği kişilersiniz. duyarlı olabilmeniz için başınıza gelmesi gerekiyor. acı çekmeden anlayamazsınız.
bu arada sonra "tecavüz uğrasam ne yaparım?" diye sordum kendime. yanıt çok hızlı geldi, sizi bilmem de ben intihar ederim. kesinlikle yaparım bunu, çünkü güçlü ve iradeli bir insan da olsam kendi sınırlarımı biliyorum ve bu benim aşamayacağım bir durum. bazılarınız "iyi de farklı karakter de insanlar var üstesinden gelinir" falan diyecek belki; kötü niyet gütmeden, sadece pisikolojiye hakim olmanın bilimsel verileri ve kaygısıyla. sosyolojik olarak cevaplıyorum bende, ne kadar farklı olsan da - ki mesela ben anormalin önde gideniyim- toplumsal ortak paydalar var ve bu döngüden kaçamıyorsun. hadi itiraf edelim, insan sosyal bir canlı (kendi insanlarını bulamamaktan ötürü yalnızlığı seçen insanlar şu an konu dışında) ve belli şeylerin yaratabileceği psikotravmaların izlerinin silinmeyeceği muhakkak. bu güçsüz olmak değil insan olmaktan kaynaklı.
demişler ki kimse isteği olmadan evlenmeyecek, en şahane küfürlerimi arzınıza sunarım. ailelerin çocuklarını zorla evlendirmesi meselesini çözmediğiniz gibi meşrulaştırıyor olmayı böyle paketleyemezsiniz. 17 yaşında muhatap alıp bankamatik kartı bile şahsı adına verilmiyor çocuklara, tutmuş evlensin mi diyorsunuz? aile baskısı, devlet izni ve kendi rızası adı altında?? bi siktirin gidin.
Şimdiki aklım olsa iktisat okur, insanların eşitliği için çabalardım diyorum bazen; bazen de şu yeni yasa türevinde haber duyup, herkesten her şeyden nefret ediyorum. ama işte çelik gibi sinirleri olmalı insanın... afrikadaki kadın sünnetlerine, kerkük'te yaşananlara, çinlilerin uygurlara yaptıklarına, çeçen dirinişçilere yapılanlara, kırım tatarlarının haline, afrikadaki insanarın açlıktan ölmesine... bunların hepsine dur deme gayretine sahip olacak insan ama dediğim gibi sistem müthiş bir manipülatör ve hep kasa kazanır.

sonuçlandırmam gerekirse, tecavüz ağır bir şey. 

19 Ağustos 2016 Cuma

yazmadı demesinler

yazayım mı? peki yazıyorum, bu gün iş yerinde son günüm. paramı bile ödediler de daha mesai bitmedi işte. peki bir insan iş yerinde son günün bitmesini neden istemez? işi çok mu seviyorum sanki, seviyorum yine de... neyse. bu gün cuma, çarşamba günü müthiş bir rastlantı eseri izmirli beyle yolda denk geldik yine. bu sefer başka yerde denk geldik ya neyse. otobüsten inmiş, dalgın dalgın yürürken gördüm onu ve bana gülümseyişini. e bu gün bu şehirdeki son günüm olduğuna göre onla bi daha rastlaşamayacak olma sıkıntısı denebilir buna. yazasım da kalmadı, tabi tüm mesele izmirli değil. bu yerden gitmek ağır gelecek... neyse bu da izmirli hikayesinin sonu olsun.

11 Ağustos 2016 Perşembe

yine yeni yeniden

arkadaşım olan beyle konuşmaz olduk. bi  tık canını sıkmış olabilirim. bu da yetmezmiş gibi o beyin kardeşiyle arayı ağır şekilde bozmuş olabilirim, ki kendisi değer verdiğim bi insandır. ama bunda şu ara içinde bulunduğum ve bulunmayı istemediğim bir sürü durumun etkisi var. yani bi şey yokmuş gibi devam etmeme engel hiç bi şey yok.neyse ben dün işten çıktım, yağmur dinsin diye bi saat bekledim, ama dinmedi. neyse efendim dolmuş bi yere kadar götürüyor ve dolmuştan sonra bi iki-üç yüz metre yürüme mesafem var. neyse ben sağanağın altında indim. m2 ye altı metreküp yağmur düştüğü söyleniyor ama bu saniye de düşen değilse yalan. düşün o denli yağmur var zaten gözler miyop, bi karış öteyi göremiyorum ve üstümde de beyaz tişört var; yolda bana kamyonlar. kepçeler mi durmadı... neler neler. neyse efendim haliyle şu an hastayım ve gece uyuyamadım, bi sürü rüyadan aklımda şantiye ve izmirli bey kaldı. uyumadan önce biraz stalk denemesinde bulunmuştum, belki bunun etkisi olmuştur. stalk denemesi diyorum çünkü bunlar ilgimi çekmeyen ve haliyle beceremediğim konular.
gece rüyamda da görünce "e bari o karşılaştığımız yere gideyim" dedim. sabah yolda da iki araba durup ben götürmek istedi, dedim noluyoruz. Allah'tan çirkin bi şeyim, yoksa ben böyle sürekli tacize gelemem. staj biter bitmez makyaj yapmayı bırakıyorum. neyse tam işyerine yakın bi yerden iş yerinden üstümle denk gelip iş yerine girmek zorunda kaldım ve izmirliyi göremedim bu gün. biliyorum "umrumda değil" falan demiştim. ama bilmiyorum işte bakalım

10 Ağustos 2016 Çarşamba

hu hu!?

boğazımda bir düğüm, düğümden ziyade ağrı var; bu ağrının da kulaklarımdaki basınçta kaynaklı olduğu ortada. kulak burun boğaz problemlerim şimdilik şöyle kenarda dursun, konuşacak başka konular var haliyle.
hadi itiraf edelim. şu iki gündür bi orta yol bulup da arayı düzeltemediğimiz bey sevdiğim biri. zaten bu sakladığı bi sey de değil. ama laf ebesinin önde gideni olması bi zaman sonra çok yorucu oluyor. hele beni haksız yere suçlarken, hele ben onu bozmak istemezken ve hata yaptığını inatla algılayamazken.. neyse ne bi şekilde ateşkes ilan ettik sayabileceğim bi ilişkimiz var şimdilik. aramın daha bozuk olduğu beyler var en azından.

şimdi gelelim izmirli beye.. dün hayatımda yaptığım en kötü fasülye ve pilavı pişirdim. şehir dışında bi evde yalnız oluyorum genelde ve korkuyorum ilginç bi şekilde. bunlar dışında da kafamı bozacak olan bi sürü şey var. her neyse sabah hazırlanma aşamamam sıkıntılıydı falan derken ben yine aynı saatlerde geçiş güzergahındaydım, ama bi moralim bozuldu, bi canım sıkıldı... "kızım" dedim, "sen ne yapıyorsun? bi oğlan kovalaman, etrafta saçma sapan gezmen eksikti. " iyice kızdım kendime "rezil olmaya doyamıyorsun, sen böyle devam et" dedim. kalktım işe geldim. bölüm sonu arkadaşlar. daha da saçmalamamayı umuyorum.

9 Ağustos 2016 Salı

kesin izmirli

bu gün günlerden yine dünkü beyefendinin günü olabilecekken (ki hala etkisi sürüyor ve yazdıklarım dışında yine biraz konuştuk) başka bi beyle ilgili yazacağım bu gün. yeni beyi 'izmirli' diye çağırmakta bi sorun görmüyorum, bende adını bilmiyorum zaten. ama dünkü meseleyi öncesinde şöyle bir toparlamam gerekirse şayet, paşam yanlış anlamış beni ve büyütmüş meseleyi. bunla ilgili benden özür dilemesi gerek ama nerde?? kendince haklı olduğu noktalar var, buna dayanarak dün yaklaşık on saatlik bir zaman dilimimi mahvetmiş olmasının hiç önemi yok, hayır mahvolmuşsa ne olmuş yani. neyse efendim, bir kadının bir erkekten hep bi tık daha ince düşünmesi durumu fizyolojik ve alışılagelmiş olarak tanımlı lügatımda; bununla böyle başa çıkıyorum. huzurlu sessiz yalnızlığıma yeniden kavuşmadan önce, aramızın düzelmesini temenni ediyorum sadece, yine üzüldüğüyle kalan taraf olabilirim.

gelelim izmirli beye... bir izmirli rivayeti olarak 'aynı kızla aynı yerde üç kere rastlaşırsan onla evleirsin' inanışı yaygındır, genel kültür için bknz:galata kulesine çıkardığın kızla evlenirsin inanışı. neyse ben bu izmirli beyle bi kere sabah erken vakit yolda denk geldim. açık kahve, ortalama erkek açından bi miktar uzun ve düz saçlı ortalama da bi boya sahipti.kısa kollu tişört, düz bi şort tek askılı spor çanta ve kırmızı ayakkabıları vardı.giyim şekli dikkatimi çekti çünkü tek düze giyinip tekdüze durmamayı başarmıştı. daha fazlası değildi çünkü uyku sersemiydim henüz, ha bide güneş gözlüğü vardı. bi kaç gün sonra yine aynı saat dolaylarında aynı muhitte denk geldik kendisiyle ve gülüp geçtim. ikimizinde çantaları ayakkabıları ve kulaklıkları değişmemişti.aradan ne kadar geçti bilmiyorum, üçüncü rastlaşmamız da onu arabasına binmeden hemen önce gördüm, biraz da güldüm çünkü artık evleneceğim adamdı (!) bunu evde muhabbet ederken lafın lafı açması ve konunun b şekilde buralara bağlanması üzerine annem ve kardeşimle paylaştım. "hadi sen işe gidiyorsun, o ne yapıyor o saatte?" dediler. aslında ben de merak etmiştim. "spor salonuna falan gidiyordur belki de" dedim ama o civarda salon olduğunu sanıyordum. "e sor madem" dediler ki kafama da çok yattı, bi daha ki sefer soracaktım. zaten eskişehir'e dönmeden spora başlama niyetim de vardı. neye biz aynı yol üzerinde bi daha denk geldiğimizde o sol kaldırımda ben sağ kaldırımdaydım ve haliyle konuşma imkanı bulamadım ve efendi bi insan gibi yoluma gitmek yerine takip etmeye karar verdim. neyse efendim, bu karşılaştığımız yol boyunca dümdüz gitti, köşeye gelince sokağa sapacağı yerde birden karşıdan karşıya geçecek şekilde vaziyet almasın mı? aramızda da en az yüz metre mesafe olmasına ve benim yolun karşısı da olmama rağmen direkt bana baktı üstelik. ben aniden dizlerimi kırmadan ayak uçlarım üzerinde 180 derece döndüm ve o yönde ilerlemeye başladım, beş saniye kadar bi sorun olmadı ama sonra kahkaha atarak hafif temponun dörtte biri hızda koştum ve kulaklığı kulağımdan çıkarıp boynuma attım. tam da gereksiz tepkiler kataloğundan seçme bir hal bu ama üzerinde durmuyorum. ertesi gün olan bu gün. erkenden evden çıktım. kahvaltımı dışarıda ve o güzergah üzerinde bir parkta yaptım. evet, resmen adamın gelişini bekledim.biz bunla yeniden karşılaştığımız an, dün nasıl saçmaladığımın bilincine varıp onu görmemiş gibi yaptım ve telefonumla uğraştım. tam karşı karşıya olduğumuz an ona baktığımda kasıldım çünkü yüzü bana doğru dönüktü ve güneş gözlüğü yüzünden nereye baktığı belli değildi ama bu sefer kulaklığı yoktu.  işte böyle süren bir durum var izmirli beyle, bakalım sonu ne olacak?

ha bu arada az önce eski dostum olan beyle yine bi konuştuk, yanlış anlamış tam da tahmin ettiğim gibi ve yiğitliğe bok sürdürmemek namına üste çıkıyor, amaaan amaan; ben bu dertli başımı alıp nerelere gideyim bilemedim

8 Ağustos 2016 Pazartesi

gölgelerden bir demet

bilen bilir, bende paşa bol. herifleri kapıdan kovduğum şu dönemde bacadan girip, eski yerlerine oturup, bana el hareketi çeker hale geldiler. aman canım neyse ne. yine böyle paşalarımdan biri (bu hayatımdan çıkarmadığım ama zaten hayatıma da girmemiş biri, yani farklı bi durumu var ama anlatmayacağım; çünkü keyfim öyle istiyor.) bana değer verir mi vermez i bilmem, ama kafası basan biri olduğumu düşünen bi bey. ben onunla ilgili neredeyse hiç bi şey bilmeden hayataa karşı duruşuna hayranım kendisinin ve çokça saygı duyduğum biri. ha bana hitap etmeyen, hoşuma gitmeyen davranışları da var tabii ki; ama şahsi bir rahatsızlık vermediği sürece kimsenin haline tavrına laf edecek karakterde de değilim, öyle bi hadde de sahip değilim. neyse bizim bu beyle, bir süre devam eden ve kelime oyunları üzerine dönen eğlenceli, keyifli, ufuk açıcı ve düzeyli bir sohbetimiz oldu. en azından benim açımdan bu şekildeydi, çünkü karşımda tam bir İlber Ortaylı'ydı ve ben seneler süren depresyonlarla problemler sonrası okumayan, öğrenmeyen, asosyal, cahil birine dönmüştüm. bu sebeple bi süre sonra ortadan kaybolmasına üzülerek de olsa hak verdim ve buraya yazmadığım çok yerinde bi sebep daha vardı konuşmayı uzatmaması için; velhasıl kelam konuşmayı bıçak kesiği gibi sonlandırdık. neyse efendim aradan biraz zaman geçti, hiç geçmediyse rahat üç ay geçti ve o bey kendi kendine geri döndü. açıkçası buna sevinmedim diyemem, çünkü her ne kadar sürdürülemeyecek bir arkadaşlık olsa da onunla iletişim halinde olmaktan memnundum. eskisi kadar sık olmasa da konuşmaya devam ediyorduk. ediyorduk etmesine de konuşmalar da bi potluk olduğunu hissedebiliyor ve bunun önüne geçemiyordum. söylediklerini anlayamıyordum ve o da benim söylediklerimi ters anlıyor, konuşma benim özür nitelikli gırgır yapmamı gerektiren bi boyuta ulaşıyordu. onun da benle bir problemi yoktu; benim de onla bi problemim yoktu, olamazdı da...  ama anlaşamadığımız bi nokta vardı ki, ben sorunu çözemedim. normalde kendi kişisel hayatımıza dair sorunları konuşmazdık (asılda ben bi kaç kez konuşmak istedim ama, pek umursanmadı; ama bunun kesinlikle haklı sebepleri vardı) ama gerçekten berbat bi dönemimde içimden o an geçen neyse onları aktardım. çevremdekilerin yaptığı gibi basite indirgedi sorunlarımı, ama bundan ötürü ona kızmadım. beni doğuran kadın bile umursamıyor; ondan bunu ciddiye almasını zaten beklemedim, hem de konuyla ilgili hiç bi şey bilmeden. bi kaç bi şey deyip geçiştirdim, oysa  'yardımcı olmaya çalışmasına rağmen, umursanmamakla' suçladı beni kendi içinde zannımca. zaten limoni bi dönemden geçiyorduk, ha bi de şunu dipnot geçeyim ki ağzı pek de düzgün bi kız değilim ve o da bunu biliyor. neyse efendim, bunun sorduğu bi soruya yine gayet içten ve 'kendi durumumu özetleyen, KİMSEYİ DE SUÇLAMA AMACI GÜTMEYEN' bi cevap verdim, zaten onu suçlamam gibi bir şeyin söz konusu olması dahi kabul edilemeyecek bir durumdayız. ki zaten sorunumun onla uzaktan yakından ilgisi yok. neyse ben buna 'onun bu kadar ters anlamasına ihtimal vermediğim' bi cevap verdim ki verme olaydım. küstahlık ve basitlik'le yaftaladı beni paşam. işin kötü yanı bunun beni kızdırması gerekirken kırması çok abes bi durum. meğer gerçekten tanımadığım, kimdir nedir bilmediğim bu beye gerçekten fazlaca değer veriyormuşum. bundan sonra ne olur ne olmaz bilmiyorum ama şu an imkanım olsa evini basardım işte bu gerçek. her şey bir yana hakkımda bu şekilde düşünmesine sebep verecek ne yaptığımı düşünürken ve bunla ilgili üzülürken kafayı yiyeceğim. işin kötü yanı kesinikle dan diye bu şekilde davranacak adam değil, neyse su akar yolunu bulur diyelim efendim

2 Ağustos 2016 Salı

zamanında "ya sen kimseden gidemezsin, onlar senden gider; ya da sen kimseden gidemezsin, onları gönderirsin.. sen hiç bi şekilde kimseden gidemezsin." demiştim de bu söylemim bile hafifmeşreplikle itham edilmişti. kurtulamadığım geçmiş, ondan kurtulamadığım şekilde öylece dursun. dursun da ona böyle batmam neden, hem de en olmadık anlarda. canım biri vardı zamanında, vardı var olmaya ama yoktu da aynı zamanda. onu da terk ettim sözde, herkesle birlikte.. nerde?? yolda denk geldik bu gün, hızlı bi öpüşme falan.. kaçtı nerdeyse iki sözün ardından.. ben kimseyi terk edemedim arkadaşım. öz güvenli vurdumduymaz hatun olmaya devam, akşamları da buralarda dert yanarım nasıl olsa kendime kadeh kaldırıyorum. delik deşik mi, vuruk kırık mı yoksa çok mu sağlam kaybettim bilmiyorum. herkes nasıl kaybediyorsa onların hiç kaybetmediği şekilde kaybettim ama. işte bu çok net. yalnız olmaya alışkınım da insanlar gelip parazit yapınca toplanmam zaman alıyor. neyse ne, ağız burun  terk edildim yine

5 Haziran 2016 Pazar

veda

bu gün beş senelik sıkıntılarla yüzleştim.  beni kimsenin anlamaması gibi yeni tanıştığım bi adam da anlamadı. ve anlam veremediğim bir bacak ağrım var. kapanması zor hesaplardan seçtim kendime. herkes için bir O vardır. Onu aradım sonunda onla ilgili kurduğum bi cümle vardı "sen sevilmeyecek bir insan değilsin ki" aynısını kurdu bana, "o dediğini neden dedin" diyebildim anca, "ciddi miydin" diyemedim. "kızgın mısın" diye sordum, değilmiş. diyemedim...
"biliyor musun ben  bir yıl mezun kalıp da üniversiteye gitmemiş biri değilim, kazandım ama gitmedim ve asıl mesele bu da değil; ben okulu bırakmıştım. ailemin ve çevremin ittirmesiyle ikinci sene hazırlanıyormuş gibi yaptığımda matematik sınavından iki gün önce öğrendim iki numaralı kızı. ben sana bir sürü şey yazdım biliyor musun? ben hayatta ağladıysam, sadece senin derdinden ağladım. bunlar anlayacağın şeyler değil 'aşk yok, o var' derdim ben soranlara. şu an seni sevmiyorum tamam ama, senden sonra kendimi bile sevemiyorum ben. sarp'ı haklı çıkardın, alacağın olsun.kime seni anlatsam herkes aynı tepkiyi verdi, herkes haklı çıktı şimdi. kaybetmek gibi kaybetmek mi şimdi benimki?" diyemedim.
ne çektiğim benle Allah arasında kalsın, hayal edemeziniz tahammül de edemezsiniz. benle mezara gidecek olanlara selam olsun, zaten sırtımda sayısını bilmediğim kadar cenaze var. diğer konuşmayı anlatacak kudretimse zaten yok. hayatımın bu kadar kötü halde olmasını yetiremedim kendime ve yeni sorunlar oluşturdum belki. ama hesaptan düşüldü artık bu olanlar, silindi numaralar. ben çok hata yaptım, şu saatten sonra iyileşmez de yaralarım. ben gazi olarak ayrılmayı başardım, şehit olmayı yada sapasağlam dönmeyi beceremedim. sıkıştım ben. belki bundan hamamyolundaki tüm dükkanlara tek tek "içine işeyeyim" dedim. sabah 6.15 saat, ebem dahil hayatıma giren çıkan kim varsa ihtiyacım var şu an. özgvenimi ve iç sesimi kaybettim ben, diğerlerini boşver (!)
anlatamıyorum ben bana ne olduğunu; anlattıklarım basit, edebiyatım ezber geliyor size. bir de anlatamadıklarım var, anlaşılmazlarım var. anlamazsınız. sigara bile yakamadım arkasından çoğu şeyin.  bildiğim bir şey varsa içimde kırıldı. hala güvensizim ve korkuyorum insanlardan ama "gel ben seni koruyacağım" diyecek birine hayır da diyemem. ve sonunda belki gerçekten herkesten korurken  o kişi mahvedecek beni, zaten beni hep o kişiler mahvetti. anlatamıyorum, şu an biri kaçırsa "nereye" bile demem, o denli kendimden geçtim. yorgunluk bu hep. kimsenin  bilmediği ve okumadığı şeyler yazıyorum. ölünce yazmaz olurum, gerçi önceden de çok yazmıyordum.
sana ve sana son yazım bu, bu sabah içimden kustum sizi et et. ted bundy olamadımsa albert camus olurum, selam nietzsche, yaprak öldü. tanrı istemedikçe düşmeyen yaprak yer çekimine yenik düştü, eee Allah'ın sopası yok. müslüman edebiyatı yapma bana diyecek olan arkadaş, sana bi maraşlı küfürü ederim kafanı hissedemezsin. ama neyseki o küfrü henüz bilmiyorum. artık makyaj yapıyorum bu arada, görüntüme ben bile tahammül edemez oldum. saçımı da boyadım . nasıl biri olmamı istiyorsanız öyle biri oluyorum artık belki de. kaybetim, kaybettiklerimi okuma, silik bir dövme kolumda.


3 Mayıs 2016 Salı

müjde, birazını buldum!



yine kaçmak isterken ve hep kaçmak isterken şubattan beri saplı kaldım bu şehre. kaçmak meselesini bile beceremez oldum. daha ne kadar bulaşılır diplere diye düşündükçe, bu soruların da düşmenin de sonu gelmez hissi uyandıran bir hengameyi yaşadım. bu böyle sürüp giderken bi yandan sürdü hayat, belli rutinler, bıkkınlık getiren monotonluklar... bi hafta önce dünkü saat gibiydi evet. o gece ne geceydi, bu gece ne gece! sekiz kırıklı adamı buldum dostlarım, kaderin cilvesine bakın. üç beş mesaj sonrasında da hunili olduğum (!) ortaya çıktı, kaderin cilvesine bakın. "seni bulucam" dedim de inanmadı, bana inanmak niye bu kadar zorsa? güvenmeye gelince güveniyorlar, ah bi de ağzımdan çıkanların az bi hükmü olsa ya. bana duyulan güvenlerden de birine güvenmekten de kendimi bildim bileli korktum ben. bi kere olsun birine inanalım dedik de ondan sonra dengesiz endazem hiç ayar tutmadı ya zaten. inanmak belasına bundan sonra da düşer oldum ve her seferinde düşürüp dizimi kanatmayı becerdiler. neyse şimdi bunlara girmenin yeri değil, sonuç itibariyle geçmişten geleceğe bıraktığım bir izdi o adamı bulmaya yönelik söylemim ve onu bulmadan onla konuşma fırsatı yakalamış oldum bu sayede. yaptığım bu ön bildirimden pek hoşnut değil kendisi,beş sene önce yazdığı bir yazıyı okumuş alelade biriyim haliyle; ama bu onu bulacağım gerçeğini değiştirmiyor. neyse ben şimdi eczaneye gidicem, dün gece hastanedeydim dediğim gibi. iki ilaç alayım da kendime geleyim. o kadar serum yedik, ortalığa kustuk; adamlar tüm gece benle uğraştı, emekleri boşa gitmesin.

28 Nisan 2016 Perşembe

bildiğin gibi değil


"tanrım  iyi insanlar çıkarsın karşımıza" dedikçe çıkmıyorlar, çıkan da kaçıyor benden. çözemiyorum. çirkin bi kızdım, huyum da çirkindi ama becerikliydim, çalışmazdım ama başarılıydım, kimse sevmezdi beni ama bu sevgiye ihtiyaç da duymazdım, saf döküm özgüvendim ben ve tükürdüğüne yüzü olmayan model insan bendim! ukala, sert ve sivri.. işte karşınızda bendim. insanları sevemez olup meşrebim dolayısıyla bıkkın bi saygı gösterip, kimseyi umursamadığım dönemlerde bile alttan alta merhametli ve ilgiliydim halbuki. sevgiyi bırak, aşktan öldüğünü iddia eden kimselerde bile bu özveriyi göremedim ben. düşünsene bi çevrem var, en "iyi" insan benim; düşün nasıl insanlar. hepsinden farklı olduğumu az çok anlamışsındır. herkes kendi içinde farklı onu bi geç, ona rağmen ben farklıyım öyle düşün. bu nedenle de beni yok sayamaz anca arkamdan konuşurlardı. hep haklı çıkan insanları kimse sevmez, kendi bile... bi noktada ben de kendimi sevmemeye başladım. olayları ve insanları iyi tahlil edebiliyor olmam; sırbaz ve ketum bünyemle birleşip, herkes her şeyini bana söyleyince düzenleri ben idare ettim, dengeleri ben kurdum bu düz yürüme bilmez halimle.pamuk ipliklerim, örümcek ağlarım, kara bahtım, kör talihim, sevgili zıkkımseverler!
 bu gün konuşasım var ama bugün kimse bırakmadım çevremde. cem karaca'nın "ana baba bacı gardaş"  nidaları sonuna kadar haklı. zaten şimdiki zımbırtılara kafam pek basmıyor. bu ekole ait bir insan olmadığımı bilenler bilir (sanki milletin de çok da sikindeymişim gibi konuştum) (hasiktir sik dedim, neyse parantezleri iç konuşma gibi alın; benden değerli mi?) değerli bir köpektir, izmir yüksek teknoloji enstitüsünün mutlu köpekleri vardır, bazı insanlar köpek gözü gibi masumdur ve su altında it gibi titreyenlerdenim.
"bu kızı tanıyanla yazdıklarını anlıyor mudur ya?" diye düşünen biri varsa şahsen, yazdıklarımı ben olsa anlayamaz onlar, sen de anlayamazsın; takma kafana (fazla beyin siktiysem, okuma madem, ne okuyorsun?) (bi de bu parantezli küfür işini sevdim ben, imajı zedelemeden küfür edebiliyorum amına koyayım, iyiymiş) (hemen sen erkek değilsin klişesine de girmeyin amına koyayım, içimden düşünüyorum dedim ya, içimi ne biliyonuz siz benim?) kafam bozuk bi hayli, hissettiniz onu; ben anladım.
bi huyum var. biri canımı sıktı mı ben bunu konuşamam, sorun konuşmayı sevmem zaten. kuvvetle muhtemel imalı ve ince bi dille lafımı söyler geçerim; genelde de anlamazlar yada biri "yaprak bi sorun mu var?" der, bi şey demeden hayatımda ilk kez insan görmüş gibi bakarım bende. neden sorun konuşalım, sorun çıkarmayın ki sorun konuşmayalım da (karadeniz aksanı) (ha ben karadenizli değilim ama ağız alışkanlığı, sorma sorma bildiğin gibi değil karakterim)
insanları hayatından çıkarınca mutlu olmuyorsun, ama huzur buluyorsun. karakter sahibi bir insan olduğunu düzgün bir kişiliğin olduğunu, üç kağıtçılık etmediğini hissediyorsun en azıdan tüm benliğinde. öyle yaptım bende, mutsuzum ama bunu benden başka umursayan yok haliyle.bu öyle bi dünya ki hep hakkımı yediler. dilenmeyen özürler var. tepkimden korkuyorlar ki haklılar, hayatımı mahveden insanların boynuna sarılırsam bu sevinçle olmaz kuvvetle muhtemel. şimdilerde sahip olmayı beceremediğim ski deli kuvvetim olsa hiç bi şeyden korkmam, bi sıkımlık canları var. işte sorunda bu belki de gittikçe kötüleşiyor durum. gücüm kalmadı, sesim çirkinleşti (ve bi zamanlar güze olduğunu söyleyecek cesareti bile kalmadı) ingilizceyi unuttum ( şu saatten sonra saatlerce ingilizce muhabbetler ettiğime ben bile inanmam) hatiplik, konuşmacılık, özgüvenden eser yok (kendi içimde kendime işkenceler anca) resme yeteneğim kalmadı (bi portrem yarım saatti benim be) yazma yetkinliğimi kaybettim ( eskisi gibi yazabilmeyi ne çok isterdim) başarısızım her şeyde. kendine dahi yetemeyen daha da yalnızlaşan.. sadece yalnızlıkla sorunum yok gerçi bu ara, bildiğim meret. ama eski gücüm yok diye belki artık sığınmak istiyorum. fırtınalı bi yağmurda sıçana dönmüş gibiyim, bu dediğimi de çokça tecrübe ettim. kör gözlerim yağmurda da görmüyor zaten, bildiğim yolu bile unutuyorum; düşün nasıl bi çaresizlik. yükümü nereye boşaltayım? kim duymadan dinler beni.

benden hoşlanan çocuklar var, hemde ben gibi şişman ve garip bi kızdan! böyle çirkin de değiller, omuzlar falan bi gör. niye ben? bi de yanıma da gelip bi şey diyemiyorlar, tuhafım ya tepkim ne olacak kim bilir... sonra unutuyorlar beni haliyle. peki ben mi? ben uzun süredir hep askerden yeni dönmüş gibiyim. otobüste yolda eli yüzü düzgün kimi görsem (ki bu ne geniş yelpaze tahmin edemezsin) yakışıklı. yakışıklı, yakışıklı olmaya da birini bile hatırlamıyorum mesela, görüş alanımdan çıkan herkes silikleşiyor bi meseleden beri. ben evlenmeyi düşünmüyorum da evlensem de aldatırım kesin, hele uzak mesafeli ilişki! gözden uzak olan Allah Allah! ve bu herkesi beğenip sonra bi daha hatırlamama olayımı normalleştirmeye çalışan bi güruh da var. (davar, 'da var' dan davar; güzel nüansmış. davar zaten hepsi) Şöyle açıklayayım: "bu çocuğa yakışıklı demiştim, sonra başka yerde gördüm yeniden yakışıklı dedim tanımadan" diyorum, "olur öyle" diyorlar. "oğlanın birini dan diye yemeğe davet ettim" diyorum "olabilir" diyorlar. "amuda kalktım geçen " diyorum (ha oğlum bu da ciddi, az makul olun da ) "normal bence" diyorlar yani, o derece! normal ve sizin gibi basit değilim, zeki olduğumu söyleyenler de oldu; ben gayet düz beyinim bi yerde, benim zeki olduğumu düşündürecek toplum yapısı utansın (tabi beyni basarsa) siz böyle kafası basmayan insanlar oldukça daha göçebe ve yersiz yurtsuz olacağım ortada. böyle avare avare gezdikçe herkesi beğenir, kimseye kök salamam ben.  nasıl kök salınacağını bana unutturan insanlara ah edemediğimden sırf çok mutlular biliyor musun? çünkü şimdiye kadar kime ah etsem başı kurtulmadı dertten, ve ben benim bedduamla kötü olacak birinin düşüncesiyle bile mahvoluyorum. her iki şekilde de acı çekiyor olmanınsa tabi ki tarifi yok, yazma da pek iyi değilimdir, konuşmayı zaten beceremiyorum. ha bi de genellemelere gelemiyorum ama bu ayrı konu. hissettirebilir miyim?? sanmam, belki kendince bi hissin olur sadece benle ilgili. neyse bu kız kaçar şu saatten sonra, biraz da denize hasret bi ruh haliyle porsuk kenarında serserilik etmeye gideyim.

9 Mart 2016 Çarşamba

deli kalem

kalemim delirdi, elinden tutmadı kimse. rengimi elimden aldılar da, elime... neyse. hastayım imam bey efendi. neyim var muallak. daha ölmüyorum orası tamam, o halde ne işim mi var senle? sen müslüman adamsın vesselam, evlensene benle. kına gecemizde seni ortada bırakıp kaçayım da cümle alem kınasın beni.
sayın senato, siz saya durun. sevgili roma halkı; ben italyanları sevmem, burda ne işim var. müstakbel şişli belediyesi! susmayın, gençlik elden gidiyor. on beşlik velete velet diyecek, öğüt verecek kimim ben? en nefret ettiğim dava değil miydi tecrübe meseleleri üzerinden ahkam kesme.
hastayım diyorum, anlamıyorlar halkım!  yorumlar hal bırakmıyor, halim zaten harap. rüyamı iyiye yormuyorlar. kime sorsam yalnız diyorlar bana, kime soruyorum o zaman acaba? kim var, kime yok . bana yalanla söyleyin, doğrularınızı kafam almıyor.
düz yürüyemiyorum hakim bey, mizana çıksam nizam öğrenemem sayın savcım.
hani baş tacım, çınar ağacım? bu şehir sözüm ona yaşlı ama çınar falan yok, mevsimlik alerji ihtiyacım karşılanamadığından böyle hastayım belki.yarınım öyle muallak. ona rağmen arayamadıklarım var. dua edin benim için, yada mum yakın. olmazsa çaldırın, ben ararım. yardım lazım, yada kaçırmanız lazım. neden nasıl demem söz. nefes alabilmek istiyorum





                                                                                                                                                                

6 Mart 2016 Pazar

bi mesele var


uzundur yazmıyorum artık kalemi ele alma vakti geldi. geldi de gelmeye, yazmaya kalemim olsa rahat durmazdı arsız ellerim. bi çeşit çeşit yüzük takma belasından, bi de saçma sapan aklıma eseni yazma sevdasından vazgeçemedim. bu iki müptelalığımdan biri olacak sonum desem hemen düşüncelere dalarsın. iki çift sözü yazmaya ne var, tek satırım sonum olur istersem. ama o yüzük bi kere öldürmez, bir sürüsünü takıyorum ama o biri mahveder beni.
ne mi benim derdim gecenin bu vaktimde?
başlarım bazı bazı ızdırab-ı aşka. her seferinkinden başka meselem. kafam şeftali rengi oldu ve beynim hiç bi şekilde almıyor konuyu. şarkı dinlerken yazamaz oldum, daha da doğrucası yazamaz oldum. kapı tıkırdasa oynuyorum, ne oynaması be yazamıyorum diyecektim. ama kendimi ele verdim: insanların önünden arkasından oynadım hep.  makyaja genelde karşıydım, maskelenemem ihtiyaç duymam böyle şeylere derdim. numara yapmakla pandomim yapmak için aynı boyalı kafa gerekmiyor belki de. pandomim hah, bi adama da boya sözü vermişliğim var bir zaman. gerçi sonradan beni engellediği için verdiğim sözün hükmü kalmamış olabilir ama boya derse onun da gözünü boyarım, boyarsam  kulağına küpe olacak derse de pek şaşacağını sanmam.
ben neyim ki benle diyaloğa giren ne olsun. sarp da iyiymiş işte, ne olsun? en son benle uzay mekiğinde -apollo 13- görülmüş, benle uçuyoruz yine. müsveddelerimden bi  kağıttan uçak yaptık, bende yükseklik korkusu var, pili de bitmek üzere uçağın. havadayken biterse pil, havada kalakalırsak ya! korkarım ben, sarp kayalıklar da sonumuz olmaz bu şansla be sarp. şanın kötü, iran şahı olsan ne?

kafamda biraz duman var, duygularıyla oynanmış uyuşurucular, içilmemiş içkiler, kolumda artı ve eksiler, kulağımda bi üçgen... tuhaf meselelerim, her taşın altında benim! anlayamazsınız çünkü amuda kalktım, sizi anca öyle düz görebiliyorum. "beynimdeki sekiz kırık"" diye bi yazı var, onun yazarını bulun bana. parende atıyor kesin, engel olayım da üstümden atlasınlar; ya da başına gelenlere göz yumsunlar. susuyorum sizi kelime meraklıları. laf ebeliği gebeliğe yol açabilir üstünüzde. altınızda yatır var, küçükken r leri de söyleyemezdim. yalan söylenince anlayabilme kabiliyetimde bu zamandan kalma.bi şey söylüyor bana, yalan demem lazım ama diyemiyorum. eniştemde de olduğu gibi, konuyu bi tek ben biliyorum. kapatın beni, bi anlatsam derdimi. anlamazsınız derdim, ya anlarsanız ! neyse sizi gidi anlayışı kıt küt beyinler, gidip zıkkım bulayım

10 Ocak 2016 Pazar

yazısız akşam

bu gece yazmıyorum, çok ağır çalışmam gereken dönemi bomboş geçiriyor olduğum doğru ama buna dair yapabileceğim bi şey yok. canım birinin, hatta en canımın doğum günü bu gün. güzel günler dilerim  onun için.

3 Ocak 2016 Pazar

az karışık

ben deli  bi kızım. erkek arkadaşım kız arkadaşımdan hep çok oldu, belki bundan belki başka şeyden hallerim hareketlerim haddinden fazla aykırı. genelde "az (!) garip" derdim tavırlarımla ilgili, zamanla az'dan sonraki parantezli ünlemi unuttum ve gerçekten az  garibim sandım sanırım. hatalarım var kabul, sizden fazladır belki onu da inkar etmiyorum. ama mükemmel olduğunuz gün konuşalım bunu, şimdi meselem başka.

kafamı karıştıran algılarım var bu ara. sabah gördüğüm rüyanın beni çok mutlu ettiği doğrudur. bi anda kolumdan çekilip dans etmeye başlamam tatlıydı elbette. bunun akşamında arkadaşımla ettiğim sohbet acı mıydı peki? hayır kesinlikle, aydınlanmayı severim ben.  işin güzel yanı doruktayım şu an. her şeyi toplayabilecek aşamadayım. güzel yerdeyim güzel. iyi düşünmek istiyorum. güzel günler yakında. bazıları hayatıma girecek evet, bazıları da çıkacak. bazıları terk etti beni, bazıları nefret etti, kimi kin besliyor. her ne olsa herkes derdi neyse bana anlatıyor. meseleleriniz beni görmeden bitmiyor biliyorum ama pek umrumda değil bu. kafamda kavak yelleri var, bu şehirde çınar yok ne yazık ki. saat dört olmuş artık uyumam lazım. düşüncelerimi anlatamadım tam anlamıyla. ben "mutlu olmak istiyorum" diyeyim, sen anla.

2 Ocak 2016 Cumartesi

nefret ettirdiniz

şarkıda bana inan, bana güvenme diyen deniz tekin'e selam olsun. buyum ben yokum ben diye ilerlerken o,  bense ilk cümlede özetlenen hayatıma takılı kalmış haldeyim. güvenme huyu olmayan ben bi sefer inanmayla ne hallere düştüm. "düşünce, insanı bi düşüncedir alıyor" klişeme bürünmeyeceğim de, düştük.
bende anlatacak kadar kalem yok. anlat demeyi iyi bilirler de dinleme huyları yok. anlatasın varsa anca bana söyleyebilirsin, daha da fazlası gelmez elinden. evet en fazla bana anlatırsın, çünkü herkes bana anlatır. "sen dünyaya iyilik yapmak için gelmişsin, gözüm kapalı güvenirim sana" diyen adama da selam olsun. benim kendime hayrım yok sen kalkmış ne diyorsun?  ne kolay güveniyorsunuz insanlara, onları geçtim bana güveniyorsunuz! anlatın hadi, anlatın tabii... ya nasıl böyle rahat konuşur insan? ben kendi kendime bile söyleyemezken çoğu şeyi, beynim silerken alt metinleri  siz nasıl başarıyorsunuz her şeyi bana demeyi? "ne öğrendiysem kendime saklamayı huy edindiğimden dolayı hayatta, gizli saklı ne varsa açık seçikti karşımda" diye özetledim ben bu durumu ama gel gör ki öyle değil işin aslı
dünyamın döndüğünü hissediyorum. başımda bi ağrı var, bi dönüyor ki sorma. sorma zaten, ben diyemem ama anlat sen. dinlemekten anladığımı söylüyorlar, gerçi benle ilgili çok şey söylüyorlar; her birine kulak versen yolda görsen selam vermezsin. nasıl mı kaldırıyorum bunca lafı? kaldıramıyorum işin aslı, kahve istiyorum ve karamele boğuyorum duygularımı. gökyüzüne bakmayı hayal edip, yer çekimini lanetliyorum; yalan bu, yükseklik korkum var çünkü. yüksekten atanlar bu  noktada kaybediyor bence beni, altında durayım da kafam mı yarılsın?
daha kötü doğum günlerim de oldu, ama en nefret dolu olanı buydu; iyi niyetlerimi sunduğum tüm insanlar ağız dolusu nefret ediyorum sizden.  hepinizden ayrı ayrı nefret edecek toleransım yok , topunuzdan bi seferde nefret ediyorum. bana rol yapıyorsunuz, bana! en usta oyuncuya. ya ayakkabımın alt lastikliğinden yeni terfi olmuş sahne müsveddeleri, sizin ayaklarınız bana söker mi hiç? kafanız aldı, beyniniz inandı, aklınıza yattı yani bu, zihinsizler! bu gün öyle nefret ediyorum ki sizden, bunu kaldırabilecek bi kişi tanımıyorum ben.
hepinizden öyle çok nefret ediyorum ki tahmin edemezsiniz beynimin nasıl zonkladığını. sizi düşünmek vücudumdan et  ayırıyorlarmışcasına acıya sebep oluyor. hepinizden, kimseyi ayırt etmeden nefret ediyorum. birine işkence yapacak olsam, işim bitince "yok mu bi tane daha" diyecek konumdayım. bağırışlarınızla beraber ne soğuk kanlı davanıp, ne psikopat bi zevk alacağımı hayal edemezsiniz. acı çektirmek istiyorum, zarar vermek istiyorum hepinize. beni bu hale siz koydunuz, benim size koyacak olmam sorun teşkil etmemeli o halde.
ben hiç böyle ağır bi duygu hissetmemiştim daha önce. ne kadar anlatsam bitiremiyorum nefretimi. tiksindiriyorsunuz beni. eserinize iyi bakın. ben daha önce bu kadar mahvolmuş bi insan görmemiştim, nasip aynaymış. sizi ben affetsem Allah affetmez.  böyle fena edememişti daha önce beni kimse, o bile.


bi daha 19


bazen; olana, ölene, çekip gidene, yitip bitene ve bunların çeşitli türevlerine bakar kalırsın hayretle. aklın almaz; aldığı kadarı yetmez, çünkü senden alınanlara denk gelmez kafanın aldığı.. alınmalarını avutacak gücün de yoktur kendi alınmalarından ve bunu üstüne alınan da çok olur.hayat'ı tek kelimeyle anlatmanın tek yolu "hayat" demektir, çünkü "hayat" demek bir sürü kelimenin içinde biri eksik kalınca tanımlanamayanlardan bahsetmek biraz. işin aslı kaç kelimem olsa yetmiyor, çünkü hiç kelimem kalmadı. söylenenler söylenecekler... anlatmada da yazmada olduğum gibi yetersizdim hep, insanlar anlamadı diye suçlamamalıyım aslında. ama suçlamıyor oluşum sevdiğim anlamına gelmiyor. "ya yaprak, sen yine ne anlatıyorsun" mu soru? hiç bir fikrin yok ne dediğimle ilgili.
güzel şarkılar var, inanmazsınız güzel kitaplar da var, hatta güzel filmler bile var.. ve hatta aklın almaz ama güzel günler bile var, güzel insanlar yok. tamam kandırdım onlar da var da, onlarda var bizde yok.. belki onlar var ben yokum. ne zaman gelsek, yoksun diyorlar; eve uğrama huyum yok pek , evim yok ya ondandır belki. bu arada sen, sen sen ( o biliyor, sen devam et) okuyor musun sen hala? iyi ne halin varsa gör.
ha ne diyordum, neyse cevap veremeyeceğinizi biliyorum. ben anlatmaya devam etsem mi? aslında hiç gereği yok ama yazmalıyım. böyle sarhoş eden başka bela mı var başımda, yazdıkça müptelasıyım ağzımdan dökülenlerin de o karamel kelimelerin yokluğu vuruyor sağ yanımı.
bomboş buralar, kafam dalgın biraz gözümde çok dalıyor yani beyin hücresi kalmadı bende. hey sen (bu başkası) az ver derdim hiç yok, denk olduk senle bak sen şu işe. ama bu da değil mesele.. nedenlerin nasılların içindeki asıllara gizlenen şiirler de değil, uzakta bir yerde vurgun yemeye doymayan yağmurlarla da davamız yok, çamura çimene boyanan ayaklarımın ve paçasını kıvırdığım kot pantolonunun denize değmiş oluşunun da bi anlamı yok bazen.
bir gün daha, bi gün daha bak, ve bak bi gün daha derken bi sene daha çaldık hayattan. en profesyonel hırsız ben olmasam da listede bende varım. hoşuma gidiyor bu soygun. bir birini takip eden günlerin inci kolye taneleri gibi aynı olduğu zamanlar bile bıkamıyorum bu müptelası olduğumdan. 19 bu da demeye doymuyorum. ilerlemedim çünkü, geldiğim yerde duruyorum ben. önceleri bi sayıyı muhafaza etmek gibi bir derdim yoktu, fikrimde yoktu. seramik son haline gelince rafa konur, olgun elma da yenir; ben yarısı yenmiş elma gibiyim. yenilmeye doymuyorum, çünkü bu da bana dair. yanlızım evet, benim! ama sadece benim ben ,ve istediğin kadar bilme sen, sen de ve sen de bilme.
doğum günlerini sevmem ben, yılbaşıyla kaynaştırılan kutlamalarla başladı bu, kötü olaylarla sürdü. bu yaştan da bu yıldan da hiç bir beklentim yok, az öte dursunlar giriş çıkış saatime karışmasınlar yeter. bi de ben kahve severim, bi haftadır midem bulanıyor içerken, biri bi bunu halletsin.
mutlu yaşlar mı dilesem? iyi ki mi doğdum ben? her hangi bi fikrim yok. omuzlarım ağrıyor masaj lazım da, konu bu değil. geleneğinizi bozmuyorum, bi gün önceden yazıyorum kendime. iyi bi kız değilsin yaprak, bi onu geç; masum da değilsin onu da biliyoruz. ama daha mükemmeli var edilebilinecek sen varsın, yok olana kadar da kimse yok edemez seni; sen yok olduğunda senle ilgisi kalmayacak zaten ki. yaşa dilediğin gibi, gelişine yaşıyorum; gidişiyle ilgili fikrim yok.

daha bi gün daha çaldık, belki bi yıl daha çalarız.