bu gün günlerden yine dünkü beyefendinin günü olabilecekken (ki hala etkisi sürüyor ve yazdıklarım dışında yine biraz konuştuk) başka bi beyle ilgili yazacağım bu gün. yeni beyi 'izmirli' diye çağırmakta bi sorun görmüyorum, bende adını bilmiyorum zaten. ama dünkü meseleyi öncesinde şöyle bir toparlamam gerekirse şayet, paşam yanlış anlamış beni ve büyütmüş meseleyi. bunla ilgili benden özür dilemesi gerek ama nerde?? kendince haklı olduğu noktalar var, buna dayanarak dün yaklaşık on saatlik bir zaman dilimimi mahvetmiş olmasının hiç önemi yok, hayır mahvolmuşsa ne olmuş yani. neyse efendim, bir kadının bir erkekten hep bi tık daha ince düşünmesi durumu fizyolojik ve alışılagelmiş olarak tanımlı lügatımda; bununla böyle başa çıkıyorum. huzurlu sessiz yalnızlığıma yeniden kavuşmadan önce, aramızın düzelmesini temenni ediyorum sadece, yine üzüldüğüyle kalan taraf olabilirim.
gelelim izmirli beye... bir izmirli rivayeti olarak 'aynı kızla aynı yerde üç kere rastlaşırsan onla evleirsin' inanışı yaygındır, genel kültür için bknz:galata kulesine çıkardığın kızla evlenirsin inanışı. neyse ben bu izmirli beyle bi kere sabah erken vakit yolda denk geldim. açık kahve, ortalama erkek açından bi miktar uzun ve düz saçlı ortalama da bi boya sahipti.kısa kollu tişört, düz bi şort tek askılı spor çanta ve kırmızı ayakkabıları vardı.giyim şekli dikkatimi çekti çünkü tek düze giyinip tekdüze durmamayı başarmıştı. daha fazlası değildi çünkü uyku sersemiydim henüz, ha bide güneş gözlüğü vardı. bi kaç gün sonra yine aynı saat dolaylarında aynı muhitte denk geldik kendisiyle ve gülüp geçtim. ikimizinde çantaları ayakkabıları ve kulaklıkları değişmemişti.aradan ne kadar geçti bilmiyorum, üçüncü rastlaşmamız da onu arabasına binmeden hemen önce gördüm, biraz da güldüm çünkü artık evleneceğim adamdı (!) bunu evde muhabbet ederken lafın lafı açması ve konunun b şekilde buralara bağlanması üzerine annem ve kardeşimle paylaştım. "hadi sen işe gidiyorsun, o ne yapıyor o saatte?" dediler. aslında ben de merak etmiştim. "spor salonuna falan gidiyordur belki de" dedim ama o civarda salon olduğunu sanıyordum. "e sor madem" dediler ki kafama da çok yattı, bi daha ki sefer soracaktım. zaten eskişehir'e dönmeden spora başlama niyetim de vardı. neye biz aynı yol üzerinde bi daha denk geldiğimizde o sol kaldırımda ben sağ kaldırımdaydım ve haliyle konuşma imkanı bulamadım ve efendi bi insan gibi yoluma gitmek yerine takip etmeye karar verdim. neyse efendim, bu karşılaştığımız yol boyunca dümdüz gitti, köşeye gelince sokağa sapacağı yerde birden karşıdan karşıya geçecek şekilde vaziyet almasın mı? aramızda da en az yüz metre mesafe olmasına ve benim yolun karşısı da olmama rağmen direkt bana baktı üstelik. ben aniden dizlerimi kırmadan ayak uçlarım üzerinde 180 derece döndüm ve o yönde ilerlemeye başladım, beş saniye kadar bi sorun olmadı ama sonra kahkaha atarak hafif temponun dörtte biri hızda koştum ve kulaklığı kulağımdan çıkarıp boynuma attım. tam da gereksiz tepkiler kataloğundan seçme bir hal bu ama üzerinde durmuyorum. ertesi gün olan bu gün. erkenden evden çıktım. kahvaltımı dışarıda ve o güzergah üzerinde bir parkta yaptım. evet, resmen adamın gelişini bekledim.biz bunla yeniden karşılaştığımız an, dün nasıl saçmaladığımın bilincine varıp onu görmemiş gibi yaptım ve telefonumla uğraştım. tam karşı karşıya olduğumuz an ona baktığımda kasıldım çünkü yüzü bana doğru dönüktü ve güneş gözlüğü yüzünden nereye baktığı belli değildi ama bu sefer kulaklığı yoktu. işte böyle süren bir durum var izmirli beyle, bakalım sonu ne olacak?
ha bu arada az önce eski dostum olan beyle yine bi konuştuk, yanlış anlamış tam da tahmin ettiğim gibi ve yiğitliğe bok sürdürmemek namına üste çıkıyor, amaaan amaan; ben bu dertli başımı alıp nerelere gideyim bilemedim
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
iyi düşün