yine kaçmak isterken ve hep kaçmak isterken şubattan beri
saplı kaldım bu şehre. kaçmak meselesini bile beceremez oldum. daha ne kadar
bulaşılır diplere diye düşündükçe, bu soruların da düşmenin de sonu gelmez hissi
uyandıran bir hengameyi yaşadım. bu böyle sürüp giderken bi yandan sürdü hayat,
belli rutinler, bıkkınlık getiren monotonluklar... bi hafta önce dünkü saat
gibiydi evet. o gece ne geceydi, bu gece ne gece! sekiz kırıklı adamı buldum
dostlarım, kaderin cilvesine bakın. üç beş mesaj sonrasında da hunili olduğum (!)
ortaya çıktı, kaderin cilvesine bakın. "seni bulucam" dedim de
inanmadı, bana inanmak niye bu kadar zorsa? güvenmeye gelince güveniyorlar, ah
bi de ağzımdan çıkanların az bi hükmü olsa ya. bana duyulan güvenlerden de birine
güvenmekten de kendimi bildim bileli korktum ben. bi kere olsun birine inanalım
dedik de ondan sonra dengesiz endazem hiç ayar tutmadı ya zaten. inanmak
belasına bundan sonra da düşer oldum ve her seferinde düşürüp dizimi kanatmayı
becerdiler. neyse şimdi bunlara girmenin yeri değil, sonuç itibariyle geçmişten
geleceğe bıraktığım bir izdi o adamı bulmaya yönelik söylemim ve onu bulmadan
onla konuşma fırsatı yakalamış oldum bu sayede. yaptığım bu ön bildirimden pek
hoşnut değil kendisi,beş sene önce yazdığı bir yazıyı okumuş alelade biriyim
haliyle; ama bu onu bulacağım gerçeğini değiştirmiyor. neyse ben şimdi eczaneye
gidicem, dün gece hastanedeydim dediğim gibi. iki ilaç alayım da kendime
geleyim. o kadar serum yedik, ortalığa kustuk; adamlar tüm gece benle uğraştı,
emekleri boşa gitmesin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
iyi düşün