31 Aralık 2021 Cuma

19'lu başlığım kalmadı

 Bu seneki ızdırap yazının sebebi 19'dan beri süren geleneği bozmak istememem. Akışkanlıklarımın değişmesini hiç sevmem, sırf bu yüzden sanki bir şey olmuş gibi, sanki halim varmış gibi yine burdayım. Yedi sene önce babamın yazdığı notu görmemin de etkisi var, hadi itiraf ediyorum. Burayı okuyanlar da var, bu halimden memnun olanlar da var onlar için de yazıyorum. 

Evet artık gerçekten ne düşünüyorsunuz umrumda değil. Sefaletimden aldığınız zevk sizi nasıl tatmin ediyor hâlâ aklım almıyor. Birine bu denli haset olmak için gerçekten ciddiye almak lazım onu. İçinizde ciddiyet sahibi olan bendim, sizin renkli boyalarınız vardı.

Suratımın halini görüyor musunuz? Yaramı beremi, içimdeki veremi? Yoksa artık bıktınız ve görmezden mi geliyorsunuz? Haklısınız ben de bıktım. Hiçbir şeyin değişmemesinden, hep çaba sarf etmekten, hep olmamasından. Bu yorgunluktan… Kimsenin bilmemesinden.

Yorulmaktan dahi yoruldum. Her sene daha beterini yazıyorum bu metinlerin. Bu sene o yüzden yazmak dahi istemedim, şu anda da bir an önce bitsin de kurtulayım istiyorum. Dört beş senedir hele… bitsin de kurtulalım isteğim hiç bu kadar yoğun olmamıştı. 

Bi cennet var mı? Varsa ondan da geçtim çünkü. Onarılmaz yaralarım var içimde. Şimdiye kadar öğrendiğim ne varsa canımı yakıyor. Geceleri bir adam çöküyor üstüme "Bu uykusuzluğu sen seçtin!" diyor. Ben bunca nöbeti tuta tuta nasıl bitiremem? Hep dijital olmamakla övünürdüm, bu telefon bir afyon. Elimden daha el bir uzuv gibi her anımda benimle. Her şeyi unutmka istiyorum bir yandan, bir yandan hatırlamıyorum. Bir yandan hatırlamaya çalışıp bir yandan da bal gibi biliyorum. Kendi kendime öyle savaşlar veriyorum ki, size verdiklerim solda sıfır kalır. 

Küçük bir bedene girdim girmeye ama eski gücüm nerde? Sizin etkinizde bir kadın olmayı hiç sevmedim ben. Konuşmanızı sevmedim. Ben yalnızken bana ahkam kestiğinizde ölecek gibi oldum. Herkese karıştığınız gibi olmaz, bana karışmadan gitmeniz gerekiyordu. Şimdi hangimiz siz hangimiz ben bilmiyorum. Bir kadınla yaşıyorum, ne yapacağını hiç bilmediğim bir kadınla. Genelde de bir şey yapmıyor zaten, beni şaşırtmak dışında. 

Vanilya bir sezon var. Her şeyin tuhaf soft bir krem tonunda olduğu tatlı bir vanilya kokusunda ve tadında. Genelde dört gün sürüyor. Arkasından ben o kadar berbat oluyorum ki çıkmıyorum evden, çünkü çıkarsam rol yapmak zorundayım. İkna da edemiyorum iyi olduğuma. Çünkü artık ikna etmek istemiyor içim. Artık Vanilya başlayınca da iyi olmuyorum, çünkü sonunu biliyorum.

Bu hayatta herkesin yalnız olduğunu çok iyi biliyorum. Çok insan gördüm, çok insan gömdüm. Biri öldüğünde insanların nasıl konuştuklarını duydum. Kendi vahşetimi gördüm sonra. Ben iflah olmayacak bir vahşiyim, saldırganım, barbarım. Benim içimde öfkenden bir ateş var. Ben nefretle doluyum. Vanilya beni durgun yapıyor. Volkanik bir dağ gibi hissediyorum. Yalnız bir dağ. 

Biliyorum, ama kaldıramıyorum artık. Dünya benim için çok ağır. Benim çok lekem var. Tezgahtaki diğer kadınlar çok parlak, yemyeşiller! İçlerinde lezzetli bir hayat var, sağlamlar, olmuşlar. Çok güzel bir aromada kokuyorlar. Ben o tezgahın malı değilim! Beni çok zorladınız, ben o ağza layık görüldüm! Diş geçiremezdiniz, nasıl kıydınız? Ben size meze olacak kadar mı elinize düştüm gerçekten hayret ediyorum. 

Bu hayatta kimseye güvenmedim, güvenmediğim herkeste de haklı çıktım. İnsanlar böyledir, bir sürü yüzleri vardır. Akrep gibi bir kuyrukları, yılan gibi bir dilleri, aslan gibi bir pençeleri yoktur. Beni hep söylediklerimle yargıladınız, tek bir kelimeme bile muhtaç kalacaksınız. Konuşmayacağım artık. 

Berbat bir yıldı, berbat. Gerçekten bu hayattan bir an önce silinmek isterdim. Yazdıkça bıkıyorum, bıktıkça bıkıyorum. Kimseyi dinlememem gerektiğini biliyorum ve dinleyemiyorum da zaten. Odaklanamıyorum, on senedir falan. 

Baba bari umarım sen huzurlusundur. Benim gibi anlamsız laflar etmeye dair zorunlulukların yoktur. Bundan sonraki aşamada hiç olmayacağını çok idrak etmek bana ölümü çok düşündürüyor. İzmir'i özlememen zoruma gidiyor.

23 Aralık 2021 Perşembe

of

 Bu gece yine burdayım. Yapmayayım yazmayayım ben de isterdim. “Sus” diyorlardı eskiden “Böyle çok ortadasın, gören olmaz.” Beni kimsenin görmediğine ben de iknayım, yoksa çok daha zor olurdu içinde bulunmak. Ne hissediyorum diye aynaya bakıyorum, zavallı çirkin suratıma acıyorum. “Hadi yine iyisin” diyorum “kadınsın” Yalan söylediğimi çok iyi biliyorum. “Ben numara yapmam.” gibi beylik laflar etmek için yaşım hayli var. Ben numara yaparken de gerçeğin ne olduğunu bilirsin o ayrı. Yalan söylemeyi o kadar sevmem ki, her söylediğimde doğrusunu bal gibi bilirler ondan. Benim numaram insanları kandırmak değil, numaram insan olmakta. Öyle bir insanım, öyle bi insanım ki, kendimi gibi derin bir bataklık edasıyla çekiyorum insanlığa. Benim yanımdayken çıkamıyorsunuz insanlıktan, benden uzaklaşmanız hep ondan. Kovmam ayrı mesele, kalmak istediğinizdeki ısrarınıza da vakıfım ben.


Hiç aşık olmadım, hiç sevgi peşinde olmadım, kimseye ısrar etmedim. Güçlü kırsal ve basit biriydim. Kabalığımı saygısızlık olarak nitelendirdiler. Ben ağzımla ayıplar yaptım, siz ellerinizle. Kimse temiz değilse de benim arka bahçemde kazma yok. Kimse gelip “Yaprak bana zarar verdi.” diyemez. Kimsede o göt yok, gelip de bana hesap soramaz. Hiç kıymeti olmayan bir hayatı yaşıyorum, beden diye bu regosol atığını boşuna taşıyorum. Benim yangınım sönmüş, benim suyum süzülmüş, benden verim alamazsınız.


Derdim adamlar değil, derdim ölümler değil, derdim olanlar değil. Derdimi kime desem taşıyamaz, kime göstersem tanıyamaz beni. Ben anlatmayı sevmem, ince bileklerim inadına gülle gibi iner, kalkar. Öfke problemlerim var, öfkelendiriyorsunuz beni. Uzayan saçım, incelen belim ve ilerleyen yaşım… Bunca zaman içinde bir parça etten fazlası olamamanın utancı sarıyor bazı geceler beni. Bu et parçasını bu dönem hepiniz görmeliydiniz, gömüyorum bense. Görmeye kalkan gözlerinize mil çekmek isterdim utanmazlar! Bunla yaşamak ne kadar zor bir kimse de bilmez mi? Bir kimse de bilmiyor.


18 Aralık 2021 Cumartesi

yetti

 ben hiçbir yere sığamıyorum, oturamıyorum, kalkamıyorum, konuşamıyorum. başımı taşımaya takatim  yok. öfkelenmeye takatim yok. kendimi anlatmak istemiyorum, anlatamıyorum. üstüme üstüme gelmeyin. yeter doydum canıma. beni saran karanlık içimi içimi yırtıyor. siz de etimden koparmayın. bi bırakın beni, yetti!

1 Aralık 2021 Çarşamba

sal

 Bir noktadayım. Yine bir noktadayım. En çok da haklı olmayı hiç sevmediğim o noktadayım. Kardeşimle ortak bir noktamız varsa ikimiz de benim haklı olmamdan nefret ediyoruz. O, işine gelmediğinden bazen de beni haklı görmediğinden; bense haklı olmak hep mutsuz olmak anlamına geldiğinden. Haklı olmaktan nefret ediyorum, ama yine haklıyım. Ben en başından böyle olacağının farkındaydım. Bilerek elinde ateş çeviren biri, en sonunda yanar. Ben beş sene elimde çakmak gezdirdim, kim bilir kaç insanın sigarasını yaktım. Sayıyla bir kişi sadece bana sigara uzattı, almadım. Ben kimseden ne sigara ne çakmak alırım. Ölürken bile nasıl, öleceğimin derdi sarıyor sıkça beni. Kimseden hiçbir şey isteyemem, kendi kendime nasıl boğulacağım? Toprak beni alacak mı?


Alacağın olsun! Sana sadece bir sefer yazacaktım. Önüme dönmüş yoluma yürürken bu yaptığın kalleşçe. Neyse ki ben silah arkadaşlarımın kurşununa aşinayım, senin vurmanla ölmem. Ne oldu biliyor musun hem? Vurulduğumla kaldın. Hep vurgun mu kalacağım sandın? Bir güne geçer; geçmezse, on güne geçer; geçmezse illaki geçer; delip geçtiği sen olursun. Pişmanlıklarım var elbet, ama hiçbiri benden sebep değil. Her yaptığımın açıklaması var, karayım diye kirli belleme benim rengim bu. Ben söylemem, ben gizlerim, ben geceyi dahi gece olur örterim. Saklarım, kimsenin haberi olmaz. Haberi olanın da cesareti olmaz. Benim kuşağım hiç senin gibi olmadı. Sen fazla cesursun, benle hiç yüz yüze cenk etmediğinden. Herkes kalemimden silindi gitti de biri çıkıp hesap soramadı biliyor musun? Ben adamı böyle yaparım: korkak.


Sen bu lig için Muhammed Ali’sin hızlısın, latin bir dansçı edasıyla kıvraksın, kelimelerime duyduğun bu hazza yabancısın, açmamış gül gibi toysun, cahilsin çok… Benden tekmeyi yiyen herkeste olan o temkinlilik sende yok. “Canım yanar.” diye korkmadan üstüme üstüme geliyorsun “Canım yandı.” diye. Sana; benim sabit bir han, senin avare yolcu olduğunu düşündüren ne? İstediğinde gelip, istediğinde gidemezsin. Bu gitgellerin bana yaramadığını görmezden gelemezsin. Çiğneyip geçemezsin, ben o ağıza alınmam. Ama sana öyle bir alınmış haldeyim ki, alamazsın gönlümü… 


Benim içimde birikti: Olanlar birikti, durumlar birikti, isimleri olmayan karakterler birikti… Karmaşan birikti, benim karmaşam sanki bana az mı dertti? Ben kafası fazla karışık bir insandım, çok önceden beri; yürüdüğün o yoldan ben geçtim, o yolun izi benden geçmedi. Bu noktada itiraf etmek lazım: Sen başından beni kırmasaydın da aramızda zaman vardı. Sen beni en başından yormasaydın da alınacak mesafe, seni de beni de yorardı. Sen beni hiç üzmesen… yine üzülürdüm ben çünkü hissimiz denk olmazdı. İnan bu konuda çok bilmişimdir: Görünür olamam için canımın acısından durmaz olmam gerekiyor benim hep. On altıdan yirmi altıya bu yolun omurgası değişmez, aksine fıtık olur. İnan bu konuda çok görmüşümdür: Bilmezler benim nasıl kor ateşlerde yandığımı. On altıdan yirmi altıya yangının sönmez, yazık olur. 


Benim sorunum, benim derdim değil bu metinde bahsettiğim. Hislerimi anlatamam, iç hapsimden, bir kişi için daha en mahremimden çalıp halka sunamam. Tek bir fazladan kelimeyi bile edemem artık kimseye. Üzülmenin de acı çekmenin de bir sınırı var. Ben serhatı aşalı çok oldu, bu değil konu. Bu parça senin, tekrarı olmaması tek dileğim. Herkeste ayrı ayrı olan kadar bende de dert, bende de tasa var. Bir yenisi olamazsın, git burdan. 


Git tabi, olması gerektiği gibi; uzak durman doğru olan. Ne olduysa senin hatan, benim hatam.. Her ne varsa geçmişte kalan… yaşanmamış gibi uzaklaşır. Kendi geçer, izi kalır; sözü unutulur, hissi kalır. Hep bugünde kalacak değiliz, ne günler göreceğiz. Bundan sonra kim bilir ne hayatlar süreceğiz. Sen kalmak istiyorsun, burda kalamazsın ama bir ilk olarak kalacaksın: Ben ilk kez beni ağlatan birine “hayır” diyebildim, bana tekrar zarar vermesine izin vermedim. Senelerdir herkese ördüğüm duvarların hatrına güçlü durabildim, yıkılmadım bu sefer. Bir kere yapanın bir daha yapacağına ihtimal verdim. Doğruyu bilmek hakkın içimde bir yerde biri diyor ki “bu sefer farklıydı.” Olsun. Ben her ne olursa olsun, bir fiske daha savaşmaya güç bulamam. Üfleseler yıkılacakken iyinin ihtimaliyle yol alamam. Sevmiyorum evet haklı olmayı… Haklı çıkmayı daha çok sevmiyorum ama… 


Bu son okuduğun, son okuyuşun olsun, bir daha buraya uğrama. Bu olan da ikimize de ders olsun. Hayat boyu hissi kalacak büyüklükte bir ders: Ben kimseye izin vermem, sen de kimseyle oynama. Seni bilemem, bir zaman düşüneceğim bu olanları ben. Sen yeterince düşündüysen, düşünme artık, sal.


30 Kasım 2021 Salı

yazmak

 yazı makinesi değilim ahmet mithat gibi; yaşam makinesi de değilim, corbusier elinden çıkmadığım kesin. makine değilim işin aslı, kalemimin dokunuşları yaşamıma bağlı, ve belki yaşamım buna bağlı... hayatı görmeden yazacak olsam ne yazacağım, kendimden dem vursam nereye kadar, eski okumalarımdan demlesem bi insan kaç adamı idol tutar?


okumuyor olduğumun kamuflesi başka amma, okunuyor olmak okunmuş olana öykünmekle mümkün olmamalı kanımca. e kendin kalem tutacaksın o halükarda. gevşek bırakırsan da düşer kırılır kalem, sıkı tutarsan da. göz kalemi zarifliğinde yaşayacaksın hayatı, parmak ucunda yürüyüp postal izi bırakacaksın yollara.

makine değilim ben, sen de değilsin; hatta bazıları insan bile değil. evliya çelebi'nin seyyahlık lütfuna eriştiği gibi anlatmak lütfedilmiş ellerime, ziyadesiyle. bin görmeye bir kelimeyi zor zanaatle, kıt kanaatle bulan ellerim de seyyah değilse bile seyyar bi yerde. "git; gez, göz, arpacık; lakin vurmadan önce gör! bakanlardan değil, vekillerden hiç değil, görenlerden ol! ol ki anlatasın, ol ki buldurasın, bildirilmeyenleri! sen ki okuyan olamıyorsan, okutan ol; sana okuyan illaki bulunur. ne olursan ol, yaşıyor ol neticede"

yazıyorum, yaşıyorum ama önce. bundandır sürüyor biraz yazmalarım. düz yürüyemiyorum, ondan da yolum uzuyor; uzayan yollar hayli üzüyor. kabulleneceğim bunu, çünkü yaşama yolum bu
4  0

9 Aralık 2017

29 Kasım 2021 Pazartesi

Anlatmak İstediklerim

 yine kimse duymasın istediğim laflar dönüyor ağzımda. ucu ucuna denk getirebildiğim bir hayatı yaşıyorum, zorlana zorlaya, ittire kaktıra.. bu ara elim kaleme öyle sık düşüyor ki, dizlerimin kanamasına anlam veremezsin, zaten dizimden bacağımdan yukarı, elime parmağıma bulaştı marazım. yorgunluğum terk etmedi bunca hayat boyunca bi. soruyorum hayat, ne olur benden? uzak dur ne olur benden desem, bi cinayete mi mahal olsun sayfalarım? siyaha boyanır, kurşuna bulanırdı hep maviye hasret yazdıklarım... kana karışacak, sana sataşacak, savaş çıkaracak gibiler bu ara oysa.

bana bakınca bir kadın görüyorlar, vuruk kırık buruk yanık kadın... kafiyelerim çoğaldıkça karışsın kafan. laf ebesi bir zibidi büyücüyüm ben, zihnine gün be gün tesir eden. senin için hesaplarım hesaplamaya da; hesaplarım kitaplarım, çevirilecek dolaplarım, üç kağıtlarım, yaprak dönerim... yaprak da dökerim.. en çok da döker saçar, içemez ama sıçar, mahvederim ya bildiğin gibi değil. arabesk ingilizce bir halim var, en trajikomiğinden. öleceğim kederimden ama sırıtıyorum da bi yandan.
sağdan soldan bi laflar duyarsın benle ilgili, inanamazsın! yahu allahsız, sen benle yemiş içmiş, az çok tanımış adamsın, nasıl bir alıksın da asılsız astarsız saçma sapan laflara kanasın? neyse beni boş ver de ben zordayım. azer bülbül titrekliği, nöbetlerime denk bu ara. ağzım kusmaya aşina oldu iyi mi?
yazamıyorum neden biliyor musun? çok yüksek sesli müzikler açıyorum, en çetrefilli konuşmaların arasında yazacağım diye uğraşıyorum. düşünemeyen beynim daha da düşünemiyor. öyle kolay kopuyorum ki bağlamdan, öyle adapte olamıyorum ki kendime; ben kimim be!
daha yazamayacağım, gönül yazayım istiyor da ayağıma kramp giriyor. ben geride kalan olmaya alışkınım, yine geride kalan olurum. siz gidin ben bu savaş meydanı atmosferlerine müptelayım, ya da alık çocuk bir velet işte.. ne dersen de

25 Kasım 2021 Perşembe

çirkin bir itiraf

 bundan hoşlanmamama rağmen zeki olduğumu düşünüyor çoğu kişi. ortalama zekam, herkes gerizekalı olduğundan göze batıyor sanki. neyse en azından mantıklı ve makul olduğum konusunda hemfikiriz. anlayışlı ve saygılıyım sonra. grup seks yapanla da, lezbiyenle de, faşistle de ya da her ne dersen de, o güruhla da; saygı sınırları içinde eleştirel yahut olumlayan konuşmalar yapabiliyorum. insana başta karakterine ve insan oluşuna göre değer veriyorum, hatta çok değer veriyorum. değer verdiğim insan için uykusuz kalırım, aç kalırım, yalnız kalırım... işte ne gerekiyorsa... güvenilirmişim sonra, hoş bu da hiç hoşuma gitmiyor ya. güveniyorlar bana, anlatıyorlar, her şeylerini hem de... eğlenceli miyim onu fazla bilmiyorum ama ispanyol oktavında kahkaha atabiliyorum, ve ben karşımdakinin espirilerine güldükçe o da mutlu oluyor. bu da benim mutlu etme stilim. sonra arar sorarım, vefalı sayılmam ama beş yıl sonra da olsa o telefonu ederim. verdiğim sözü illa ki tutarım. geç kalmayı bekletmeyi hiç sevmem, durduk yere de gecikmem. bilerek gecikirim, sana ayar olduysam. derdimi tasamı da anlatmam sonra. bi derdim olduğunda kendi içimde yaşarım, bulaştırmam sana. kendi kendime ölürüm de 'ne güzel yaşıyorum be' derim, anlamazsın. gerçi hisseden biri var, ama ondaki bu hissiyatı körelteceğim.


biraz da kötü özelliklerime gelelim. değişken bir ruh halim var, elli duyguyu bir arada ve çok uçlarda yaşıyorum. sürekli gergin ve kızgın bir halim var. dediklerine göre sürekli trip atıyorum. beni anlamak çok zor, çünkü suratımda mutluyken de mutsuzken de ayarsız bir gülümseme var. çok bilmiş geçinirim, karşımdaki anlamayacak gibi her şeyi ayrıntılarıyla anlatırım. çok laf cambazı olduğumdan insan içinde karşımdakini rezil etmek işten bile değil benim için. üstelik bazen sana dediğim lafın ne anlama geldiğini bi hafta sonra anlarsın, öyle de ince döşerim. hakikaten zor insanım. kimseden ölüyor olsam yardım isteyemem, kahrımdan ölürüm. sonra bunu göremiyorsun diye içerlerim. 'neyin var yaprakcım?' dersin, 'siktir, amk keli!' derim. ama bi gün önce sen hastayken sana sarılmış tüm gece acını paylaşmışımdır. bu sebepten ne vazgeçebilirsin benden ne de beni sevebilirsin. bana 'seni seviyorum' dediğinde kendini inandırmak için demişsin gibi gelir, inanmam lafına. kötü laflara cevabım hazır, ama biri bana iyi bir şey söyleyince anama sövmüşler gibi tepki gösteriyorum. biçimsiz ve kendini beğenmiş bir şeyim. üstelik çok da çirkinim.

bu yüzden iyi özelliklerimin hiç bir anlamı yok. hatta kötü özelliklerimin de... çevremde hep çok fazla adam oldu. popüler yalnız bir tiptim ömrüm boyu. erkek arkadaşımın çok olması, en yakışıklı en peşinde koşulan adamlarla gezmem; rahatsızlık verdi kadın kesime. ama bilmiyorlardı ki ben çevremdeki tüm adamlar için mahmut'tan farksız oldum. tüm ters davranışlarıma rağmen en çok benim yanımda iyi hissediyorlardı. şevkate ihtiyaç duyduklarında bi kadın, sonrasında karı kız konuştukları bi mahmut oluyordum. her iki şekilde de iyi geliyordum. çünkü ben özür dilemeyi de bilen toleransı yüksek biriydim. insanların fazla hareketlerini hep sümen altı edebildim. bundandır bazı arkadaşlarımı terk ettiğimde bile, kimse hakkımda kötü konuşamadı tek kelime. nitekim anlayışım, "arkadaşım" yaftası yememe sebep oldu. ben bitaneydim, hayatlarıydım, canlarıydım... sevdikleri kadın olamadım. ama takıldıkları kızları iyi dinledim. hee, takıldıkları hiç bir kız da beni sevmedi. çünkü askerden yeni dönmüş gibiyim.

sevilmiyor olmak benim için bu denli problem değildi önceden. ama hayatımın bu döneminde bir adamın varlığına ihtiyaç duyuyorum. bana 'fuckbuddy' olmayı teklif etmeyecek bir adamın varlığına. duygusal bir şey değilimdir aslında. ama sığınmak istiyorum bi sefer olsun. karşımdakine hiç bir şey vaad edemeyeceğimi biliyorum. belki geçicidir bu his, boşluktayımdır.

aptal kadın hormonlarımın bu kadar devrede olması alışkın olduğum bir şey değil...


(böyle de bitirmişim yıllar evvel)