Bu dünya başımı döndürüyor. Tutmuş bir şarkının melodisini söyletiyor. Bu dünyada iç basıncımı arttıran bir denge var, bir mevzu dönüyor. Ne olduğunu bilmeden zorlamama sebep olan bir güdü var içimde baş edemediğim. Bir mengenenin içinde, kolu gevşetmek için kolum da uzanmıyor. O kadar uzun boylu değil demek ki.
Sorum sana, soruyorum. Sınır nedir? Sorun şu ki ben aralıksız dört ay düşündüm bunu. Aralıklı ne kadar zaman kim bilir. Sınır nedir? Senin sınırın ne, ne kadar yaklaşabilirim? Biliyor musunuz ki ben o çizmeyi aşarım, o kalıptan taşarım, o kurallarınızı sallamadan hem de bunu saklamadan yaşarım. Sınır mınır tanımam. Siz kimsiniz yine? Kimle kavgam? Bi bitmiyor bitmez olasıca davam. Ne mahkemeymiş, ne hukukmuş! Sayın savcım, hakim olamıyorum! Ne kendimde ne karşımda… suç kimde çözemiyorum. Adaleti sağlayamıyorum içimde, dışımda, yanımda, yöremde. Kelimelerimin üzerinde gezen kara sinekleri de kovamıyorum, dolanıyorlar öyle.
Ben elim kalem tuttuğu, içim dert yuttuğu gibi başladım şu yazmalara. Evveli mektup yazdım ama. İlklerden vazgeçilmiyor besbelli. Ben de 19'u bitirip 20. seneme başladım şu yazmada, kalem düştü elden dijitale döndü sayfa; yine de iktidar öyle kolay bırakılmıyor. En kadim dinmiş gibi önünde diz çöküp eğiliyorum kelimelerin. Bir ses geliyor göğü delip: "seni and olsun ki yaz diye gönderdik." Yazamaz elim isyan, dönemez dilim geri vites peşinde. Ben el frenini indirmeyi neden unutuyorum?
İnce bir lafımı görünce, cümlelerde geriye gidiyorsun: "Bunu yakaladım ama yakalayamadığım ne gibi laflar etti diyorsun." Ben ilk ne vakit kaybettim bilemem ama şu an bir kaybedeşim var aklımda: "Yaprak bazen bir laf eder, gülersin aradan vakit geçer, otobüse biner Kütahya'ya gidersin, uyur uyanırsın… Sonradan ne dediğini anlarsın." Bu cümle kurulduktan sonra yine güldüklerinde ben kaybettim, herkesi. Daha fazlasını da kaybetmeyi istedikçe kaybettim, Hansel'in ekmekleri gibi yola serdim insanları, insanlığım kalmadı. Üstün tüm özelliklerimle bakıyorum, ben suya atılmış da saplanmış keskin bir kaya parçası oldum.
Saplanırım bilmezler, ben yüz gece uyumam ki o davamın olduğu bir kişi uyumasın, o gece beni dava yapsın. Benim uyanık kaldığım iki gecede, iki gece üst üste aynı kişi uykusuz kalmaz. Hep başkadır aklına girdiğim, hep başkadır aklına soktuğum. Kimi üzgündür, kimi kızgın çünkü ben hep haklıyım. Dünyada hak yaratılmadan ben vardım.
Bu metinde yalnız başımayım, kilom az, kocaman elmacık kemiklerim var. Saçımı iki yandan ördüm, şuh filan değilim. Kimin bunu okuyacağını biliyorum, öyle hayalleriniz olmasın. Maharet sizde olsa yazdırırdınız, yazdırmıyorsunuz. Bense o yarısı Emniyet tarafından el konulmuş caddelerde Ahmet Mithat'ın kaybedişini idrak ediyorum, sonra camdaki yansımama bir bakıyorum hayır, Saraçoğlu'ndayım.
Ben sevmem, kazanmak zorundasınız ve hep kaybettiniz. Değer öyle kolay elde edilmez. Siz Cumhuriyet'in de kıymetini bilmediniz. Günahı İzmir'de "İzmirliyim" diyene kestiniz. Bu saatten sonra korkma. Herkes bilir, ihanet ettiğim insanlar da, benden sıkı sır tutan yok dünyada. Ben kendim bir sırım. Bana dair ne varsa yüzümdeki lekelerle gizli zaten.