öncelikle mimarlığa dair her ne varsa amına koyayım. bana kim ne yaptıysa asla unutmayacağım. ne kadar zarar gördüysem hiçbirini geride bırakmayacağım. öyle yağma yok. tüm yalanlar er geç ortaya çıkar, benimkiler bile. yapılan tüm aşağılık hareketler kalıcıdır, geçmez. benden bir yanan ateş yarattınız, ben anca kendimi yakarım, siz de kendi cehenneminizde yanın ve çıkın metnimden. bahsedeceklerimde daha da yeriniz yok.
ben bu metinlerden yazarken, cümleler bi hafta kadar önceden toparlanmaya başlar zihnimde. ne yazacağımı üç aşağı beş yukarı kestiririm. hatta hazır bi metni yazıya döker gibi duraksamaksız yazdığım olur. cümlelerle oynamam, neyse odur. ve hatta, yanlışlarımı bile düzlemem, yanlış kalır. belki yer etsin diye içinizde
ilk kez yaptığım bi şey: bu metinlerden yazarken kahve içmişliğim yok, şarkı dinlemişliğim yok, böyle aptalca kelimelerim daha önce hiç olmadı. aslına bakacak olursanız kelimelerin en olmadığı zamanda en ben olmadığım zamanda yazıyorum. hiç hazır değilim kendimden bahsetmeye, bu kadın hakkında hiçbir fikrim yok. nutkumu nefesimi kesiyor; akıl erdiremez, akıl yürütemez, akıl almaz oldum; aklım kesmez oldu. yazmayı bıraktığımdan beri ilk kez ciddiyetle oturdum masaya iki cümle yazmaya.
ne anlatayım size? ne bilmek istersiniz? beni merak eden ama çok da yüz göz olmak istemeyen insanlardan onlarcası. “okumayın beni” derdim hep. işin aslı ilk kez merak ediyorum kimin okuyacağını. kimin gece nöbetlerinden birini bana adayacağını? bi insan ne kadar düşünür bi insanı? bi insan ne kadar vakit akla gelir, yahut ne kadar vakit sonra gelir akla? akıl başa? akıl? bu metinde akıldan ne çok var. Çarmahta bi oğul gibiyim bi ana gibi bi yandan, hiç doğum yaptınız mı? ben bi kaç sefer akıl ettim doğurmamayı.
bi heyecanlandınız, yaprak yine o rahatsız laflardan edecek sandınız itiraf edin. ben ölüleri dinlemeyi severim, söylemeyi değil. kendi ölümlerimle ben de ölürüm, öldürmem kimseyi. rahatsız ederim. bi gece yataktan canhıraş kalkarım, hışımla hücum eder üstünüze çıkarım. birinin nefesinden çekmiş olanlar beni bilir. beni bilmek mesele değil, benim neler bildiğimi bilseniz neler olurdu bilemezsiniz. Yazmıyorum ondan. beni tanıyın istemez oldum. korkutuyor muyum? korktuğunu söyleyenler benden ne kadar korkuyor mesela? yeterince korksanız azrailiniz olurdum.
hiç elinizde bi bıçakla gezdiniz mi? hiç benim cümlelerimde yer almak istediniz mi? ne kadar cesaretiniz var bana? Benim net olduğumdan atıfta bulunurlar, ne kadar net benim netliğim sizce? kaç yaprak tanıdınız? tanıdığınızı iddia ettiğiniz yaprak şimdi nerde? uzun bacak, kalın dudak, çirkin surat… yerli yerinde duruyor, ince bel bile geri döndü çıktığı seferden. ya uzun saç? belki boynuma dolanır, canımı alır; belki bıçak darbenizi keser, canımı korur. Hani bendim elinde bıçakla gezen? karanlıktan çekiniyorum ki oğlum artık ben.
bi refleks kadar çekingenim, sonra rahatlıyorum, bırakıyorum kendimi. ama öldüren yok. kovalayan hep ben. köşe kapmacalar sonuçsuz. Ayıplar yaptım, yalanlarıma aklınız ermez, ne boklar yedim bi bilseniz, bu hayatta görmediğim bi amsterdam kaldı. son göreceğim amsterdam yahut Kütahya yolu.
sizden devrin en kallavi yazarını alarak nefret ediyorum, düşünün ne orospu çocuğu olduğunuzu. suratımdan eksilen hep dilime dolmuş, ne maharetleri var bi bilseniz. ben neyi biliyorum biliyor musunuz? her ne kadar istemesem de bi çocuğumun olacağı kadar uzun yaşayacağımı, bi çocuğum olmasa bile o kadar ömrüm olacak ve ben hep yargıladığım hatalardan yapacağım
kimseyle kişisel derdim kalmadı. en azından umursadığım kimsenin kalmaması bu gibi faydalar sağlıyor. hayatıma yeni giren biri olursa bu yazılanlara ulaşmasını tavsiye edin. uzansın ve zevk almaya davransın, tecavüz etmemek için kendimi kontrol altında tutmayı bırakalı aylar oldu. bi de o son yüzük bile parmağıma bol gelmeye başladı.
o adamlarla yaptığım o konuşmalar bu metnin konusu değil, üstüne alınmasın kimse. hiçbirinizin adı yok bu metinde. üzüldüğüm bazı hayal kırıklıklarının amına koyup ateşe vereli ben insanlıktan çıktım. ayyaş bi sokakta buldunuz buldunuz, yoksa daha da içmem kimseyle, benim cüssem ne kilo verirse versin hep erekte hep dik.
neden uzattığımı sorgulayan vardır, hiç bir şey anlatmadan uzun bir girizgah yaptım gibi yazdıklarım. ben anlatmak istemiyorum, sorun konuşmayı sevmem. lisedeki mezuniyete şimdi çağırsalar, sikseler gitmem. hepinize şöyle bi baktığımda zevk alıyorum bu zavallı halden. oynamak hoşuma gidiyor aptal suretlerinizle. okumaya çaba bile sarf etmiyorum artık, çünkü aranızdayken ne çok şey bilsem o denli zül oluyor sırtıma biriken.
çok hatam oldu, o kadar çoktu ki değiştirmeye çalışmadım. değişmek için de bi gayretim yoktu, ama yaşamanın kaidesi bu: bildiğin senden bilmediğin bi sen yapıp eline verir hayat. sen tanımadığın birine olan mesafen gibi uzaktan bakıp anlamaya çalışırsın yeni seni. yeni sen ne hınzırdır biliyor musun, hiç açık vermez sana. kedinin fareyle oynadığı gibi oynar senle. ama belki de sana senden ala düşman olmadığında gerçekten kimse düşmanın olmuyordur. yine de bıraktım, kavgayı
siyaseti bıraktım, sözlüğü bıraktım, edebiyatı bıraktım, sırtım baktım hala ağır; kendimi bıraktım suya. iki sefer boğuldum. o su kenarına bulaştığıma köpekten beter pişmanım. Ağustos’tan beri daha hala ağlamadım. Ben hep dünyaya babamın taşıyamayacağı yükleri taşımaya geldiğime inandım.
bi süre sonra geleceğim baba, elimde bi zeytin ağacıyla
19 yaşımda eve bi daha dönmeyeceğime yemin ederek gittiğim için pişman değilim, ama senden hiçbir zaman gerçekten nefret etmedim. bu benim için her senenin en zor geçen süreci, özellikle yarın. bi şekilde kolay geçebilsin çok isterdim.
iyi ki doğdun demekte zorlanıyorum, keşke doğmasaydın ve ben de doğmasaydım şeklindeki bir senaryoyu o kadar çok düşündüm ki
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
iyi düşün