31 Aralık 2020 Perşembe

sikmişim 19'u

öncelikle mimarlığa dair her ne varsa amına koyayım. bana kim ne yaptıysa asla unutmayacağım. ne kadar zarar gördüysem hiçbirini geride bırakmayacağım. öyle yağma yok. tüm yalanlar er geç ortaya çıkar, benimkiler bile. yapılan tüm aşağılık hareketler kalıcıdır, geçmez. benden bir yanan ateş yarattınız, ben anca kendimi yakarım, siz de kendi cehenneminizde yanın ve çıkın metnimden. bahsedeceklerimde daha da yeriniz yok.


ben bu metinlerden yazarken, cümleler bi hafta kadar önceden toparlanmaya başlar zihnimde. ne yazacağımı üç aşağı beş yukarı kestiririm. hatta hazır bi metni yazıya döker gibi duraksamaksız yazdığım olur. cümlelerle oynamam, neyse odur. ve hatta, yanlışlarımı bile düzlemem, yanlış kalır. belki yer etsin diye içinizde


ilk kez yaptığım bi şey: bu metinlerden yazarken kahve içmişliğim yok, şarkı dinlemişliğim yok, böyle aptalca kelimelerim daha önce hiç olmadı. aslına bakacak olursanız kelimelerin en olmadığı zamanda en ben olmadığım zamanda yazıyorum. hiç hazır değilim kendimden bahsetmeye, bu kadın hakkında hiçbir fikrim yok. nutkumu nefesimi kesiyor; akıl erdiremez, akıl yürütemez, akıl almaz oldum; aklım kesmez oldu. yazmayı bıraktığımdan beri ilk kez ciddiyetle oturdum masaya iki cümle yazmaya.


ne anlatayım size? ne bilmek istersiniz? beni merak eden ama çok da yüz göz olmak istemeyen insanlardan onlarcası. “okumayın beni” derdim hep. işin aslı ilk kez merak ediyorum kimin okuyacağını. kimin gece nöbetlerinden birini bana adayacağını? bi insan ne kadar düşünür bi insanı? bi insan ne kadar vakit akla gelir, yahut ne kadar vakit sonra gelir akla? akıl başa? akıl? bu metinde akıldan ne çok var. Çarmahta bi oğul gibiyim bi ana gibi bi yandan, hiç doğum yaptınız mı? ben bi kaç sefer akıl ettim doğurmamayı. 


bi heyecanlandınız, yaprak yine o rahatsız laflardan edecek sandınız itiraf edin. ben ölüleri dinlemeyi severim, söylemeyi değil. kendi ölümlerimle ben de ölürüm, öldürmem kimseyi. rahatsız ederim. bi gece yataktan canhıraş kalkarım, hışımla hücum eder üstünüze çıkarım. birinin nefesinden çekmiş olanlar beni bilir. beni bilmek mesele değil, benim neler bildiğimi bilseniz neler olurdu bilemezsiniz. Yazmıyorum ondan. beni tanıyın istemez oldum. korkutuyor muyum? korktuğunu söyleyenler benden ne kadar korkuyor mesela? yeterince korksanız azrailiniz olurdum. 


hiç elinizde bi bıçakla gezdiniz mi? hiç benim cümlelerimde yer almak istediniz mi? ne kadar cesaretiniz var bana? Benim net olduğumdan atıfta bulunurlar, ne kadar net benim netliğim sizce? kaç yaprak tanıdınız? tanıdığınızı iddia ettiğiniz yaprak şimdi nerde? uzun bacak, kalın dudak, çirkin surat… yerli yerinde duruyor, ince bel bile geri döndü çıktığı seferden. ya uzun saç? belki boynuma dolanır, canımı alır; belki bıçak darbenizi keser, canımı korur. Hani bendim elinde bıçakla gezen? karanlıktan çekiniyorum ki oğlum artık ben.


bi refleks kadar çekingenim, sonra rahatlıyorum, bırakıyorum kendimi. ama öldüren yok. kovalayan hep ben. köşe kapmacalar sonuçsuz. Ayıplar yaptım, yalanlarıma aklınız ermez, ne boklar yedim bi bilseniz, bu hayatta görmediğim bi amsterdam kaldı. son göreceğim amsterdam yahut Kütahya yolu.


sizden devrin en kallavi yazarını alarak nefret ediyorum, düşünün ne orospu çocuğu olduğunuzu. suratımdan eksilen hep dilime dolmuş, ne maharetleri var bi bilseniz. ben neyi biliyorum biliyor musunuz? her ne kadar istemesem de bi çocuğumun olacağı kadar uzun yaşayacağımı, bi çocuğum olmasa bile o kadar ömrüm olacak ve ben hep yargıladığım hatalardan yapacağım


kimseyle kişisel derdim kalmadı. en azından umursadığım kimsenin kalmaması bu gibi faydalar sağlıyor. hayatıma yeni giren biri olursa bu yazılanlara ulaşmasını tavsiye edin. uzansın ve zevk almaya davransın, tecavüz etmemek için kendimi kontrol altında tutmayı bırakalı aylar oldu. bi de o son yüzük bile parmağıma bol gelmeye başladı. 


o adamlarla yaptığım o konuşmalar bu metnin konusu değil, üstüne alınmasın kimse. hiçbirinizin adı yok bu metinde. üzüldüğüm bazı hayal kırıklıklarının amına koyup ateşe vereli ben insanlıktan çıktım. ayyaş bi sokakta buldunuz buldunuz, yoksa daha da içmem kimseyle, benim cüssem ne kilo verirse versin hep erekte hep dik. 


neden uzattığımı sorgulayan vardır, hiç bir şey anlatmadan uzun bir girizgah yaptım gibi yazdıklarım. ben anlatmak istemiyorum, sorun konuşmayı sevmem. lisedeki mezuniyete şimdi çağırsalar, sikseler gitmem. hepinize şöyle bi baktığımda zevk alıyorum bu zavallı halden. oynamak hoşuma gidiyor aptal suretlerinizle. okumaya çaba bile sarf etmiyorum artık, çünkü aranızdayken ne çok şey bilsem o denli zül oluyor sırtıma biriken.


çok hatam oldu, o kadar çoktu ki değiştirmeye çalışmadım. değişmek için de bi gayretim yoktu, ama yaşamanın kaidesi bu: bildiğin senden bilmediğin bi sen yapıp eline verir hayat. sen tanımadığın birine olan mesafen gibi uzaktan bakıp anlamaya çalışırsın yeni seni. yeni sen ne hınzırdır biliyor musun, hiç açık vermez sana. kedinin fareyle oynadığı gibi oynar senle. ama belki de sana senden ala düşman olmadığında gerçekten kimse düşmanın olmuyordur. yine de bıraktım, kavgayı


siyaseti bıraktım, sözlüğü bıraktım, edebiyatı bıraktım, sırtım baktım hala ağır; kendimi bıraktım suya. iki sefer boğuldum. o su kenarına bulaştığıma köpekten beter pişmanım. Ağustos’tan beri daha hala ağlamadım. Ben hep dünyaya babamın taşıyamayacağı yükleri taşımaya geldiğime inandım. 


bi süre sonra geleceğim baba, elimde bi zeytin ağacıyla


19 yaşımda eve bi daha dönmeyeceğime yemin ederek gittiğim için pişman değilim, ama senden hiçbir zaman gerçekten nefret etmedim. bu benim için her senenin en zor geçen süreci, özellikle yarın. bi şekilde kolay geçebilsin çok isterdim. 


iyi ki doğdun demekte zorlanıyorum, keşke doğmasaydın ve ben de doğmasaydım şeklindeki bir senaryoyu o kadar çok düşündüm ki  


1 Kasım 2020 Pazar

 Ben artık üzücü şeyler hakkında yazamayacak kadar sinirleri yıpranmış biriyim,  yaşayamayacak hale gelmek dışında kalmadı hevesim

28 Aralık 2019 Cumartesi

19 değil

Öne eğik başım, hep dik duran başım. Boyumun seneler içinde uzadığı malum, burnum da. Artık yaşamak için çok az vaktim kaldığına eminim. "Öyle intihar edilmez, böyle edilir baba" dercesine ben de mi başlasam sigaraya? Hiç bırakmamacasına.... Ne yapabilirim şu saatten sonra kendi adıma?

Bilemiyorum ve bilemediklerim vuruyor beni, şahdamarıma yakın yerden, bir kadının boynuna ömründe ilk kez yaklaşmış bir adamın dudağı gibi. Nefesi boğuk, yaşı genç, ne yapacağını bilmez, hali hal değil. Her ortaya çıkışımda ben de böyle oluyorum. Belli yaştan sonra böyle oluyormuş: Bölüm sonlarını tahmin etmesi kolay, yaşaması zor. Ben çok ölüm gördüm derdim, ben ne görmüşüm de neyi büyütmüşüm? Ben anasının yıkadığıyla duran, ağzı süt kokan, beş yaşında çocukmuşum; yirmi beş ne?

Ben yazamaz oldum efendim, ben çizemez oldum efendim, ben yapamaz oldum, yaşamaz oldum. Çözemez oldum, kendimi, çevremi, sevdiklerimi, sorunlarımı, hayatımı. Tek kimse kalmadı çevremde, yine kimsenin suçu yok. Ben arkadaş olunamayacak kadar sinirliyim, tersim, huyum huy değil, ağzım bozuk. Ben sevilemeyecek kadar tuhafım, çirkinim, yapım aykırı, duruşum yabani, başım dik. Ben değer verilemeyecek biriyim demek iki anlama gelir: Ben değersizim yahut ben paha biçilemezim. Bense ucuzum, sürümden kazanmak için, her cebe hitap edeyim diye... Alamayanlara alınmakla geçti ömrüm. Anlamayanlara kırılmakla, taşıyamayanlara bozulmakla.

Benim kendimle olan savaşım yirmi dört yıl sürsün isterdim, yirmi beş yılı buldu. Yirmi dört yılda kazanılan Girit ve kaybedilen ben demiştim, yirmi beşinci yılı göz ardı etmişim. Ben hâlâ burdayım, etrafımdakilerse yoklar. Demek bu savaşı bir ben kazandım. Bunca sene sürmesi gerekmiş iç hapsimin, kendimi  sevmem için. 

Başıma gelmeyen çok az şey kaldı diyecek kibrim yok. Kim bilir daha neler göreceğim, kara bahtlı kara başım daha kaç kere siyaha bürünecek? Ben siyah olmayı da kabul ettim artık, mavi bir çocukluk hayali gibi uzakta. 

Yalanlarınıza maruz kaldım, beni sevmediği halde kullanmak için yanında tutanlar oldu, beni çirkin zorbalıklarla elinde tutmak isteyenler oldu, bana kötü davrananlar da vardı, herkesin yanında başka başbaşayken başka davranan da. Ben "söyle" desem de, benle konuşmayıp arkamdan konuşanlar oldu. Yüzüme yüzüme en denmeyecek lafları diyenler oldu. Davranışlarımı hafif meşrep bulanlar oldu. Benden intikam almak için olan değerini kaybedenler de oldu... Bana yeterli saygı ve özeni göstermeyip bunun için beni sorumlu gösteren dostlarım da vardı. Bana değersiz hissettirenler de oldu.

Yazdıkça iyi olurdum, yazdıkça fenalaşır oldum diye kalem tutmaz oldu herhalde elim. Ben bu sene itibariyle elimde kalan ne varsa kaybetmek üzereyim. Hayatımda bundan daha kötü zaman olmadı. Üstelik tahmin dahi edemeyeceğiniz kadar kötü zamanlarda dimdik durmuş biri olarak söylüyorum bunu. Gerçekten kaldırmaya daha fazla zorlanmadım hiç bir şeyi. 

Belki bundan, belki başka şeyden ilk kez bu kadar düz, bu kadar boş vermiş bir doğum günü metni yazıyorum. Şu an yazıyorum çünkü başka zaman yazabileceğimin garantisi yok. Şu an yazıyorum çünkü hayatta kalabileceğimin garantisi yok. Yarın ne olacağı hakkında hiç bir fikrim yok, üstelik günlerim arasındaki tek fark gün adları. Ha bi de arada doktora gidiyorum. 

Neyse sıkıldım ben bundan. İyi ki varım diyemiyorum, ama bende varım. Kim bilir ne zamana kadar daha, bu arada sana da işlerin daha iyiye gideceği zamanlar dilerim baba
Hakikaten 19 değil, kemiklerime kadar hissediyorum

Yaprak

22 Haziran 2019 Cumartesi

Hep dik duran başımı dik tutmaya takatim yok. Boyun eğebilirim artık; sana, olanlara. Hep oturarak ölmeyi istedim. Ayakta ölenler yere düşmeye mahkum diye. Ben ne ayakta kalabildim, ne oturarak ölebildim. Ben öyle bir dibe bulandım ki, öyle bir düşme düştüm ki. Benden aşağıda kimse yok, en aşağılık benim.

Ben kayboldum, ben kaybettim, ben mahvoldum. Kapana kısıldım, suç üstü yakalandım, işim bitti. Ben bu olanları hak etmedim derken, mutlu olmayı hak etmedim belki de. Olamadım da zaten. Şunun gibi yapayalnız günleri çok yaşadım da bu kadar çaresizine rastlamadım. Ben hep güçlüydüm, ben hep bir şekilde üstesinden gelirdim, çaresine bakardım. Elimi taşın altına koyarım, hallederdim. Başa çıkmanın bir yolunu bulurdum.

Yapacağımı o kadar bilmiyorum ki, ne yapsam o kadar bilmiyorum ki. Senin tuttuğun dilin var bi, bi de benim durmayan ağzım. Ben iyi değilim, seni de gözden çıkaracak kadar. Kendimi de gözden çıkardım ki adil olayım. Gözümde hiçbir şeye tamah kalmadı. Ne sana heves, ne sana istek, ne sana kaygı… Ben kirliyim, ben yamuğum, ben pek çok kötüyüm.

Pisliğime kendimi bile bırakamıyorum, sana gel demek fazla. İnsanlık namına göstereceğin ilgiyi de istemiyorum. Yerinde yurdunda ol, ayağına taş değmesin, beyaz hissetmeye devam et. En azından sen bari beyaz hisset.

Benim hayatımda pek beyaz olaylar olmadı. Ama kefenden anlarım, üç parça. Hatice için bir tane, Sultan için bir tane, Yaprak'ın yatacak yeri yok. Anneannemden sonra babamı da kaybedecek gibiyim, o kadar mutsuzum ki. Sadece önyargıları kırmak adına sevseydin beni. suya girmeye korkan bir çocuğun direncini kırıp yüzmeyi öğrenmesi gibi sevseydin beni. Yazmaya olan geçmeyen inadım hatrına sevseydin. senin bozkırında deniz gören bir garip denize hasret kızın hatırına sevseydin. Kurak toprağa değecek su olmak için, bozkıra bahar getiren hava olmak için, karanlık gecede ışıl ışıl parlayan pencere gibi olmak için, hayatta tutunacak bir dalım olması için, adımı ağzına alacak biri olması için..

Şu kafası yarın bana, farklı bir perspektif olsun diye. Şu biçare bana bir umut olsun diye. Ne bileyim gece nefessiz uyandığımda cam açardın belki. Kimsenin bilmediklerini anlattığında "geçti" derdin belki. Gerektiğinde beni öldürdün belki. Oku beni; okursan ölürüm, okumazsan da.

Hep dalga geçeceğim yazdıklarınla, hep ama! En güzel yazılarını yazdığım sana, her yazdığınla ilgili bulaşacağım. Memleketine karışacağım, yadırgayacağım, beğenmeyeceğim, e küfür de edeceğim. Kendim çalıp kendim söyleyeceğim. Çünkü elimde kalan tek oyun bu. Elimden geleni yapacağım ben de. Başka yolum olsaydı, ah olsaydı.

30 Mayıs 2019 Perşembe

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibiyim. Beni kimse tanımadı. Diğerleri neyse de senin tanımaman çok koydu. Keşke en azından tenezzül etseydin. Bi kere masaya otursaydın benimle.

14 Mayıs 2019 Salı

dergiden ayrıldım ama haberleri yok. lafa abuk yerlerden girmenin kadınıyım. bir süre yazamayacağımı söyledim, ama geri dönmeyi düşünmüyorum. tanrım ben beş tane stil ikonu erkek hakkında yazacak insan mıyım? beyaz pantolon ve kundura giyen bir adama aşığım ben, ne tarzı? edebiyat diye ölüp, popüler kültüre nasıl meze olurum? "ayak yapma yaprak, kendi tarzını yaratsaydın maharetse" der gibi okumayın. ben kendimi bile bulamadığım bir zihinsel yığının içinde çalışmaya çalışıyorum. yirmi küsur senelik hayat mesaim ve beş senelik mimari jargonum derdimi kaygımı anlatmaya yetmiyor. yazar kimliğim disiplinimi sağladığım kadar demek isterdim. küçük yaratılış nöbetleri gibi okuyun iç hapsimden kaçan kelamları. kararını ben vermiyorum, kendi geliyor cümleler gibi laflara anlam yüklemeyin. dediklerinden kaçmak isteyen insanlar der bunu. ben steroid oranı yüksek bir kızın olacağı gibi delikanlıca sırtlarım yediğim her haltı. yaptığımın arkasında duramayacağım kadar benzetmedi hayat daha beni. en başında kendine benzetmedi, o ayrı ben ayrı. 
sen ayrı ben ayrı sahi. siz hiç, dokunamadığınız bir adamın içinize dokunduğunu hissettiniz mi? siz hiç omzunuza değen saçı, boynunuza esen rüzgarı, gece aniden uyanmayı, içinizi kavuran bunalmayı birine yıktınız mı? siz hep var olmayan anlamlar yüklediniz insanlara, 33 dişlik kalıp yaptınız, boş kalan diş için insanları suçladınız. ben de yaptım. kahvede maviyi gördüm. bir bardak kahve için bir sene beklediniz mi siz? ben bekledim. 
siz hiç kayboldunuz mu? ben daha bu gün kayboldum. beş senedir aynı yerde yaşamama rağmen. siz kendinizi ne yaptığını bilmez halde buldunuz mu? ne istediğini bilmez halde? 
ben eskiden kendime yakalanırdım. artık tutabilene aşk olsun

gece sıçrayarak uyandığımda, spor ayakkabıyı geçirip kaçışlarım var. bir anda kendimi içerken buluşlarım var. sarhoş olup, gözümü açtığımda pendik garında bulduğum oluyor kendimi. ben on dokuzumda üç gece sokakta yattığımda kadın oldum. öncesinde sığınmadım, sonrasında korkmadım. ben acımı meze yapmayı severim, eski ayyaşların bir sofra adabı vardı. bıraktım içmeyi, o içmememi söylemişti. onla ilgisi yok ha, laf dinleme meşrebim yoktur. derdim klişelerinizden kaçmak. acım mezemdi, katığım oldu. içki yok, sigara yok, ot yok, nerde akşam orda sabah yok, türlü adamlar yok, küfür yok... bir proje bir de şu boynumu omzumu mahveden acı. dergiden ayrıldım, acır sanmıştım, acımadı. ben zaten her gece her gece yazmadan duramaz, berduş olmuşum

17 Mart 2019 Pazar

kalem

kalemi elime aldığım gibi dudağın geliyor gözümün önüne. biçimli dudakların, biçimsiz sakalların, eşit olmayan bıyıkların, arsız saçların, ayarsız hareketlerin, giyinmeyi bilmez halin… kalemi çizim yapmaya elime alıyorum, seni yazasım geliyor. çizmeyi denemedim hiç, eskisi gibi çizecek hale gelmeden cesaretim yok sana. kalemi o elime alışlarım yok mu ah, elini tutar gibi oluyorum. dünyayı senle terk etmeye cesaretim varken sen elimi tutmuyorsun, karşıdan karşıya yalnız geçiyorum. kalemin ucunu dik bir şekilde masaya vuruyorum. adam bir kalem sana ne kadar benzer? eksiği gediği bu kadar güzel olur mu bir insanın? ben pervane miyim, divane miyim? sana bu kadar kesik olmam beni kestirip atmandan mı? sana bu kadar yanık olmam beni alev alev yakmandan mı? sana şiir yazamamam bana etmediğin laflardan mı?
sen nasıl başkasına beyaz hissedersin diye öfkelenemiyorum. ben öfkelenemiyorum! öfkeden ibaret olan ben… ben sana o kadar sakin bir kadınım ki, öyle sütlimanım ki. ben dümdüz yürüdüğüm yollarda kayboluyorum. ben içten içe eriyorum. ben ele geçirildim. ben kendimi tanıyamıyorum, seni hiç tanımıyorum. ankara dik bir yokuş sen daha yokuşsun. sen yolun sonusun. senden daha dik yol mu var? senden daha dik kafa mı var? senden sor soru mu var? senden beter acı mı var? sen koluma çizdikleri artısın be adam, senin köprücük kemiğinde kimin adı var?
benim izmir’ime benzeyen sen, kime izmir’sin? beni bozkırın ortasında daha ne kadar bozkıra sokabilirsin? sen yazmayı iyi bilirsin, böyle yazıların nasıl yazıldığını nasıl bilmezsin? adam senin vicdanın yok mu? beyaz hikayen bitmiş işte, benle kirlenmek bu kadar zor mu? bir gün sana öfkelendiğimde nasıl baş edeceksin benle? ben şehrine yıkım olurum, ağzına kan olurum, ben en büyük pişmanlığın olurum. benle ters düşen kimse karşıma çıkmaya cesaret edemedi, sen şehri bile terk edersin. ben arkada kalan olmak istemiyorum.
tehdit ediyorum sanacaksın, keşke öyle olsa. olacak olanı söylüyorum. sen ikimizin de sonu olacaksın adam. ben sana takılıp düştüğümden beri kalkamadım. o sarhoşluktan beri ayılamadım. talan edilmiş cephemden ayrılamadım. ben çeyrek asrın göçebesi, ben kendime gömülecek toprak buldum. ufak ufak kazıyorum, dayanamayacak kadar mahvolunca sana yazıyorum.
beni okumayı bıraktığını biliyorum. sen bilirsin, şunu da bil aramayacağım. hele şunu iyi bil karşına çıkmayacağım. benim sana ne zaman bir vaadim oldu, bu gün olsun. ben senin kötü bildiğin ne varsa oyum, düşmek istemediğin batağım… batacaksın. beni paşa paşa arayacaksın. o gün beni bulamayacağını bilmekten bütün derdim kaydım. sende denizi bulduğum gündeki gibi şaşırt beni en büyük kaybım. şaşırt ki kaybıma değsin.