10 Ocak 2016 Pazar

yazısız akşam

bu gece yazmıyorum, çok ağır çalışmam gereken dönemi bomboş geçiriyor olduğum doğru ama buna dair yapabileceğim bi şey yok. canım birinin, hatta en canımın doğum günü bu gün. güzel günler dilerim  onun için.

3 Ocak 2016 Pazar

az karışık

ben deli  bi kızım. erkek arkadaşım kız arkadaşımdan hep çok oldu, belki bundan belki başka şeyden hallerim hareketlerim haddinden fazla aykırı. genelde "az (!) garip" derdim tavırlarımla ilgili, zamanla az'dan sonraki parantezli ünlemi unuttum ve gerçekten az  garibim sandım sanırım. hatalarım var kabul, sizden fazladır belki onu da inkar etmiyorum. ama mükemmel olduğunuz gün konuşalım bunu, şimdi meselem başka.

kafamı karıştıran algılarım var bu ara. sabah gördüğüm rüyanın beni çok mutlu ettiği doğrudur. bi anda kolumdan çekilip dans etmeye başlamam tatlıydı elbette. bunun akşamında arkadaşımla ettiğim sohbet acı mıydı peki? hayır kesinlikle, aydınlanmayı severim ben.  işin güzel yanı doruktayım şu an. her şeyi toplayabilecek aşamadayım. güzel yerdeyim güzel. iyi düşünmek istiyorum. güzel günler yakında. bazıları hayatıma girecek evet, bazıları da çıkacak. bazıları terk etti beni, bazıları nefret etti, kimi kin besliyor. her ne olsa herkes derdi neyse bana anlatıyor. meseleleriniz beni görmeden bitmiyor biliyorum ama pek umrumda değil bu. kafamda kavak yelleri var, bu şehirde çınar yok ne yazık ki. saat dört olmuş artık uyumam lazım. düşüncelerimi anlatamadım tam anlamıyla. ben "mutlu olmak istiyorum" diyeyim, sen anla.

2 Ocak 2016 Cumartesi

nefret ettirdiniz

şarkıda bana inan, bana güvenme diyen deniz tekin'e selam olsun. buyum ben yokum ben diye ilerlerken o,  bense ilk cümlede özetlenen hayatıma takılı kalmış haldeyim. güvenme huyu olmayan ben bi sefer inanmayla ne hallere düştüm. "düşünce, insanı bi düşüncedir alıyor" klişeme bürünmeyeceğim de, düştük.
bende anlatacak kadar kalem yok. anlat demeyi iyi bilirler de dinleme huyları yok. anlatasın varsa anca bana söyleyebilirsin, daha da fazlası gelmez elinden. evet en fazla bana anlatırsın, çünkü herkes bana anlatır. "sen dünyaya iyilik yapmak için gelmişsin, gözüm kapalı güvenirim sana" diyen adama da selam olsun. benim kendime hayrım yok sen kalkmış ne diyorsun?  ne kolay güveniyorsunuz insanlara, onları geçtim bana güveniyorsunuz! anlatın hadi, anlatın tabii... ya nasıl böyle rahat konuşur insan? ben kendi kendime bile söyleyemezken çoğu şeyi, beynim silerken alt metinleri  siz nasıl başarıyorsunuz her şeyi bana demeyi? "ne öğrendiysem kendime saklamayı huy edindiğimden dolayı hayatta, gizli saklı ne varsa açık seçikti karşımda" diye özetledim ben bu durumu ama gel gör ki öyle değil işin aslı
dünyamın döndüğünü hissediyorum. başımda bi ağrı var, bi dönüyor ki sorma. sorma zaten, ben diyemem ama anlat sen. dinlemekten anladığımı söylüyorlar, gerçi benle ilgili çok şey söylüyorlar; her birine kulak versen yolda görsen selam vermezsin. nasıl mı kaldırıyorum bunca lafı? kaldıramıyorum işin aslı, kahve istiyorum ve karamele boğuyorum duygularımı. gökyüzüne bakmayı hayal edip, yer çekimini lanetliyorum; yalan bu, yükseklik korkum var çünkü. yüksekten atanlar bu  noktada kaybediyor bence beni, altında durayım da kafam mı yarılsın?
daha kötü doğum günlerim de oldu, ama en nefret dolu olanı buydu; iyi niyetlerimi sunduğum tüm insanlar ağız dolusu nefret ediyorum sizden.  hepinizden ayrı ayrı nefret edecek toleransım yok , topunuzdan bi seferde nefret ediyorum. bana rol yapıyorsunuz, bana! en usta oyuncuya. ya ayakkabımın alt lastikliğinden yeni terfi olmuş sahne müsveddeleri, sizin ayaklarınız bana söker mi hiç? kafanız aldı, beyniniz inandı, aklınıza yattı yani bu, zihinsizler! bu gün öyle nefret ediyorum ki sizden, bunu kaldırabilecek bi kişi tanımıyorum ben.
hepinizden öyle çok nefret ediyorum ki tahmin edemezsiniz beynimin nasıl zonkladığını. sizi düşünmek vücudumdan et  ayırıyorlarmışcasına acıya sebep oluyor. hepinizden, kimseyi ayırt etmeden nefret ediyorum. birine işkence yapacak olsam, işim bitince "yok mu bi tane daha" diyecek konumdayım. bağırışlarınızla beraber ne soğuk kanlı davanıp, ne psikopat bi zevk alacağımı hayal edemezsiniz. acı çektirmek istiyorum, zarar vermek istiyorum hepinize. beni bu hale siz koydunuz, benim size koyacak olmam sorun teşkil etmemeli o halde.
ben hiç böyle ağır bi duygu hissetmemiştim daha önce. ne kadar anlatsam bitiremiyorum nefretimi. tiksindiriyorsunuz beni. eserinize iyi bakın. ben daha önce bu kadar mahvolmuş bi insan görmemiştim, nasip aynaymış. sizi ben affetsem Allah affetmez.  böyle fena edememişti daha önce beni kimse, o bile.


bi daha 19


bazen; olana, ölene, çekip gidene, yitip bitene ve bunların çeşitli türevlerine bakar kalırsın hayretle. aklın almaz; aldığı kadarı yetmez, çünkü senden alınanlara denk gelmez kafanın aldığı.. alınmalarını avutacak gücün de yoktur kendi alınmalarından ve bunu üstüne alınan da çok olur.hayat'ı tek kelimeyle anlatmanın tek yolu "hayat" demektir, çünkü "hayat" demek bir sürü kelimenin içinde biri eksik kalınca tanımlanamayanlardan bahsetmek biraz. işin aslı kaç kelimem olsa yetmiyor, çünkü hiç kelimem kalmadı. söylenenler söylenecekler... anlatmada da yazmada olduğum gibi yetersizdim hep, insanlar anlamadı diye suçlamamalıyım aslında. ama suçlamıyor oluşum sevdiğim anlamına gelmiyor. "ya yaprak, sen yine ne anlatıyorsun" mu soru? hiç bir fikrin yok ne dediğimle ilgili.
güzel şarkılar var, inanmazsınız güzel kitaplar da var, hatta güzel filmler bile var.. ve hatta aklın almaz ama güzel günler bile var, güzel insanlar yok. tamam kandırdım onlar da var da, onlarda var bizde yok.. belki onlar var ben yokum. ne zaman gelsek, yoksun diyorlar; eve uğrama huyum yok pek , evim yok ya ondandır belki. bu arada sen, sen sen ( o biliyor, sen devam et) okuyor musun sen hala? iyi ne halin varsa gör.
ha ne diyordum, neyse cevap veremeyeceğinizi biliyorum. ben anlatmaya devam etsem mi? aslında hiç gereği yok ama yazmalıyım. böyle sarhoş eden başka bela mı var başımda, yazdıkça müptelasıyım ağzımdan dökülenlerin de o karamel kelimelerin yokluğu vuruyor sağ yanımı.
bomboş buralar, kafam dalgın biraz gözümde çok dalıyor yani beyin hücresi kalmadı bende. hey sen (bu başkası) az ver derdim hiç yok, denk olduk senle bak sen şu işe. ama bu da değil mesele.. nedenlerin nasılların içindeki asıllara gizlenen şiirler de değil, uzakta bir yerde vurgun yemeye doymayan yağmurlarla da davamız yok, çamura çimene boyanan ayaklarımın ve paçasını kıvırdığım kot pantolonunun denize değmiş oluşunun da bi anlamı yok bazen.
bir gün daha, bi gün daha bak, ve bak bi gün daha derken bi sene daha çaldık hayattan. en profesyonel hırsız ben olmasam da listede bende varım. hoşuma gidiyor bu soygun. bir birini takip eden günlerin inci kolye taneleri gibi aynı olduğu zamanlar bile bıkamıyorum bu müptelası olduğumdan. 19 bu da demeye doymuyorum. ilerlemedim çünkü, geldiğim yerde duruyorum ben. önceleri bi sayıyı muhafaza etmek gibi bir derdim yoktu, fikrimde yoktu. seramik son haline gelince rafa konur, olgun elma da yenir; ben yarısı yenmiş elma gibiyim. yenilmeye doymuyorum, çünkü bu da bana dair. yanlızım evet, benim! ama sadece benim ben ,ve istediğin kadar bilme sen, sen de ve sen de bilme.
doğum günlerini sevmem ben, yılbaşıyla kaynaştırılan kutlamalarla başladı bu, kötü olaylarla sürdü. bu yaştan da bu yıldan da hiç bir beklentim yok, az öte dursunlar giriş çıkış saatime karışmasınlar yeter. bi de ben kahve severim, bi haftadır midem bulanıyor içerken, biri bi bunu halletsin.
mutlu yaşlar mı dilesem? iyi ki mi doğdum ben? her hangi bi fikrim yok. omuzlarım ağrıyor masaj lazım da, konu bu değil. geleneğinizi bozmuyorum, bi gün önceden yazıyorum kendime. iyi bi kız değilsin yaprak, bi onu geç; masum da değilsin onu da biliyoruz. ama daha mükemmeli var edilebilinecek sen varsın, yok olana kadar da kimse yok edemez seni; sen yok olduğunda senle ilgisi kalmayacak zaten ki. yaşa dilediğin gibi, gelişine yaşıyorum; gidişiyle ilgili fikrim yok.

daha bi gün daha çaldık, belki bi yıl daha çalarız.

30 Aralık 2015 Çarşamba

kısa notlar

yazacak bi şeyim yok ama yine rahat etmedi içim. sorun şu ki bi noktada hep aynı şey oluyor. amerikanvari kovala, sonra da kaç uygulamalarınızdan yıldım. net insanlar istiyorum çevremde. ne istediğinizi bi bilin yaa. yeminle tecavüz etmedim kimseye.. benle ilgili bi durum varsa gelin konuşalım. liseli değilsiniz kelimelerinizi karnınıza gömecek söyleyecek vakit kalmıyor bazen. buna çokça şahit oldum. yaşayacak vakit olmuyor daha doğru olanını beklerken.  ben yaşamak istiyorum, çamura batmak yağmura yakalanmak o sevmediğim çimen rengine boyanmak ve gökyüzüne bakmak.

bi gün kütahya yolunda aniden arabadan ineceğim. bi gün bi buğday tarlasında geçecek ömrümde. ve uzanıp her göğe bakışımda aradığım huzur gelecek bi gün. kendimi kaybetmeye bu ara çok ihtiyacım var. çünkü bi noktada tıkanp kalmalarım meşhur bu ara. kendimden geçmek istiyorum. uzağımda durmayın, bana katılın ve dağıtalım buraları; dağıtalım ve bilmediğimiz yerlerde uyanalım. güzel olacağını biliyorum, güzel olacağına söz de veriyorum. iki gecedir uyumamanın verdiği ruh halidir belki bu. ama şu saatten sonra sadece mutlu olmak istiyorum, daha fazlası değil. uzaktan çekinerek bakmayın, dahil olun buna; zira hayat çok kısa

26 Aralık 2015 Cumartesi

karışık

kafamı bozuyor insanlar. başımı döndürüyor ve midemi bulandırıyorlar. bunca zaman sonra tam bi insana kapılasım varken, daha da güzeli bu gidişattan hoşlanırken;  insanlar yıldırıyor ve suçu günahı olmayanlar dahil hepsinden bir anda soğuyorum.  zaten can sıkıcı olan günüm böyle şeylerle iyice mahvoluyor.
bazı insanların basmayan kafalarını titreşime alıp, devam ediyorum anlatmaya. bu gün telefonu kaybettiğim insanları kazandığım gün. bana öyle yardımcı oldular, öyle iyi davrandılar ki; onlarla geçirdiğim vakitte derdi tasayı unuttum. hele sonrasında telefonu bulduğumda aldığım dönütler gerçekten beni mutlu etti. hayat güzel bazen diyecek kadar ani iyimserleşebiliyorum bazen. ama diğer yandan öyle duygularım var ki bazen... masum ve pir-u pak olmadığımı bilsem de daha da kirlenesim geliyor, günaha batmak istiyorum. belki de her yediğim naneyi anlatma huyum dürüstlükten değil de anlattıkça daha da günah olmasından dolayıdır. bazen düşünüyorum, iyi bi yalancı olduğum ortada. ama buna rağmen yalan söylemekten hoşlanmıyor içim. iç sesim " saklayacak neyim var, kimden çekinip de yalan söyleyeyim, kim ona yalan söyleyeceğim kadar önemli bir kaide olabilir?" diye isyana başlıyor hemen. yani asi ve efelenmeye pek meraklı ruh halim söylediğim yalanlardan hiç bi şekilde hoşnut olmuyor. ama bu türlü işler karıştırdığım gerçeğini değiştirmiyor. her şeyini bana anlatır insanlar. hep böyle oldu bu. hikayeye ilahi bakış açısıyla bakıyor olmak başa bela, herkesin bulunduğu yeri sen belirliyorsun sonra. strateji oyunlarına kafası basmayan benim  kurduğum düzenler haliyle çarpık ve pamuk ipliğine bağlı oluyor. garip bi şekilde hiç elime patlamadı tüm  bu senaryolar, iman gücü (!) herhalde bu.

ana fikri olmayan bi konuşma bu. ne anlatmaya çalıştığımın ayırdında değilim pek. karmaşık duygular yaşıyorum nedenini bilmeden. sonu olmayan işlere bulaşasım var. şimdiye kadar zaten yeterince üzülmedik mi ? mutlu olsak ya. bazen çok karışık. birlikte gülebiliyorsak bundan değerli ne var? iç hapsimden kaçırdım bazı kelimeleri ve mutluyum bundan ötürü. bazı güzel insanlar bu ara etrafımda, daha da yanımda olsunlar; onlar iyi ki varlar. aralık  güzel geçecek diyorduk, bitti gitti bile. ardında güzel izler bırakır umarım. senenin güzel bir kapanışı olsa ne var. yıl devriyelerinden nefret ettiğim gerçek, ama iki senedir sevmeye çalışıyorum en azından. bu yıl sonundan umutluyum ama belki son güne kalmaz güzel şeyler. belki yarın çok mutlu oluruz, hayal edesim var. bundan ötürüdür harflerim ayağı yere basar cinsten değil bugün.

21 Aralık 2015 Pazartesi

Başlıksız

Tabirleri döküp saçmak en birincil hobilerim arasında bu ara diye başlayacaktım ama ben bi şey yapmadan mavi renge bürünen harfler iflahımı kesti bir anda. şehrin denize hasret çocuğu olmaktan dem vururum sıkça. "aslında ait olmadığım toprağın, suyuna bu düşkünlük niye" diye bi düşünce aldı beni geçen. babamın ait olduğu yerin de su şehri olduğu gerçeği bi silah gibi vurdu beni. hasretim ege midir, akdeniz midir bilmem. ama her mavi mahveder beni, bu müptelalık olsa sonum ne var.
Asıl yazma sebebime gelecek olursak;  bana uyku uyutmayan sıkıntıları, çevremden soyutlanmalarımı, çevirdiğim dolapları anlatacaktım belki de.  ama pamuk ipliğiyle bağlı düşüncelerim kopunca uçlarını yakalayamıyorum. nedenini sonucunu, gelişini gidişini düşünmeden yazmak bile öyle sancılı oluyor ki böyle zamanlarda; beynim kafatasıma sığmıyormuşçasına karnıma onlarca yumruk atmışlar gibi fiziksel acılar çekiyorum, varın ruhani boyutunu siz düşünün.
hiç bi zaman istediğim gibi tam anlamıyla ifade edemedim kendimi. ne kağıda ne sözcüğe ne resme ne cisme dönüştü içimdekiler hakkını vererek. insanın iç hapsinden bi kaç cümle kaçırmasının ne zor olduğunu ve bu kaçıştan daha zor olanının kaçırılanların başkalarıyla paylaşımı  olduğunu bildiğimden belki, bi şeylerini anlatabilen insanlar beni hep hayrete düşürmüştür. hele düşünmeden dan diye varını yoğunu ortaya dökenler, hele benliğiyle ilgili en önemli şeyleri düşünmeden sarf edenler...
açık defter gibi olduğumu düşünürdüm bazen. gelenin geçenin yazabildiği. çevremde dünden bugüne kimse var olmadı, buna rağmen en gizlilerini bana anlattılar. ne öğrensem kendime saklamayı huy edindiğimden dolayı hayatta; gizli saklı ne varsa, açık seçikti karşımda. insanların içinde gizli kapaklı işler çevirdiği mavi kapaklı defterdim ben. ve kalıcı yazılarının bende silineceği, benle sabitti. bunu böyle gördü, böyle bildi hepsi. güvenme huyu olmayan bi insan olan ben için dehşet vericiydi bu: ben ağız açmak nedir bilmezken, dilleriyle kalplerini sunuyordu insanlar bana. ve karşılığında benim yapabileceğim sadece bende hapsetmekti duyduklarımı. birbiri ardına birbirlerinin arkasından konuşan ama yüzlerine gülen ve daha neler neler yapan herkes bana günah çıkarıyordu. ve ben farketmeden kısa metrajlı, uzun soluklu düzenlerden nefes alamaz  olmuştum. soluk soluğa kalmıştım, işleri birbirine karştırmamak, olanı biteni yüzüme gözüme bulaştırmamak için.
ve sonunda ne mi oldu? türlü işler karıştıran, her işe burnunu sokan, insanların hayatına karışan, hatta yön veren... bunlara masumane kılıflar giydiren bir karakter oldum bi aşamada. olayları bilseniz, hatta ettiğim ihanetten haberiniz olsa beni yine affederdiniz "yapabileceğin bir şey yok" der çekilirdiniz. ama anlatırken olduğu gibi yargılarken de sığ olduğunuz anlamına geliyor bu anca, daha fazlası değil.

ne masumum ne günahsız, çok iş karıştırdım. ama buna mecburdum. işlemediğiniz günahların memuruyum, kimseye anlatmadığınız o günahların katibiyim. ifşaya bi başlasam masada kimsenin kimseye bakacak suratı kalmayacağını biliyor çoğu. buna rağmen hala anlatıyorsunuz bana, bende kaybediyorsunuz kendinizi. neyinize güveniyorsunuz dediğimde "senden çıkmaz" derdiniz. e sonradan "benden çıktığını" da öğrendiniz. inatla neden güveniyorsunuz? çünkü güvenmek istiyorsunuz, ama niye ben? bi alışkanlık sadece, böyle başladı bi şekilde ve bundan vazgeçecek değilsiniz. ben güvenmeyi beceremem, kendi içimdeki pisliği görürken nasıl olur! siz nasıl yapıp bana anlatıyorsunuz onca şeyi onu da bilmiyorum. ama şimdiye kadar kimsenin yanımda kalıcı olmadığını iyi biliyorum. en canım dediğim bile gidecek, hep gider şaşmadı bu hesap. kiminin veda mektubu hazır bile. kimiyle de konuşacak vaktim olmayacak ve hatta belki konuşmaya yüzüm. çok günah işledim de bu konuya nerden geldim? karmaşık düşüncelere saplı haldeyim şu an. yazdıklarımı bi ana fikirde toparlama gibi bi lükse sahip değil beynim. "çok düşünüyorsun" lafını hemen hep söyleyen bi arkadaşım vardı, bak şimdi o da yok. düşünmesem düşüncelerim de olmayacaktı, demek ki kırılırcasına ağrısa da bende bi his uyandıran düşüncelerime minnet duymalıyım. çok düşünmüyorum, düşünmüyorum demesi gereken sizsiniz. nerden bileceksiniz bildiklerimi? düşünmeyin tabi, uyuyun bolca. benim bu gece nöbetim var. dört duvar bana dar da neyse ki burnum deniz kokusu çekecek kadar keskin, y da hayalperest.