21 Aralık 2015 Pazartesi

Başlıksız

Tabirleri döküp saçmak en birincil hobilerim arasında bu ara diye başlayacaktım ama ben bi şey yapmadan mavi renge bürünen harfler iflahımı kesti bir anda. şehrin denize hasret çocuğu olmaktan dem vururum sıkça. "aslında ait olmadığım toprağın, suyuna bu düşkünlük niye" diye bi düşünce aldı beni geçen. babamın ait olduğu yerin de su şehri olduğu gerçeği bi silah gibi vurdu beni. hasretim ege midir, akdeniz midir bilmem. ama her mavi mahveder beni, bu müptelalık olsa sonum ne var.
Asıl yazma sebebime gelecek olursak;  bana uyku uyutmayan sıkıntıları, çevremden soyutlanmalarımı, çevirdiğim dolapları anlatacaktım belki de.  ama pamuk ipliğiyle bağlı düşüncelerim kopunca uçlarını yakalayamıyorum. nedenini sonucunu, gelişini gidişini düşünmeden yazmak bile öyle sancılı oluyor ki böyle zamanlarda; beynim kafatasıma sığmıyormuşçasına karnıma onlarca yumruk atmışlar gibi fiziksel acılar çekiyorum, varın ruhani boyutunu siz düşünün.
hiç bi zaman istediğim gibi tam anlamıyla ifade edemedim kendimi. ne kağıda ne sözcüğe ne resme ne cisme dönüştü içimdekiler hakkını vererek. insanın iç hapsinden bi kaç cümle kaçırmasının ne zor olduğunu ve bu kaçıştan daha zor olanının kaçırılanların başkalarıyla paylaşımı  olduğunu bildiğimden belki, bi şeylerini anlatabilen insanlar beni hep hayrete düşürmüştür. hele düşünmeden dan diye varını yoğunu ortaya dökenler, hele benliğiyle ilgili en önemli şeyleri düşünmeden sarf edenler...
açık defter gibi olduğumu düşünürdüm bazen. gelenin geçenin yazabildiği. çevremde dünden bugüne kimse var olmadı, buna rağmen en gizlilerini bana anlattılar. ne öğrensem kendime saklamayı huy edindiğimden dolayı hayatta; gizli saklı ne varsa, açık seçikti karşımda. insanların içinde gizli kapaklı işler çevirdiği mavi kapaklı defterdim ben. ve kalıcı yazılarının bende silineceği, benle sabitti. bunu böyle gördü, böyle bildi hepsi. güvenme huyu olmayan bi insan olan ben için dehşet vericiydi bu: ben ağız açmak nedir bilmezken, dilleriyle kalplerini sunuyordu insanlar bana. ve karşılığında benim yapabileceğim sadece bende hapsetmekti duyduklarımı. birbiri ardına birbirlerinin arkasından konuşan ama yüzlerine gülen ve daha neler neler yapan herkes bana günah çıkarıyordu. ve ben farketmeden kısa metrajlı, uzun soluklu düzenlerden nefes alamaz  olmuştum. soluk soluğa kalmıştım, işleri birbirine karştırmamak, olanı biteni yüzüme gözüme bulaştırmamak için.
ve sonunda ne mi oldu? türlü işler karıştıran, her işe burnunu sokan, insanların hayatına karışan, hatta yön veren... bunlara masumane kılıflar giydiren bir karakter oldum bi aşamada. olayları bilseniz, hatta ettiğim ihanetten haberiniz olsa beni yine affederdiniz "yapabileceğin bir şey yok" der çekilirdiniz. ama anlatırken olduğu gibi yargılarken de sığ olduğunuz anlamına geliyor bu anca, daha fazlası değil.

ne masumum ne günahsız, çok iş karıştırdım. ama buna mecburdum. işlemediğiniz günahların memuruyum, kimseye anlatmadığınız o günahların katibiyim. ifşaya bi başlasam masada kimsenin kimseye bakacak suratı kalmayacağını biliyor çoğu. buna rağmen hala anlatıyorsunuz bana, bende kaybediyorsunuz kendinizi. neyinize güveniyorsunuz dediğimde "senden çıkmaz" derdiniz. e sonradan "benden çıktığını" da öğrendiniz. inatla neden güveniyorsunuz? çünkü güvenmek istiyorsunuz, ama niye ben? bi alışkanlık sadece, böyle başladı bi şekilde ve bundan vazgeçecek değilsiniz. ben güvenmeyi beceremem, kendi içimdeki pisliği görürken nasıl olur! siz nasıl yapıp bana anlatıyorsunuz onca şeyi onu da bilmiyorum. ama şimdiye kadar kimsenin yanımda kalıcı olmadığını iyi biliyorum. en canım dediğim bile gidecek, hep gider şaşmadı bu hesap. kiminin veda mektubu hazır bile. kimiyle de konuşacak vaktim olmayacak ve hatta belki konuşmaya yüzüm. çok günah işledim de bu konuya nerden geldim? karmaşık düşüncelere saplı haldeyim şu an. yazdıklarımı bi ana fikirde toparlama gibi bi lükse sahip değil beynim. "çok düşünüyorsun" lafını hemen hep söyleyen bi arkadaşım vardı, bak şimdi o da yok. düşünmesem düşüncelerim de olmayacaktı, demek ki kırılırcasına ağrısa da bende bi his uyandıran düşüncelerime minnet duymalıyım. çok düşünmüyorum, düşünmüyorum demesi gereken sizsiniz. nerden bileceksiniz bildiklerimi? düşünmeyin tabi, uyuyun bolca. benim bu gece nöbetim var. dört duvar bana dar da neyse ki burnum deniz kokusu çekecek kadar keskin, y da hayalperest. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

iyi düşün