17 Kasım 2021 Çarşamba

Babama

Aradan zaman geçiyor, geçmez olur mu? Gündemim değişiyor, ben değişiyorum. Sokaklarda gezen ben gitti, kilo verdim gücüm yok. Oturuyorum ben de. Ah ben, tamamına vakıf olamadan ayrıldım o şehirden. Eski derlerdi, hakikaten eskidi. Belim inceldi, sonra belim koptu. Yine de o çabalar sonuç vermedi. Kadınlığımı sorgulayan adamlar okuyor buraları sen okumazsın.

Bir daha dönmemek üzere yola çıktım, eski şehrimi geride bırakarak... Mavi gözlü şehrimin mavisinin siyaha döndüğü yerlere. Geri dönmemek üzere ettiğim yeminleri bozarak, kendi üstümü çizerek; sildiğim adam için, babam için. Denize hasret üvey çocuğu olduğum mavi gözlü şehrime, bir mavi gözlüden sebep bir dönüşüm oldu. Şehrin bana bir bakışı var, böcek aynı böcek.

Yoldayken yine sıra sıra şehirler geçtim, bir yerde sana rast geldim, karşıdan. Geceydi, lambaların sönük. Uyku arasıydı, kim bilir nerdesin? Eminim ki Kütahya yolundan ötedesin. Tek tük bir iki ocak. Yaz vakti bile soğuksun ki, kızgın közler seçiyorum bakışlarında. Isıttığın bir kaç göz oda. Sokakların yine soğuk. Montum yok, çıkamam yola. Bakıyorum öyle anca. Daracık sokakların, toprak. O önceden gördüğüm meydan ne küçükmüş meğer, kenarında bir çeşme kuru. Evlerin tek düze ve esmer, irili ufaklı üst üsteler. Sana dair her şey bütün, bir parça alsam dağılacaksın, alamıyorum seni. İşgal edemiyorum o yeri. Su yansıması gibi bir şey alıyor o sıra gözümü, inceden gülüyorum alaycı. Sende suyun işi ne? Ama orada basbayağı bir göl var dikkat edince, bak Allah'ın işine. Yaklaşıyorum, sakalların. Saz gibi örtmüşler gölün ağzını, göl desen ağzın. Kuğular var, bu saatte bu mevsimde oradalar, dişlerin. Dudakların görmediğim bir yerde bükülüyor bana, hor gözle bakarak. Gözlerin her yerde, git şehrimden dercesine. İç çekerek göğe baktığım yerde karanlık kümeler halinde saçların, dalgası kaotik. Sende kaybolmayı o kadar isterken, hiç gelemediğim seni o kadar iyi biliyorum ki. Yolcu arabasının içinden şehrine bakmayı sürdürürken kaybolmuyorum sende. Ustaca kullanıyor arabayı şoför, her kimse. Ne olmuş yol dümdüzse? Ben de düz yoldaydım, kontrolümü sende kaybettiğimde.  

Zamanında görmediğim şekilde görüyorum seni. Sandığım boy pos yokmuş, o kadar da uzun boylu değilmiş. Omuzlarının heybeti, dağından taşındanmış. Köprücüğün, boynun, elmacığın, her türlü kıvrımın sivriymiş, kayalıkmış, sarpmış. Metropol sanıp kaybolduğum sen, yol üstünde bir köymüşsün. Uyuklarken gözümü araladığımda, anlamadığımda; bendeymiş hata. Ağaçlık yerin bile yokmuş mezarlığından başka. Bozkırmışsın sen. Yolsuzluğun, yeşermene imkan vermeyen inandındanmış. Ben de seni ne sanmışım!

Kolumdaki artı senden değil ki, eksi de senden değerli. Dövmem olsan çok olmuştun silineli. Sen bir şehirsin, belki arada gelir geçerim. O kadarlık hükmün kaldı, eski hükmün bitti.

Şimdilik babam da bildiğin gibi, iyileşmedi. Demek daha gidilecek yolumuz var, gidelim baba



10 Kasım 2021 Çarşamba

Ah

Moralim bozuk. Yaralanmış bir yaban domuzunun morali kadar bozuk. Canım burnumda, sol koltuk altımda alev gibi yanan bir yumru. Her zamankinden çirkin suratım. Her gece loş ışıkta aynaya bakardım, bakmadım bile bu gece. Sağıma yattım ama sanki kalbim sağımda atıyor. Öyle huzursuzum, öyle gergin. Sanki azrailin derdi canımla da, bir sebepten ulaşamıyor; ulaşamadıkça zulmediyor bana. Başımın sağına dolan bu dert. Kusasım geliyor, midem hep ağzımda. 


Avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum, bir sürü el var ağzımı kapatan. Elimi kolumu bağlayıp beni kapatmalarına çok az kaldı. Gevşeyemiyorum, ağlayamıyorum. En son o kadar saçma bir şeyden ağladım ki… Hep böyle yapıyorum. O sefer de onun yüzüne yüzüne ona yazıyorum dedim. Yazmıyorsun dedi, yazıyorum dedim. Biliyordu, biliyordum, yine aynı şey oluyordu. Bu dünyada kimse bana tahammül edemedi. Hep korktular benden, hep istemediler beni. 


Bense istiyorum. Elli ayaklı bir istek bu, karşımda duruyor, yüzüme bakıyor. İsteğimse şu: ölmek istiyorum. Artık ızdırabım sona ersin istiyorum. Çamurun içinde cebelleşmekten canıma doydum. İlk kez öleceğimi bu kadar iyi biliyorum. Artık bu bedeni sürüklemeye gücüm yok. Ters giden her şeyle baş etmeye. 


Berbat bir hayat yaşadım, bu hayatta hiçbir şeyi başaramadım. Kazanamadık, kendim olamadım. Ne para gördüm, ne itibar gördüm, ne sevgi gördüm… Tüm dünya nimetlerine kördüm, sağırdım, dilsizdim sanki. Ben bu dünyada çok çektim. Çok yas tuttum. Her şey çok zor geliyor, dayanamıyorum. Öleceğim için sadece bir zerre üzülüyorum, o da bomboş yaşamanın utancından. Utanıyorum. Kendimi makinaya bağladım, o da işe yaramadı, nefesim yetmiyor, çok utanıyorum. Çok kötüyüm. Her şeyi düzeltme şansım olsa yine ölmek isterim, çünkü artık gücüm kalmadı. Vallahi yapamam vallahi


Al beni artık, bir saniyeye gücüm yok

4 Kasım 2021 Perşembe

Bi buçuk

 Bu dünya başımı döndürüyor. Tutmuş bir şarkının melodisini söyletiyor. Bu dünyada iç basıncımı arttıran bir denge var, bir mevzu dönüyor. Ne olduğunu bilmeden zorlamama sebep olan bir güdü var içimde baş edemediğim. Bir mengenenin içinde, kolu gevşetmek için kolum da uzanmıyor. O kadar uzun boylu değil demek ki. 


Sorum sana, soruyorum. Sınır nedir? Sorun şu ki ben aralıksız dört ay düşündüm bunu. Aralıklı ne kadar zaman kim bilir. Sınır nedir? Senin sınırın ne, ne kadar yaklaşabilirim? Biliyor musunuz ki ben o çizmeyi aşarım, o kalıptan taşarım, o kurallarınızı sallamadan hem de bunu saklamadan yaşarım. Sınır mınır tanımam. Siz kimsiniz yine? Kimle kavgam? Bi bitmiyor bitmez olasıca davam. Ne mahkemeymiş, ne hukukmuş! Sayın savcım, hakim olamıyorum! Ne kendimde ne karşımda… suç kimde çözemiyorum. Adaleti sağlayamıyorum içimde, dışımda, yanımda, yöremde. Kelimelerimin üzerinde gezen kara sinekleri de kovamıyorum, dolanıyorlar öyle. 


Ben elim kalem tuttuğu, içim dert yuttuğu gibi başladım şu yazmalara. Evveli mektup yazdım ama. İlklerden vazgeçilmiyor besbelli. Ben de 19'u bitirip 20. seneme başladım şu yazmada, kalem düştü elden dijitale döndü sayfa; yine de iktidar öyle kolay bırakılmıyor. En kadim dinmiş gibi önünde diz çöküp eğiliyorum kelimelerin. Bir ses geliyor göğü delip: "seni and olsun ki yaz diye gönderdik." Yazamaz elim isyan, dönemez dilim geri vites peşinde. Ben el frenini indirmeyi neden unutuyorum?


İnce bir lafımı görünce, cümlelerde geriye gidiyorsun: "Bunu yakaladım ama yakalayamadığım ne gibi laflar etti diyorsun." Ben ilk ne vakit kaybettim bilemem ama şu an bir kaybedeşim var aklımda: "Yaprak bazen bir laf eder, gülersin aradan vakit geçer, otobüse biner Kütahya'ya gidersin, uyur uyanırsın… Sonradan ne dediğini anlarsın." Bu cümle kurulduktan sonra yine güldüklerinde ben kaybettim, herkesi. Daha fazlasını da kaybetmeyi istedikçe kaybettim, Hansel'in ekmekleri gibi yola serdim insanları, insanlığım kalmadı. Üstün tüm özelliklerimle bakıyorum, ben suya atılmış da saplanmış keskin bir kaya parçası oldum. 


Saplanırım bilmezler, ben yüz gece uyumam ki o davamın olduğu bir kişi uyumasın, o gece beni dava yapsın. Benim uyanık kaldığım iki gecede, iki gece üst üste aynı kişi uykusuz kalmaz. Hep başkadır aklına girdiğim, hep başkadır aklına soktuğum. Kimi üzgündür, kimi kızgın çünkü ben hep haklıyım. Dünyada hak yaratılmadan ben vardım. 


Bu metinde yalnız başımayım, kilom az, kocaman elmacık kemiklerim var. Saçımı iki yandan ördüm, şuh filan değilim. Kimin bunu okuyacağını biliyorum, öyle hayalleriniz olmasın. Maharet sizde olsa yazdırırdınız, yazdırmıyorsunuz. Bense o yarısı Emniyet tarafından el konulmuş caddelerde Ahmet Mithat'ın kaybedişini idrak ediyorum, sonra camdaki yansımama bir bakıyorum hayır, Saraçoğlu'ndayım. 


Ben sevmem, kazanmak zorundasınız ve hep kaybettiniz. Değer öyle kolay elde edilmez. Siz Cumhuriyet'in de kıymetini bilmediniz. Günahı İzmir'de "İzmirliyim" diyene kestiniz. Bu saatten sonra korkma. Herkes bilir, ihanet ettiğim insanlar da, benden sıkı sır tutan yok dünyada. Ben kendim bir sırım. Bana dair ne varsa yüzümdeki lekelerle gizli zaten.

14 Eylül 2021 Salı

zarif

 Beni uykudan alıkoyan birçok meseleden biri olarak geldin yerleştin sen de baş köşeye bir yere. Bu hayatımın en körlemesine deneyimi. Gözüme bağlı bir kuşak varmışcasına görmeden düşüyorum üstüne üstüne. Sana yazmamak için direndikçe istek beynimde bir yere değdi, gerekli hormanlar harekete geçti ve tüm vüduduma yayıldılar. Parmak uçlarıma kadar ulaşan bu histe yadsınamaz bir etkin var. Harf harf yazmak sana dokunurmuş gibi hissettiriyor. Sana dokunuyor olduğumu düşünmek içime dokunuyor. Bu buruk his ne karmaşa ki; bir yandan içime sığmayan içim, bir yandan bir düğüm gibi, bir yandan içimde bir heves, bir yandan dur der gibi. Bir dağınık kadın bırakıyorsun arkandan, bir kere bile arkanda bırakmamışken hem.


Bitmez bir yolun ötesinde sen, ellerini üzerimde dolaştırabildin. Varlığını hissettim, kokunu aldım, içime çektim, biat ettim. Biz kilometrelerce uzunlukta bir meydan okuduk birbirimize uzaktan bakarak. Meydanı birbirimize okuduğumuz noktada savaş çıkıyor aramızda, alev alıyorum, sen bir yangınsın. Hangi ateşin beni böyle saran anlamıyorum, ellerimi omzuna koyduğumu hayal ediyorum. Senin elin de belimdeymiş gibi dans ediyorum kendimle. Kendimi senin ateşinde köz olmuş bulmalıydım, kül ediyorsun. Beni üflesinler içine dolayım istiyorum. Parmak uçlarından bileğine, kollarından omzuna, boynundan ağzına gezinmek; içinde dolanmak hayali kuruyorum. "Kendimi sana bırakmam, sen bana esir ol" dedikçe kavgayız birbirimize. Sırtında benim izlerim olsun, boynumda senin izlerin diye düşünmekten başım dönüyor. Bu yoğun tutku bacaklarımı titretiyor, yutkunuyorum, nefesim düzensizleşiyor. Ellerim saçında dolaşsın kördüğüm olsun, sakalına girsin kaybolsun istiyorum. Durdurmaya çalıştıkça uyanamadığım bir rüya gibi sardın beni, sanki boynundan bir nefes alsam yaşayabilirim. Gözümü kapattıkça önümde beliriyorsun, gözümde büyüyorsun ve ben hayran hayran seni izliyorum…


Sanki senle öylesine bir şeyden konuşurken kahve içiyoruz, balkondan aşağı bakıyoruz akşam üstü. Sigaranı yakıyorsun, sen içerken ben bir şey anlatıyorum, gülüyoruz beraber. Gülüşümüz biterken sigarayı alıyorum elinden, şöyle bir sana bakıp derin bir nefes çekiyorum sigaradan, beni izliyorsun. Sen de ciddileşiyorsun, dikkatle bana bakıyorsun. Sigarayı ağzına yerleştiriyorum, dumanı dışarı veriyorum, pür dikkat sana bakıyorum. Ağzında emanet duran sigarayı yeniden alıp öpüyorum seni. Öyle güzel görünüyorsun ki… Bütün kavgamız, bütün kaygımız bitiyor, anlamlı tek şey o an oluyor. Akşam üstü serinliği yerini kor alevlere bırakıyor… Bu istek gözümden yaş gelmesine sebep oluyor, sana nerden değdim? Bu kadar dokunulmaz olan sana nasıl değmiş olabilirim? 

Şartlar farklı olsa ne olurdu bilmiyorum, belki o zaman sana değerdi

29 Mayıs 2021 Cumartesi

iki çeşit ölüm

 Ne oluyorsa olsun yeter, benim artık içime sığmayan hislerimden bahsetmem lazım. Bu metinin içinde bir kişi bile yok. O kadar ıssız ki bu metin, kimse yok burda, ben bile yokum. Başıboş bir vahşi yaralı hayvan gibi mezar kazıyorum kendime, sürekli başkaları düşüyor içine. Ben ölüm istedikçe başkaları ölüyor, benim canım yanıyor. Çekiyorum elimi ateşten, aradan zaman geçiyor elim yine ateşi buluyor, ne elim mesele. Ölenler arttıkça diyorum ki "tamam yetti, cağırmam daha da seni" Biraz zaman geçince yine dönüyorum etrafında pervane gibi. Çok istiyorum ölmeyi.


Şimdi ölsem otopsi ederler, saçımın bi kısmını tıraş edip beynime girerler. Ah doktor, kalbime girmeliydin! Orası ne güzel havadar, ferah, cereyan yapıyor, bomboş… İşi gücü pompa sonra, dur durak da bilmiyor. Kaçakçılığı var biraz ama olsun o kadar… Beynimle ne işin var? Orası karmaşık, kaybolursun, kendini bi daha zor bulursun, iflah olmak ne demek iflahın kesilir. Yazık olur sana bi Latine benzeyen kıvrımlar arasında, kıskıvrak yakalanırsın. Oralar çok tehlikeli, sana gelmez. Kuş beynimi boşver, kara bahtlı kara başımı unut, gözü kara olmamla başa çıkamazsın, kara yerim çok kesemezsin… Kesme, en çok bundan hoşlanmam. Bırak anlatayım lafa girme! Ama balık beynin diyeceği lafa hakim değil, unutmak korkun. Haklısın, unutkansın, unutuyorsun, unuttun… Doktora çok yüklenmedim, korkmayın.

Çok dosya inceledim çok. O kadar şey biliyorum ki aklınız almaz. Hayatımı değmeyecek çabalara harcadım ben hep. Bugün bir dizi izledim, o karakterin yerinde ben olsam iyi biri olacağım diye tüm işleri batırırdım. Yeterince kötü olmadığında insanlar seni çiğner ve ben hep morluklarla gezdim. Öfkem bir barikattı, yıkanlar kendilerini hep kahraman saydı. Ben makinayım, inşaat makinası, hep unutuyorsunuz. Kırarım


Her suçu ölenlere atarım ama kendi öldürdüklerim de gerçekten suçum yok. Ben yeterince öldüm, kimse beni öldüremez. Öldürmeyecektiniz! Benim oturduğum masanın kıymetini bilecektiniz, çünkü ben bi köpekbalığıyım, geri gidemem, kalkarsam kalkmışımdır. Bı düşünün "yapmam" dediğim neyin, yapsam bile işe yaradığı görülmüş? İşe yaramaz!


O kadar çok öldürdüm ki sayısını bilmiyorum, yapayalnızım. Şu saatin ardından kalabalığa da inanmıyorum. Ondan ölmek istiyorum ya. Benim öldürmediklerim gerçekten öldü ve arkada kalmak gerçekten çok acı. İhtiyacın olduğunda kimsenin yanında olmaması da öyle. Herhalde Amerikan gençlik dizilerinin etkisinde çok fazla bel bağladım insanlara. Gerçek üç beş kişinin varlığına çok bel bağladım. İnancım beni geceleri yatmaktan alıkoyuyor. Ve ben artık düşünmek istemediğim çoğu şeyi hâlâ düşünüyorum. Bitsin artık.


İçim o kadar dardı ki iki çeşit ölüm sığmadı, birini bari çıkarayım istedim üstümden. Sağından ve solundan iki elimle tutup yukarı doğru çıkarırken, boynuma dolanıyor; güç bela kurtulduğumda çıplak kalıyorum. "Bu metni her kim okuyorsa karşımda onun olduğunu biliyorum" dememi bekliyorsan çok beklersin. 


Benden bir şey beklenmesiden öyle  sıkıldım ki, güçlü olduğumun söylenmesinden örneğin. Güçlü olduğumu biliyorum yine de benden korkmanıza anlam veremiyorum. Korkaklara ayrılacak vaktim yok. Zaten aslına bakarsanız benim kaybım çok derin ve artık düzelmeye çalışmıyorum. Yine de korkum yok. Korkmuyorum siz de hiçbiriniz korkmayın. Bunu lafta da koymayın, gerçekten korkmayın. Korkarsanız aşinası olduğunuz eski sokaklara döndüğünüzde vurulduğunuzu görürsünüz. 


Ben bunu itiraf ettim. İtiraf ettiğim kadın farkındaydı. Aramızda kalır mı bilmiyorum, ama her kimden duyarsam inkar ederim. Çünkü öldürdüm ben onu, o yüzden suçu hep diğerine öbürüne başkasına atıyorum. Suçlu sensin bunu bil. Bıçakla kendini, geceleri benim elimi bulan bıçakla yap bunu. Belki yeterli gücü bulursan bana da sallarsın, arkadan. Vurulmaktan da korkmuyorum, vuracak babayiğit de kalmadı. 


Neyi beklediğimi hiç bilmiyorum. Ne olmasını bekliyorum yani? Beklentiler bunca zaman üzmedi mi? İşin tuhaf yanı beklemiyorum da, gerçekten umutsuzum. Peki neden ölmüyorum? Yeter artık aldığım nefes, gel cesaret

26 Nisan 2021 Pazartesi

sarpa sarmak

 dev gibiydim eskiden. uzun saçların bedeli boydan vermektir belki de. her şeyin bi vergisi var her şeyin. verilecekler arttıkça bi sıkıntı zuhur ediyor insanın içinde. bi seferinde gofret almıştım. sadece senle ben yemiştik. diğerlerine bozulduğumu gördüğünden miydi bana eşlik etmen, yoksa sevdiğinden mi hala bilmem. böylesin biraz: ortalıkta sümüklü bir çocuk görünce burnunu siliyorsun.


ben ne yapsam bilemiyorum, ne yazsam bilemiyorum. zaten genelde bilmezler, herkes aynısını der. ne yaptığını bilmeyen birini kim ne yapsın? eylem önemli eylem, hemen orda bi yerde bi çav bella çalmaya başlıyor. çalsın, daha çalınacak o kadar çok şey var ki. arabesk olamamak için boşa bi çabam var. seviyorum o çabayı, dışardan komik görünüyor. benim gibi… çabam gibi.


ne yaptığımı bilmek ister misin? su içiyorum, evi temizliyorum, pilav yapıyorum. yumurta yerken seni düşünüyorum. zeytin asla yemiyorum mesela. içinde gizli kapaklı işler döndürdüğüm mavi kapaklı bi defter de bende vardı. onu atmadım ama onun gibi çok fazla atıp yaktığım oldu bu süreçte. düşündüm desem yalan, düşünemedim, basmadı kafam. daha da doğrusu almadı kafam, hayal edemedim.


mızmız olmayacağım, güçlü olacağım dedikçe şuursuz oldum, belki beraber olduk. kendimize kurallar, yasaklar koyduğumuz yetmedi; setler, aşamalar, süreli görevler de koyduk. evdeki hesap eldekini tutmayınca da sevemedik hayatımızı, hep eksik hep gedik geldi. çünkü olanlar zordu, çoktu, ve yapabileceğimiz bir şey yoktu. olduğunda da yaptıklarımızı yeterli görmedik. bi şekilde sarpa sardık, sarpa sardım, sarpa sardın


ne dediğimi pek bilmiyorum, ama ne hissettiğimi iyi biliyorum:

seni seviyorum, iyi ol


18 Nisan 2021 Pazar

sana

 Herkes her şeyle ilgili iddialı konuşabilir, kulağa çok makul gelen laflar edebilir, sizi hiç aklınızda yokken kendisiyle ilgili bir fikre ikna edebilir. Her an her şey olabilir. Beyninizin pıhtı atan yerindeki erezyonda seneler sonra glioblastom oluşabilir, kireçlenen kalp kapağınız kan kaçırabilir ve bu sadece diş hekiminin meselesi olabilir, bi de sizin. Kalp biraz stresli bir organ, mesaisi çok vardiyası yok, bazı kriz anları yaşayabilir. Balkondan kurumuş bi yaprak gibi düşebilirsiniz, kaburga kemiklerinizin verdiği acıyı başkaları ne bilsin? Yaşamadan bildiğini iddia etmek mümkün mü?

Ölüm hakkında iddiada bulunulabilir. Herkesin başına geleceğiyle ilgili. Sonrasıysa bilinmezlik. Kötü olan mı daha kötü bilinmeyen mi? Bu sorunun soruluş şekli hep kötü gelir bana. Düşündükçe daha sıkıcı konularda konuşmak isterim. Mesela kafam yeterince doluysa, tüm gün temizlik yapmak beni kesmemişse, yağan yağmur topraktan o şahane kokunun gelmesine yetmemişse… 

Ben bazen otel odalarını düşünürüm, bazen hastane odalarını, bazen sabah uyandığımda beni hayrete düşüren odaları. İnsanlar hakkında haddinden fazla düşünürüm. Mustafa’ya yüz vermem ama balık ve portakal sevdiğini bilirim. O kadar çok insan hakkında o kadar çok şey biliyorum ki. Bazen bu kadar berbat bir hayatım olmasının sebebinin bildiklerimin diyeti olduğunu düşünüyorum. Sanki hepinize lazım olandan fazlasını ben biliyorum, bu cahilliğin sebebi benim ve bundan dünya sırtıma yük. 

Bi süre daha taşıyacağım ne yapalım. Kalabalıklar içindeki yapayalnız kadın olarak aslan gibi, Atlas gibi başındayım görevin, mesaisi çok vardiyası yok.... Çok kriz anı yaşandı, defalarca… Belki de kalp kapağım ondan kireçlenmiştir: bu dünyaya ve insanlığa çok kırgınlığım olduğu için.

 Velhasılı benim arkadaşım yok, sırdaşım yok içimi dökebildiğim. Kimsem yok, kimsenin gerçekten umursadığı biri değilim. Cenazem olsa gelen olmaz, gelen olsa çıkışta takar kulağına kulaklığını dinler kendi dalgasını, kaygısı ben olmam. Bu dünyada bi Allah’ın kulu beni  anlamaz, çözemez, ben deneysel biriyim, sonucum belli değil bi kere, devam ediyorum. Devamında benim yakın arkadaşım da yok, dostum da yok. Eskiden telefon defterini iki tur döndürürdüm arayacak birini bulmak için yine de bulamazdım. Bulsam da ne anlatacaktım, sorunlarımı anlatmayı beceremeyen biriyim. Uğraşa uğraşa cümleler kursam da dinlemezler, yazsam da okumazlar, okusalar da anlamazlar, anlasalar da söylemezler, söyleseler de bir şey olmaz. Benim yalnızlığım öyle tahayyül edilecek bir şey değil, bu bir isyan da değil, ben kabulleneli beri zaman kavramımı da umudumu da zaten yitirdim. Öylesine yaşıyorum. 

Demeye çalıştığım bu kadar yokluğun içinde bu cümlelerin içinde kendine bakınanlar olacaktır, umduğum yada ummadığım insanlardan “bir cümle de bana yok mu diyenler” vardır, bilirim. Ben herkesi ve her şeyi geçmişte bıraktığımdan yazamaz bile oldum zamanla, cümlelerimde kimsenin yeri yok. Yalan değil belki seni de yazmazdım, ama seni içimde bir yerde anmayı durduramazdım, sen arkadaş değilsin. 

Düzelmeni, kendine gelmeni, kafanı ve kendini toparlanmanı bekleyeceğim; birincisi çok zor, ikincisi imkansız değil