Aradan zaman geçiyor, geçmez olur mu? Gündemim değişiyor, ben değişiyorum. Sokaklarda gezen ben gitti, kilo verdim gücüm yok. Oturuyorum ben de. Ah ben, tamamına vakıf olamadan ayrıldım o şehirden. Eski derlerdi, hakikaten eskidi. Belim inceldi, sonra belim koptu. Yine de o çabalar sonuç vermedi. Kadınlığımı sorgulayan adamlar okuyor buraları sen okumazsın.
Bir daha dönmemek üzere yola çıktım, eski şehrimi geride bırakarak... Mavi gözlü şehrimin mavisinin siyaha döndüğü yerlere. Geri dönmemek üzere ettiğim yeminleri bozarak, kendi üstümü çizerek; sildiğim adam için, babam için. Denize hasret üvey çocuğu olduğum mavi gözlü şehrime, bir mavi gözlüden sebep bir dönüşüm oldu. Şehrin bana bir bakışı var, böcek aynı böcek.
Yoldayken yine sıra sıra şehirler geçtim, bir yerde sana rast geldim, karşıdan. Geceydi, lambaların sönük. Uyku arasıydı, kim bilir nerdesin? Eminim ki Kütahya yolundan ötedesin. Tek tük bir iki ocak. Yaz vakti bile soğuksun ki, kızgın közler seçiyorum bakışlarında. Isıttığın bir kaç göz oda. Sokakların yine soğuk. Montum yok, çıkamam yola. Bakıyorum öyle anca. Daracık sokakların, toprak. O önceden gördüğüm meydan ne küçükmüş meğer, kenarında bir çeşme kuru. Evlerin tek düze ve esmer, irili ufaklı üst üsteler. Sana dair her şey bütün, bir parça alsam dağılacaksın, alamıyorum seni. İşgal edemiyorum o yeri. Su yansıması gibi bir şey alıyor o sıra gözümü, inceden gülüyorum alaycı. Sende suyun işi ne? Ama orada basbayağı bir göl var dikkat edince, bak Allah'ın işine. Yaklaşıyorum, sakalların. Saz gibi örtmüşler gölün ağzını, göl desen ağzın. Kuğular var, bu saatte bu mevsimde oradalar, dişlerin. Dudakların görmediğim bir yerde bükülüyor bana, hor gözle bakarak. Gözlerin her yerde, git şehrimden dercesine. İç çekerek göğe baktığım yerde karanlık kümeler halinde saçların, dalgası kaotik. Sende kaybolmayı o kadar isterken, hiç gelemediğim seni o kadar iyi biliyorum ki. Yolcu arabasının içinden şehrine bakmayı sürdürürken kaybolmuyorum sende. Ustaca kullanıyor arabayı şoför, her kimse. Ne olmuş yol dümdüzse? Ben de düz yoldaydım, kontrolümü sende kaybettiğimde.
Zamanında görmediğim şekilde görüyorum seni. Sandığım boy pos yokmuş, o kadar da uzun boylu değilmiş. Omuzlarının heybeti, dağından taşındanmış. Köprücüğün, boynun, elmacığın, her türlü kıvrımın sivriymiş, kayalıkmış, sarpmış. Metropol sanıp kaybolduğum sen, yol üstünde bir köymüşsün. Uyuklarken gözümü araladığımda, anlamadığımda; bendeymiş hata. Ağaçlık yerin bile yokmuş mezarlığından başka. Bozkırmışsın sen. Yolsuzluğun, yeşermene imkan vermeyen inandındanmış. Ben de seni ne sanmışım!
Kolumdaki artı senden değil ki, eksi de senden değerli. Dövmem olsan çok olmuştun silineli. Sen bir şehirsin, belki arada gelir geçerim. O kadarlık hükmün kaldı, eski hükmün bitti.
Şimdilik babam da bildiğin gibi, iyileşmedi. Demek daha gidilecek yolumuz var, gidelim baba