31 Aralık 2018 Pazartesi

19 değil

Başlık bir kaç gündür kafamda dönüyor ama içeriğe dair fikrim yok hâlâ. Ne anlatayım ben daha, kelime peşinde koştuğumu söyleyenlere? Sonra geceleri aynada rastladığım müdavimime? Anlatayım da ne anlatayım? “Günlerden bir gün uzak diyarlardan, tabi o zaman hâlâ tayyör giyiyoruz” diye başlayayım. “İstanbul beyefendileri henüz son elçilerini piyasaya sürmemiş” diye benle ilgisi olmayan bir güruha sallayayım. “Yaşam biçimlerimize güncelleme kavramı gelmemiş, Dünya nüfusunun geometrik artışının başları; neyin ne olduğunun farkına varmadan yaprak sarması gibi ağır ağır pişiyoruz.” Diyeyim de fark et ironiyi. “Aaa kendinden mi bahsediyorsun?” de. “Künefe gibi küllü ateşte, marifetli bir Hataylının elinde dönüyor bile olabilirim, kendimden bahsetmek ne?”
“Neyse efendim zamanı bükme gayesi olan biriyle rastlaştık aynada” diye arsız arsız kendime sallamaya bayılıyorum. Senin hayatından bize ne diye düşünüyor okuyucu sürekli sürekli. “Bense dedim aynadakine ‘sen herhalde adam fawer okuyorsun ama onun kendine hayrı yok’" Boş konuşmanın kralını yapıyorum mimarlık merdivenlerinde. Aynadaki dedi mi sana “o zaten çok bozdu, yok oz'du yok bilmem ne…" Darıldım, en çok da Baudelaire'a. E diyemiyorsun ama adabı muaşeret gereği. Zibidi zibidi dolaştığın sokaklar salon müziğine varınca boynundaki metal zincirlerden utanıyor, blazer ceket giymiş olmayı diliyor insan. Çello dinlemenin bir adabı var. Bende ne ceketler ne yalanlar… Neyse aynadaki bükükle devam ediyor mesele… “İki tavla atalım diyor, ‘oyun bilmem’ diyorum oyun sevmediğimden. Bu hikaye de böyle kapanıyor, sıra geliyor benim hikayeye.

Bu satırları okuyan adam, ciddiyetle soruyorum. Ne anlatayım? Ne diyeyim ben sana. Şu ki, belki gelecek günlerimden bile beteri… Ben bu günü nasıl özetlerim? Bin senelik sanrılarımı nasıl bir seneye hapsedip, önüne meze diye sererim? Eskişehir ayazı postal dinlemez, çift kat çorapla baş mı gelinir soğuğa? Gelemedim. Bukle'nin önünde dalga geçmene de gelememiştim, ondan tam da Bukle'nin önünde küfür ettim. Siz biliyorsunuz ben solum, siz biliyorsunuz ben yozum, bi siz biliyorsunuz ben sağlam ayakkabı değilim. Altımın delik olduğunu çok iyi biliyorsunuz, siz çakmış gibi. El yapımı İtalyan ayakkabı performansı bekliyorsunuz yaptığınız çarıktan. O kadar ittirerek yazıyorum ki bu metni, gün boyu yaz yaz bitmedi. İstemiyorum, hiç içimden gelmiyor. Bu kadar sene içinde bu kadar bıkkınlık duyduğum bir yıl daha olmuş olamaz. Hele bu günü unutabilmem mümkün değil. Bundan önce biten günlerden daha bitik bu gün, en bitiği benim. Sayısını bilemediğim kadar insanla kontak halindeyim de hiç birini ne ben çözebiliyorum ne ben çözemiyorum… ne yapmalıyım, ne yapıyorum, hele sen ne yapıyorsun hiç bilmiyorum yapım gereği. Kusursuz eyeliner, kırmızı dudak, siyah kıyafet… Basit iki yüzük, beş basit küpe… Bu kadarım işte desem yalan, kararım içinden bahsetmemek üzere.
Bana ahlaksız sorular sordular, ahlak üzerine sorunlar peydah oldular, üstüne vazife olmayan ne varsa burnunu soktu insanlar. Kimse karışmasın istedim, danışmanım da karışmadı. Kanıma karışan baygınlığımsa 'kelime yapma Yaprak’ bağırışıyla uyanışa geçti. İyi kelime yapmayalım, iyi klişe olmayalım: iyi, kelime yapmayalım; iyi, klişe olmayalım. Biz üç kişi tek bedende kendimiz çalıp kendimiz oynayalım. Siz de izleyin anca kirvem ve aşkım.
Suratıma sürdüğüm elli maddeden elli birincisi iyi gelecek gibi. İzmir'de üç kere rastlaştığım adamla evlenmek için kemiksiz elli kilo olmak yetmiyor. Ki benim aklım zaten Ankara'da bir Karslıda. Gezegen hareketleri hakkında konuştuk bu gün bir kızla. Canım sen venüs retrosu derken benim lakabım Sincanlı ya!
Velhasıl kelam sene hakkında yazacak olduğum yok. Hay ben geçmişimi, hay ben geleceğimi… Küfür etmeden toparlamak hayli zor oldu bu metni. O yüzden burda bırakmak geliyor içimden. Metin, Sarp, Halil… ne güzel adamlarsınız gerçekten.
En hoşuma gitmeyen yıl dönümüm bu. En hoşlanmadığım doğum günlerinden bile beter bu. Bunca işim varken yine de biraz uyumayı deneyeceğim, rahatsız etmeyin. Sonuç olarak  hay ben doğduğum günü sikeyim.

21 Aralık 2018 Cuma

Karşılaşma

Bu gece buraya uğrayacağını biliyorum, sırf bundan yazıyorum. Yüzüne bakmıyorumsa da seni kapımdan boş döndüreceğimi sanma. Ben nefret ettiğim insanlara bile yüz çeviremiyorum, sana nasıl çevireyim?
Herkesin anlattığıyla yansıttığı farklıdır. Sana ‘şöyle iyiyim, böyle kötüyüm’ diyeceğim, benim realistliğim yine objektif olmayacak. Kötü yanlarımı kendim seslendirince belki sana konuşma fırsatı kalmayacak. Elli yorum yapsan, birinin 'benden duymaya tahammül edemeyeceğinden sen söyledin” olmayacağı ne muğlak. Senden duymaya tahammül edemeyecek olmam zırva. Senle konuşamıyor olmak zaten hesabını tuttuğum dava. Kendimi çok garip iknalara zorluyorum. Aşama aşama on civarında senaryo, kafayı çizmiş hafızamda. Oturmaya çalışıyorum, oldurmaya çalışıyorum, olmuyor. Ölmüyor merakım, şu kanını döktüğümün acabaları bitmiyor. Ben kahve fincanları bitmesin istemiştim, derdinden kahveye düşmeyi kast etmemiştim.
Olmayacak biliyorum, olsa da mutlu olmayacağım biliyorum, olmasını da istemiyorum. Neyin olup bahsettiğimi de bilmiyorum. Ama geceleri sana yazıyorum. Bu kadar edebiyata, nasıl bu kadar kayıtsız kaldığına da anlam veremiyorum. Yazmayacağım artık.

17 Aralık 2018 Pazartesi

başı ayrı sonu ayrı yazı

Sana yazmaması gereken kalem anca dört beş saat dayandı. Sana yazmaması gereken kalem diyor ki "kır beni" Beni nasıl kırıyor seni gördüğüm ve görmediğim günler bir gör. "Yapma biterim" diyorum, "sonun gelsin" diyor kalem. Çevremde o adamlardan kalmadı, çok adam gitti de senden fazla anlam yüklediğim adamın birinin gidişi uyutmuyor geceleri. Saatin geç olduğu zamanlarda porsuk etrafında seni değil onu düşünüyorum. Artık girdiğimiz yoldan dönüş olmadığını iyi biliyorum, ama bu iletişimsizliğin kopuş olmayacağını da o kadar iyi biliyorum ki. Bizim aramızda bir bağ var, ben ördüm kendi elimle, ben yaptım. Hayatımda kimse için yapmadığımı onun için yaptım, şimdi gelsen sana o kadar değer vermem mesela. Bana sınır çizmeyi o öğretti. Onla ayrıldı yolumuz, seneler sonraya kaldı konumuz; kafam eskisi kadar aklında tutamıyor anıları. Unutacağım, yumuşayacağım... O kadar iyi biliyorum ki. Benim daha az sevmek için, onun daha çok sevmek için zamana ihtiyacı var. Kimseye sevgiyi de değeri de bu denli hibe etmemek gerektiğini gösterdi bana. Ondan sonra kimseyi bu kadar sevmem. Sırf bu bilgiyi anlayabilmek adına geçti belki onla beş senem. Kafam kalınlaştı, artık eskisi kadar kıvrak değil; belim inceldi, artık eskisi kadar güçlü değil; kalıba geldiğim oldu, punduna uyduğum, kendimden tiksindiğim... Cesaret gösteremediğim oldu, şişeler ardından cesareti buldum. Bana yüz vermedikleri oldu, senin de bulunduğun bir topluluk bu. Benim yüz vermediğim çok oldu, sanal bir bok çukurunu ciddiye mi alsaydım? Sekiz ay kadar sonra kabul edebiliyorum benle iletişim kurmak zorunda olmadığını. Ha bana attığın engeli hâlâ anlamıyorum, "aramayacağım" deyince aramayacak kadar sözünün eriyim ben.
Hadi sen elin oğlusun, bi zaman sonra silineceksin. Bilmediğim bir duygu sonucu, cahilliğime denk geldin. O birinin silinmeyecek olduğu muhakkak, ne yapacağım? Senden altın kemer isteyeceğime dair dalgalar döndürdük, kafes maçı kazanmak gibi bir metaforu var. Ortadoğuluyum ve bileğim ince, kandıramazsın bilezikle. Pırlanta da takmam, elimi kana bulayamam. Sen belime kemer, o koluma kelepçe; siz ne güzel arkadaş oldunuz tanışmadan.
Yükümlülük gibisin demeye yazmadım bu lafları. Onla da savaşmaya takatim yok. Yenileceğim korkum beni gündüzleri gezemez etti. Renkli giyinmeme müsaade etmeyen bir yasın içindeyim. Okulum, ailem, çevrem, uyku çorabım, karbonatlı cilt bakım maskem... Yaşadıklarım... Başıma gelenler... Onla paylaşmıyorum. O da çoğu şeyi bana anlatmamış... Ben daha önce ne yapıyormuşum da içimde tutuyormuşum bilmiyorum. Anlatsam hâlâ dinlemek isteyecek insanlar da var, haklarını yiyemem. Ama ben sana yazmayı tercih ettim. Sıkça olmasa da okuduğunu biliyorum beni. Oku tabi, ben olsam ben de okurdum. Okumasan da canın sağolsun. Senle derdim tasam kalmadı, bir vaadin olmadı ki şımarıklığına kızayım. Sen de böyle bir insansın, seni de onu alıp kabul ettiğim gibi aldım kabul ettim ben. Eskisi kadar esamen de kalmadı, dediğim gibi unutmam yakın. Sadece böyle bazı anlarda çok duygusal oluyorum. Kendime zarar vermemek için yazmayı seçiyorum. Yazmak kendime zarar vermenin en güzel yolu, yazmamak da. Yazamamak en fenası, yaşamamak... Ama bunla ilgili derdim kaydım kalmadı. Seni ya da onu istediğimden de emin değilim. Olsaydınız çok güzel olurdu. Ama "Ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardır." Tevekkül ettim, "Mevlam görelim n'eyler, n'eylerse güzel eyler." Dedim. Bir dahaki metinde senle dertleşmemek dileğiyle. Ha Metin ikinize de ayar olmuş vaziyette. Bense herkes için iyi dileklerde bulunuyorum, umarım her şey iyi olur.

10 Aralık 2018 Pazartesi

en sevgilinin farkı


omuz. geniş olup olmamasını benim gibi ağır fetişistler bile umursamaz o en sevgili olan kişide. o omuzlar ki her ne renkte biçimde görünüşte olursa olsun, evvela sığınak olmalı. saran olmalı, sargılayan olmalı; sorgulayan olma faslını yaranın berenin iyileşmesine bırakmalı. o omuz ki yaslanan sevgiliye huzur olmalı en çok. Varsın güven vermesin, kalıcı olduğunu iddia etmesin; o an için bile söz vermesin gerekirse. ama o bazı nefessiz kalınan anlarda var olsun. sayılı anın yaşattığı his için varlığımızı sürdürdüğümüz bu dümende, mengenemizin sıkışmasına engel olacak genişlikte olsa o omuz kafi. soluk soluğa kaçmaktayken, ıslak ve evsiz bir sokak köpeği kadar çaresizken merhamet edebilen bir omuz olsun o. başını yasladığın anda en yumuşak yastıkların kıskandığı, çarpışmaya girdiğinde en güçlü zırhın dayanıklılığına erişemediği, sadece senin olduğu onun sözüyle mühürlü bir omuz... o omuz ki, başını koyduğun anda tüm dertlerini orada kaybetmelisin. kendini ona bıraktığın anda ruhunda ve vücudunda ne kadar yara varsa iyileşsin, sende kalan tek iz onun izleri haline gelsin. ona başını yasladığında hayatında uyumadığın kadar derin bir uykuya dalabilmelisin. uykuda mısın uyanık mısın anlamadan rüyalarla yaşayabilmelisin. o ilk temasta kesilen nefesin uzun zaman geri gelmemeli, onun sana değen nefesiyle candan geçmeli ama ondan vazgeçememelisin. dokunduğun yerden yanmalısın, yakmalısında. ufak kıvılcımınız alev alev yakmalı, birbirinize ait yapmalı sizi. elin nazikçe gezinirken başın dönmeli, kulakların uğuldamalı, gözün kararmalı. heyecanının yoğunluğundan dış sesler kesilmeli, sen fark etmemelisin.
o omuza değdiğin gibi bitersin. mahkumiyetlerin biter, eksik hissetmen geçer, kolundan kelepçen çıkar, özgürlüğü bulursun. o omuza değdiğin gibi yanarsın. ışıl ışıl bir lamba gibi, geceleri aydınlatırsın; kağıt fenerler gibi şenlikleri bağırırsın; dilek balonu gibi, titrek ışığınla umudu çağırırsın. o omuza değdiğin gibi sonun gelir. mutlu sonun gelir. hele sonra o senin omzuna değince birde... sonu gelmesin istenen gecelerin sonu gelmez.

devamını yazacağım dostlar. altın olsa dönüp almayacağım bir bozkıra yazacağım. geceleri  sabaha ulaştıran bu mimar biraz olsun projesine baksın artık, sabaha az kaldı.

5 Aralık 2018 Çarşamba

Tutup az önce ne yazdım ben sana. Ben neker yazdım sana. Onca yazıdan bir tane bile şiir çıkmadığında uyanmalıydım adam olmadığına. Bu maymun gözünü açtı adam. İzmir olmak kim sen kimsin? Artık benim için bozkırdan başka bir şey değilsin

5 aralık mühendisler vs. kadın hakları hem de dünya çapında

Yazdığın metinlerden ikisine, yazdığın şiirlerden üçüne denk geldim. Ne denk gelmesi, son yaptığın atağın (!) üzerine aradım, taradım, buldum. Edebi açıdan değerlendirecek değilim. Yaşına göre yeterince iyi değildin. Peki senin daha yeterince kendini vermediğini çok belli eden sözlerinden, ben neden bu kadar etkilendim? Kayıtsız, umursamaz, lakayt… Ne dile önem vermişsin, ne noktalamaya, ne kendi hissettiklerine. Aynı bana önem vermediğin gibi… Başka bir elin kadınına yazdıklarına tutunmuş halde yazıyorum sana. Onun senden hoşlanmadığı ölçüde hoşlanmıyorsun belki benden. Neden? Adam senin cilt kanseriyle ne ilgin olabilir? Belinde olduğunu tahmin ettiğim rahatsızlığın nedir? Ya kafandaki rahatsızlık?
Yemin olsun, kimselere içimi dökemez oldum. Yaprak gibi insan sağda solda boşu boşuna ağlar mı? Havaya suya kızıyorum bir gün, yataktan çıkamıyorum öbür gün. Elinden düşmeyen o sigaradan tiksindim ben; zaten kafam tam değildi, olanı da üşüttüm hepten.  Kelime yapmak değil niyetim, senin peşinde de değilim… Bok değilim.
Bana senle bi sefer olsun konuşma fırsatı vermemen beni öyle yıprattı ki, hala üstesinden gelemiyorum. Yahu ben sana ne yaptım da bu kadar kapı duvar olmayı reva gördün bana? Yahu tamam bir kadın olarak beni yanında istemedin, karşında niye istemedin? Sadece arkadaş olamaz mıydık? Onu siktiret bi sefer olsun açık açık konuşamaz mıydık? Gözünde bu kadar değersiz olmayı kaldıramıyorum. Seni neyin bu kadar değerli yaptığını hala anlayamayan ben, pervane gibi ateşe ateşe yürüyorum, senin yakmaya bile tenezzülün yok.
Avare avare sokaklardayım, kuvvetle muhtemel bu gece de porsuk civarında olacağım. Hayatımdan o kadar insan çıktı, o kadar ölüm gördüm, o kadar kötü günüm oldu ben hiç bu kadar çaresiz hissetmedim. Hep bir şekilde çekip çeviren, üstesinden gelendim. Sana da minnet etmem. Kan kustuğum yerde şerbet ikram ettiler gibi onlarca söylem… Senden fena laf ebesiyim ben. Ama mevsim kış, fener kaybediyor, projem yok, sen yoksun, Yaprak nice olsun? Başa çıkamıyorum. Seninle, pervasızlığınla, hala seni görmek için çabalamakla… Sekiz aydan fazla zaman oldu, nedir bu ısrarımın sebebi? Ne var sende bu kadar göremediğim, ama kendimi alamadığım, bir türlü vazgeçemediğim?

Sen kimsin? Tanımadığım adamın birisin. Düşüncelerin neden bu kadar önemli benim için? Ne hissettiğini neden bu kadar merak ediyorum? Hayatına kadın almadığını söyleyen adamın yanında bu kadar kadının işi ne? Bi git işine! Salak gibi söz verdim, bir daha aramayacağım dedim; iyi bok yedim. Hakikaten ne bu yaptığın? Geçmişin intikamı mı? Her ne haltsa çok zoruma gidiyor. Söz verdiğim için arayamıyorum, daha da rezil olmamak için mesaj da atamıyorum. Ya da cevap vermezsin diye korkuyorum, emin değilim. Kendimi böyle açık seçik anlattığım için umrunda bile olmayacağımı o kadar iyi biliyorum ki. Bu düzene aşinayım, kime değer verirsen o sana vermez. Kızmıyorum sana, yani artık kızmıyorum. Beni istemediğini ve bunun bir sebebe bağlı olmak zorunda olmadığını biliyorum. Çünkü ben de sana sebepsizce değer veriyorum. Çünkü bana da sebepsizce değer vermişlerdi. Sana yüklediğim anlamın, anlamını kaybetmesini beklemekten başka elimden gelen yok. Beni bir kere olsun aramayacaksın, ben de o bir kereden fazla arayacak insan değilim. Umarım bir gün hayal ettiğin seviyede yazabilirsin, günün kutlu olsun. Bu kadarını demeye hakkım var bana kalırsa.

29 Kasım 2018 Perşembe

Takipten çıkardım, aklımdan değil. Eskiden olsa "hele kalbimden mümkün değil" derdim de çabalıyorum. Uzatmalara oynuyorsun. Unutacağım.

26 Kasım 2018 Pazartesi

garip

Nereden başlamak lazım bilmiyorum. Bu işler hep bi kasılmasına sebep olur insanın. En azından benim. Ellerim hıncını klavyeden almak ister gibi inip kalkıyor, parmaklarım peşmerge gibi vuruyor tuşlara. Saldırganlık bir yaşam biçimidir. Düşünme aralarında soluk soluğa nefes alan, göğsü şişip şişip inen bir kaçak gibi olmamı beklersiniz. Aksine su kenarında dingince ellerini kavuşturmuş, bir gün bile dert görmemiş bir edayla bakıyorum ekrana. Yazıyor gibiyim, asıl yazmaya başlamadan daha. 
Elim, terbiyesiz elim… Her türlü belaya parmak sokan elim… Gitmiyor yazmaya. Ne yazayım, ne yapayım? Bunca zaman yapmak için uğraşan elimle mi yıkayım yaptıklarımı. Ya senin yaptıklarını, bunları bana nasıl yaptın? Bana bunu nasıl yaptın? Ben senin için bu kadar çaba sarf etmişken bana nasıl sırt dönebilirsin? Her şeye rağmen senden vazgeçememişken beni vazgeçme eşiğine nasıl getirirsin? Hadi sen benden geçtin, benim senden geçmeme nasıl izin verdin? Kendini beğenmişin önde gidenisin, hiç mi ağrına gitmiyor kendimi senden çekmem. 
Seni tanıdığım bunca zamanda sana en ihtiyaç duyduğum zamandayım. Sana sarılıp ağlamaya o kadar ihtiyacım var ki. Daha önce beni nasıl sarmadıysan yine sarmayacak olan adamsın sen. Daha da yaralayacağını, zarar vereceğini, mahvedeceğini o kadar iyi biliyorum ki. Senden medet ummamam lazım.Sen bana ne zaman iyi geldin ki bu zaman geleceksin? gelmeyeceksin biliyorum. Biz çok güzel koptuk. Allah biliyor senin yüzünden. Ha sen biliyorsun ki benim yüzümden. Ben ne yapsaydım?
Hadi bırak onu. Sen ne yaptın? Senin dizine yatacak sevgilin var, boynuna sarılacak ablan var, sırtını yaslayacak abin var. Akrabaların var. Arkadaşların var. Hepsi yakınında. Benim kendimi biraz olsun bırakabildiğim bir sen vardım. Elimden ne aldığını görebiliyor musun? Ben kendimi annesine açamayan bir insanken sana açtım ki sen bunun anlamını en iyi bilecek kişisin. Beni gurbete ilk çıktığım gün İzmir’den ayrılmak bile bu kadar mahvedememişti. Ama sen yaptın. Ben yine yaşarım kimseye bir şey belli etmeden, sana bile… Ama senleyken olduğu gibi olmayacağını o kadar iyi biliyoruz ki. 
Beni suçlamandan, beni anlamamandan, bana değersiz hissettirmenden o kadar yoruldum ki başka yolum kalmadı. Sana o kadar kırgınım ki, senden başkasıyla düzelmeme de imkan yok, sen de düzeltemezsin. Düzeltmek için uğraşmazsın zaten. Sana o gün de bunu demiştim ben, “çabalar mısın hiç bilmiyorum” derken. Bi kere anlamak istemedin, her keresinde düzeltmeye çabaladın ya beni alacağın olsun. Ben seni içimdeki samimiyete inandıramadım. Ben seni kaya gibi sert durduğum herkesten ayrı bir yere koydum, sense göremedin yaramı beremi. Anlat dedin anlattım, duymadı kulağın; göster dedin gösterdim, görmedi gözün. Senin o gözün görmedi ya, gördüğü yerde de görmemezlikten geldi ya; görünmez ettin sen beni. Duyulmaz ettin. Yokettin. Ayırdın yolları.
Sana kızmam lazım. Hızlı zamanlarımdaki gibi evini basmam lazım. Küfür edebilirim, sağına soluna vurup canını yakabilirim. Senin beni yaktığın kadar yakamam ama denerim… Burdan yanına gelmek çok uzun yol değil, gelinir. Ama sen uzaksın, hem de o kadar uzaksın ki.  Kızamıyorum sana, kıyamıyorum da… Sessiz sedasız kenara çekilmeyi seçiyorum. Bu ilk yenilgim değil, silah arkadaşım tarafından vurulmak ağrıma giden. Kırgınım, üzgünüm, bu sefer çok ters yerden vuruldum. Beni bu kadar yıkabileceğini tahmin etmedim. Seni en başından alıp kabul etmeyecektim. Sana en başından bu kadar değer vermeyecektim. Sende bu kadar ısrar etmeyecektim. Yanlışın büyüğünü ben ettim. Ben çekiyorum, ve orda bir yerde de sen. Bize ne yaptın sen? Olduğumuz noktaya bak, garip! Çok garip! 

3 Kasım 2018 Cumartesi

Söz verdim diye aramıyorum, unutmaya çalışıyorum. Bana bi sefer değer verip konuşsan her şey o kadar kolay olacak ki

29 Ekim 2018 Pazartesi

Kendimi Sana İfade Etmenin Daha Kaliteli Yolu

Bakıyorum hep büyük laflarla geçmiş hayatıma. Ben hep ağzımdan çıkan laf doğru olsun diye yaşamışım. Ahir ömrüm böyle gelmiş, böyle de gideceğe benziyor. Ben ağzımdan bir laf çıkardım. Ne laflar çıktı da bu ağızdan, en kesininden bir laf ettim son zaman. Dedim ki “altın olsan dönüp almam.” Almam da. Sen zaten dört duvar içinde ibadet eden derviş iradesi gibi ediyorsun beni: Kolay! O duvarlar, engeller olmadan iradene sahip olabilmek denen bir şey var. Ben diyorum ya almam, ben diyorum ya saymam, ben diyorum ya bitti… Sen gel demedin ki ‘ben gitmedim’ diyebileyim. Olmadığın yerde ahkamım en alâ makam. Saçların artık eskisi kadar kısa sürmüyor, uzayan bu yollarda izim yok. İzin yok tanımama, ben istemem de istemem diyorum sağda solda, aynada. Kendime bile yineliyorum isteksizliğimi, dua gibi; yöneliyorum dine, sonra sana yine. Bi şekilde gece üçü on geçerken sana içimden geçenler olduğunu görüyorum hâlâ. Geçememişim senden geçmiş olsun.
Sevsen unutmazdın, sevmemişsin diyorlar. Unuttum ama keşke sevmeseydim. Çok ağır bir unutmak bu. Kendi kendime başa çıkmak zorundayım her şeyle. Çevremde kimseden destek yok, yandaşlarım köstek. Senle savaşırken silah arkadaşım olanlar bana tüfek doğrulttular. Vuruluyorum. Hem onlar tarafından, hem gittikçe sana daha fazla vuruluyorum. Ben seni unutmak diye bir eylem uydurdum, var olan problemleri çözdü. Beyin tuhaf, bazı kopyaları benden gördü. “Onun gibi unuturum ben de” diyenler var ettim, ne oyunlar ettim bilsen… Hilelerim yine iyi talep gördü, yok sattım. Bi kendim alamadım, durumum uygun olmadı. Ben seni geride bırakmak zorunda kaldım. Kendimi senden alamadığım gibi alamadım senden seni. Sen farklı kadınlara aldandın, ben aldatamadım; ne seni, ne kendimi.
Düşünüyorum, sessiz mi kalsaydım? Yanında herhangi biri gibi mi dursaydım? Senle iyi arkadaş olmaya mı çalışsaydım? Sen aşamaları olan bir problem misin? Seni parçalara ayırıp, her biten parçadan sonra üstünü çizmemi ister miydin? Seni geride bıraktım adam ben. Hayatta hiç bir şeyi istemediğim kadar istediğim seni, Allah şahidim olsun ki geride bıraktım. Buna rağmen üstünü çizemem. Ben sana olan hissimi bu gün olsa yine saklayamazdım, yine karaktersizliğinle başa çıkamazdım, yine terbiyesizliğini anlamazdım, yine haddinin ötesinde değer verirdim.
Ben serbest bir derviş kadar iradeli değilim, ama mahkum bir derviş kadar çilekeşliğim var. Ağzımdan o lafı çıkardım, davulunun uzaktan çalan sesi bir hoş geliyor kulağıma duy. Yıkıldığım yere baktım, yıkılmamışım ama ayakta da değilim. Oturduğum yerden kaldırdım harabemi. Suretimdeki hasarına baktım. Senin bir kaç saniye süren kadın isimli kasırgan yüzümden vurmuş ilk. Saçımdan da çekmiş, çok çekmiş insanların erkenden beyazlamasını öğrendim. İçime yaptığından haberim yok, sıcağından hissetmiyorum. Çok çok cilt bakım ürünü kullanıyorum, saç yağları… Kendim için elimden geleni. Yazacak dergiler arıyorum, yapacak projeler. Odaklanamasam da okuyorum, bi noktada olacak. Okulum da bitecek, sen de; o kadar iyi biliyorum ki.
Çok büyük laf ettim, adını bile unutacağım dedim. Öfkeliydim, öfkem yine geçer gibi. Kendime benle beş dakika bile görüşmediğini tekrarlıyorum. Orta beyninin sağlıklı duygu üretemediğini, bu yüzden doğru davranamadığını. Senin toy olduğunu, cahil olduğunu, çocuk olduğunu… Eğer hakikaten varlığına ihtiyaç duyduğum biri olsa, bunun sen olamayacağını. Senin hâlâ alman gereken çok yol olduğunu. Benle dalga geçtiğini, ama yine de bana cesaret edemediği, benden çekindiğini… Kırsal olduğunu, bozkır olduğunu, kasvet olduğunu… Senle ortak paydamız olmadığını… Kendime senin beni nasıl umursamadığını, ilgimle nasıl oynadığını tekrarlıyorum. Beni kendimle konuşmak zorunda bırakışının nasıl küstahça olduğunu söylüyorum kendime. Nasıl askıda bıraktığını, “dar vakitte dönüş yaparım” listesine aldığını…
Nesine bu kadar düştüğümü tarif edemediğim adam hakkında, neden geride bırakmam gerektiğine dair bir çok şey tekrarlıyorum kendime. Seni zamana bırakmayıp, çabalayarak unutmak; kendi hissime saygısızlık ve sen beni kendi seviyene çektin. Bendeki çekim etkinin yanında bunun lafı olmaz değil mi sana? Haberin olmayacak değil mi bu yazılanlardan? Okuyacağını o kadar iyi biliyorum ki… Zevk alıyorsun acımdan. Benim açımdan yine sorun yok, sana karşı gurur falan bırakmadım kendimde; çırılçıplak anlattım kendimi, belki de benim bile bilmediklerimi. Ama senin karşında tüm kadınların kadınlık gururu adına durmalıyım. Bir kadın olarak ben madde değilim, ben obje değilim. Gururun okşansın, dünden iyi olasın diye beni kullanamazsın. Tam da bundan vazgeçtim.
Ben daha bir kaç gece nöbeti tutarım. Sana dair bir kaç kelam atarım ortaya. Konuşmalarda senden örnekler vermeye devam ederim bu ara… Derken unuturum. Yoğun hisimin hatrına da olsa üç beş sayfa kaldın, daha uzun ömrün yok. Üçüncü kere söylüyorum ki ben ağzımdan attım seni. Tadın iyiyse de, kötüyse de, dertse de, değilse de yetti. Döndürüp durmam artık içimde seni. Tükürdüm. Bu bağımlılık da bana sökmez, daha büyük hamlen varsa onu yap, allâme-i cihanla gel. Ben ne mi yapacağım?
Benim lafım da yazım da en başından dik. Altın olsan dönüp seni almayacağım, bana kolay.  

16 Mayıs 2018 Çarşamba

Sen

Seni gördüm. Siyah bir tişört üstünde, acı yeşil bir gömlek onun da üstünde. Kendinden emin halin yok, sigaraya ihtiyacın var. Ağzın şımarıkça nefesini dışarı üflerken sıkılmışsın belli. Eğik duruyor belin, o hep dik duran belin.
O keyifsizce duruşunun bende ne etkisi var bi bilsen. Benim için ifade ettiğin anlamı bir görsen. O kadar anlamlı olmamak mı korkun? Benim anlamsız olmam mı? Yoksa hiç mi anlamı yok senin için. Biliyorum ki hiç anlamı yok. Hiç bir anlamı olmasa da, içimde bana benzemeyen biri silemiyor seni. Sana dair, gerçek sana dair hiç bir fikri olmasa da; senle ilgili her düşüncesinde yanılıyor olsa da; o içimdeki tanımadığım ben vazgeçecek gibi durmuyor senden.
Nedir unutamadığın, nedir bu kadar mesele yaptığın, nesine bu kadar bağlandın, yahu kim bu adam, senden haberi var mı, senin ondan haberin var mı, eğer niyeti olsa konuşmaz mıydı, seni korkutmaz mıydı, neden bilmediğin bu insanda ısrarın, olacağı olsa olmaz mıydı?.. daha ne sorular. Yaşını bile bilmem, merak etmeye sıra da gelmiş değil. En çok hangi rengi sever, en çok kim onu üzer, geceleri neyi dert eder, ne onu mutlu eder, neden nefret eder, hiç kolu kırıldı mı, hiç kaza yaptı mı, hiç uçurtma yaptın mı?.. bunları merak etmemem gerek. Asık suratını görünce ne oldu acaba diye düşüncelere dalmamam gerek. Mutlu olduğunu gördüğümde bi yandan sevinirken bir yandan kıskanmam neden?
Beni şimdi tanımaya kalksan, tanıtacağım benden nefret ederim ben. Haset miyim, kıskanç mıyım, kırık mıyım, hasta mıyım? Değildim önceden. Normal davranamıyorum seni görünce, e sağlam kalamıyorum görmeyince. Neden bu kadar düşünce? Günlerdir içimi öldüren laflardan yazamayan ben, suratı asık bir senle bile yeşerebiliyorum. Ne güzel şeysin öyle sen.
Silmem lazım aklımdan. Kendime bana beş dakika bile ayırmadığını hatırlatıyorum. Senle dalga geçti diyorum. Umrunda bile olmadığımı biliyorum. Bunu okuyunca daha da kendini beğenmiş davranacağını iyi biliyorum.
Ama ben buyum. Strateji geliştirmek falan nedir bilmiyorum. Bilsem allem eder kallem eder kandırırdım seni. Kandıramam ama, değer veriyorum sana.

9 Mayıs 2018 Çarşamba

yazamıyorum

yazamamama sebepsin, üstelik o gibi bir adam değilsin. bana onca laf ettin, söylenmeyecek laf söyledin. buraya yazmıyorsan ben bizi düşünüyorum, kimseye anlatmıyorsam senle konuşmak istiyorum. ve sen hiç bir şey yokmuş gibi davranıyorsun. acımasız olmak istemiyorum, susacağım ondan.
mutlu musun?

11 Nisan 2018 Çarşamba

+2

Hızıma yetişemeyecek bir dersi sürdürüyor yürütücü. Bende yürütüyorum, birtakım değerli duyguları. Kullanıyorum, insanlardan çok kendimi. Lekelerimi maskeleme belasına düştüğümden beri iyi anlar oldum pandomimden. Fena da rol keserim. Beni keşfedemeyen yönetmenlere ayıp gerçekten. İçeriği kanırtarak değiştirirsin elbet, kalıplarsa Allah'a emanet. Bir anda değişmeyen şeylerin, kademe kademe değişerek bir sabah 81, dokuzun karesi; 85b göğüs bedeni ve 90 dakikalık bir maç vaadi haline gelmesi, yansıtıcılı kırıklı tavanların üstündeki kedi yolları gibi. Arkadan çevrilen işler, sırt dekoltesine zarar veren yaralara sebep olur en başta. kazak giymek geleneksel bir çözüm olabilirken, içindekiler dehşete düşürebilir. Beklenmedik yerde, beklenmedik yola sapılabilir; bir merdiven altında, bir çatı katında, bir tenhada bulunulabilir… rastlamayı ummadıkların. Saat dörtnala koşar da miskindir bir de. Nasıl uyuz, nasıl sünepe! Permalı, rastalı, örgülü, topuzlu kafasında birbirine benzemez bin bir terane. Bir insana dokunmak kolay meziyet değil. Dokunduğuna dokunuyor olmak dokunur adama. Dokunmaya kalmadan hava kalkanları var artık insanların; surları var, ardından duvarları var, labirentlerini aşınca ona benzeyen kopyaları var, suretleriyle savaşı yenince öğreniyorsun ki girdiğin yanlış kale. Hadi yine aynı hengame. En sonunda bir şekilde ulaşsa bile, zırhı var, mızrağı var, bekaret kemeri, salatalıklı cilt bakım maskesi... Bir insana dokunmak kolay mı öyle? Bu temassızlıklar dokunuyor bana.

Asal dalga boyları beni dalgaya alırcasına geçiyor içimden, hem de kalın olması demek bu. Acı çekmekle bitmez, farkına varın bayım. Kibar olmak, samimilik ayarında güzeldir. Doğada var olmayan ışıkların, alışkın olmadığımız etkilerinden yıpranıyor olduğumuzun, farkında olmadığım yalan. Ben bakınca sende tanıdık bir ışık görüyorum. Ateş gibi, yak beni. Be şu şehrin kızıl lacivert gece göğüne, klorak lekesi olmuşçasına çirkin görüntüsüne sen nasıl alıştın? Zamanında çok mu kadın yaktın? Bir mekan açacak olsak senle, mutfağını falan düzenlemek için harcanacak para neyse de, fırında ne pişireceksin? Havanda ne döveceksin mesela, ince ince kimi kıyacaksın sonra sürmene bıçakla? Suyla iki tur yıkayıp, kötü özelliklerinden ayıklayıp, beğenmediğin kısmını kesip atıp, istediğin şekilde istediğin yerde kimi kullanacaksın? Üstüne pis pas gelmesin diye önlük niyetine kim dolanacak beline? Kim tadına bakacak yaptığın kadının? Sen ne türevde bir mekan işletiyorsun? Peki beni niye işlettin?

Yaptığın her bir şeyi on göresim var. Ağzından çıkmayan lafları kulaklarımla duyasım var.Seni göresim var sokağa çıkınca. Yolda senle yürüyüp, aniden sana gelesim var.  Gözümde seni canlandırasım, seni yazasım, seni anlatasım, seni çizesim, seni okuyasım var. Hoşa gidecek bir beysin. İlmek ilmek işleyesim, bozasım var seni. Vurasım var. Dövüş istiyorum, savaş istiyorum, kan istiyorum, ateş istiyorum... Seni istiyorum. Kim bilir kimsin, hay kimsen kimsin! Her kimsen, kimsenin umrunda olma. Benim de umrumda olmaman gibi isteklerim var. Bu kadar çok isteğe hakkım olmasını istemek niye? Başına neden bela olmak istiyorum? Ah be adam? Ah be.

9 Nisan 2018 Pazartesi

göz ağrısı

sen bana çok görüyorsun. yaptığım yeter de artar diyorsun aklınca. hakkın var. etrafımda beni hor kullanan çok adam var, sen onları tanımasan da eserleriyle muhatapsın. sadece sen değil, kim baksa ne kadar vuruk kırık olduğumu görerek çıkarımda bulunabilir. davrandığın kadarı yeter sanıyorsun, yetmeli de. ama yetmiyor işte. ben yazabileceğim elli adamı elimin tersiyle neden ittiğimi bilmezken, ben hiç bir yere sığamaz, en ben olanlara ömrüm boyu sığınamazken, kimseye el açamaz, kimseden medet umamazken yaptığın yetmez. hatta bu yaptığın olmaz.
farkın var gibi geldi bana, olmasın isterse. hatta olmasın olmasın. bana kalırsa ben daha büyük bir dertten senin derdine yandım, sen işin bahanesisin. ama hazır sen denk gelmişken, bi zahmet es kaza zekice davranıp uyanıklık etseydin. yağmurdan kaçarken tutulduğum dolu olmaktan ileri gitseydin, ikimizi de ihya ederdin. oysa sen ankara’nın varoşundan gelme, korkan bir oğlan çocuğu olmaktan öte gidemedin. ki o varoş bile değil senin yerin. bu laflarıma karşılık bana hangi yandan atak yapacağını iyi biliyorum adam, yapma. ben taşralı bile değilim. bende toprağa salacak kök yok, yaprağım toz bulut. ben her yere oldu bitti göçebeyim, sen buna laf edecek kimsin?
kavga ediyorum ya şu an senle, klavyede. kendi ağzımın üstüne üstüne vurmak ne müptelalık, tahmin dahi etme. rahatsızlık veren eserler yazarıydım bir zaman. en çok kendimi sevmediğimden olacak, en çok kendimi rahatsız ediyorum artık. okuması benim için bile zor bu cümleler. gözlerimde alerjiden mi, yorgunluktan mı bilmediğim incinmeler… gözlerim yaşarıyor, parmak uçlarım kanıyor, sağım solum yara bere.
daha yazmayacağım baş ağrım. senin merhametine kalmadım. beni kimler kimler yola sokamadı, sen mi adam edeceksin? denersen göreceksin ki bana gem vurulmaz. ama neyse ki sende o göt yok.

sevgili okuyucu uykum var, yazdıklarımı siktiredin ondan. hep yorgunluktan olan
başlık da şeyden, gözüm bir anda çok ağrımaya başladı
lık da şeyden, gözüm bir anda çok ağrımaya

7 Nisan 2018 Cumartesi

Cesaret

Ayırmadın. Bir kaç saat bile. Fırsat vermedin hem bana hem kendine. Var ya ne alev alırdık, itfaiye ambulans buldozer hak getire. Üslubum kenar mahalle ağzına kayarken, ağzıma vurmak elzem. Ağzıma yüzüme vur ki olanları, edep haya öğreneyim. Doğru düzgün durmayı, nerde nasıl davranacağımı öğreneyim. Ama sen umarsızsın, e ağzını yüzü hepten bozuk bir yaprak ne yapsın? Hakikaten düşündüm “yaprak ne yapsak?”
İşte böyle böyle kaleme düştüm. Geceleri saçma sapan vakitlerde kapısına dayandığım, eline beline davrandığım, Katolik nişanıyla bağlandığım eski eşim sanki yazdığım. Yazdığım benden, yazdığım senden, yazdığım içten… Güzelliğini gizlemeyeceğim artık kelimelerimin. Tesettüre dahil değil yazmalarım, kelimelerim de büyük oranda caiz. Fetvayı verecek kadar üstat bir yazara denk geldim çocuk yaşta, onu da bu sene kaybettim sorma. Kayıplarımı saymıyorum artık. Annem yufka yaparken kaç oldu diye asla saymaz, bereketi kaçarmış. Bereket, seni zaten elimden kaçırdım. Ondan da saymıyorum artık belki seni.
Yok kelime öyle geldi diye seni elden kaçırmak falan. Gözden kaçırdığın, elden çıkardığım. Sıkı bir pazarlıktı, elimi nasıl morarttılar sıkarken bir gör. Bir kaç uykusuz gece, bir süre başka şey düşünememe, bi kaç adama yüz vermeme, bi kaç kahve, bi kaçtan fazla metine karşılık; kilo aldım, fıçı oldum, odağı hepten kaybettim, bi kaç günaha girdim, seni verdim. Salıverdim, yukarı doğru. Bende fizik her türlü yok, hesabı iyi yapmadıysam tut ucundan. Alçıpanlara sprey boya ile çizim yapma üzerine bir projemiz var. Yakında göreceksiniz, bence eğitime de geleceksiniz. Çünkü neden fırsatı kaçırasın?
Ben asıl ne anlattığımın farkındayım, sen ne dediğimi anlıyor musun? Ağzımdan çıkanı ikimizin de kulağı duydu da, konuşmalar senin kafanda. Bu kadar sırla yaşamaya ne gerek var be adam derler adama. Dökül bana. Herkes bana dökülür, büyük okyanus gibiyim. İnan rahatlarsın. Kaç tane ruhsal mastürbasyona ev sahipliği yaptım bir bilsen.  
İkinci kısım daha uzun değil. Meselenin başına döneceğim çünkü. Bi kaç saat bile ayırmadın. İmkan vermedin bana. Vakit geçtikçe yaş alırım sandın, yaşlandıkça unuturum gibi geldi sana. Güçlendim oysa ben; otuzunda kadın gibiyim. En güçlü kadın hali gibiyim evet. Bana imkan vermeye cesaret edemedin doğrucası. Mülakattan yüksek notla geçeceğime emindin içinden. Hakkın var, geçerdim içinden. Senden bir şeyler çalar, ardımdan uzun zaman baktırırdım. Yaralarını sarar, daha derinlerini açardım. Sana iyi gelmeyeyim isteyen sen, “ne iyi geliyorsun”la başlar, “niye gelmiyorsun”la bitirirdin. Bana imkan verseydin ben bunu suistimal ederdim. Sen sanıyor musun ki, uysal olurum, hanım olurum, ben olurum. Benden daha sert, benden daha fevri ne varsa öyle davranırdım sana. Ne kızardın bana! Kızardın ama alışırdın da. Boynundan sokulur, şah damarın yoluyla girerdim kanına. Hoşuna giderdim, içine dokunurdum ama daha fazla sinirine dokunurdum.
Bana o bir fırsatı vermedin ya, kızamıyorum sana. Senle ilgili tahminlerinden kıyamıyorum da hem. Ne olmuş içimdeysen? Bi karşılık almam mı gerek illa senden? Bana ayırmadığın bir kaç saat neyse, ben bir gün bekledim aslında. Baştan sona bir gün. Sonra tanışmamış gibi biterdi. Bazen böyle vakitleri insan merak ediyor, biriyle sadece bir gün geçirseydim sonu nasıl olurdu diyor. Bense üstten bakınca cesaretsizliğimi görüyorum. Bana aylar sonra yazılı bir laf etmiştin, cesaret edememeye tekabül eden. Bende cesaret edemedim,
Sana

1 Nisan 2018 Pazar

yazamayacağım bir başlığa sahip metin

lejyoner hastalığı ve kafkas kemençe ile ilgili hazırlamam gereken iki metin varken, başka türlü yazmalar çeliyor aklımı. şu an olduğu gibi bir çok an var, kalemin hilelerine kandığım. sonra uyuyakaldığım… yarının işi yarından sonraya kalınca, tüketilen son kullanma tarihi tavsiye edileni aşıyor. bana büyük ayakkabılar giymiş halde geziniyorum; sahile uzak, bozkıra çalan, sınıra yakın topraklarda. spor bir ayakkabı olsa ayağımdaki bisiklete binerim, en iyi bildiğim kaçma şeklim; postal olsa ayağımda cenk ederim, hem kılıçta hem zırhta cevvalim; kırmızı ve yüksek topuklu bir ayakkabı var ayağımda, şımarık halim, yırtık üstüm başımla nasıl tango yapayım, altın varaklı işlemeleri olan salonlarınızda? ben düz yürümeyi bilmediğim gibi bilmiyorum bu şehri.
siyah gecelerinde kaybolurum ben bu adamın. sokaklarından şakaklarına çıkar çıkışlarım. çıkmaza girerim, çıkamam sakallarından; çıkmayan sakallarından bile. gözetlediğim kuytular nöbetlerime göz göz olur, gözlerinin değdiği yerden; şehrin derinine uzanır yabanlığım. gözleri gözlerimi bulunca gece ışıldayan fenerlere döner, caddelerdeki irili ufaklı evler. saçları kısa sürer, tekrar tekrar gezinmek isterim, sıkça yolum ona düşer. siyah geceler saçından kaşına, kaşından kirpiğine sürerken, sayfanın soluna yakın yerde duran ay gibi, dişleri karşılar bıyık altından beni, dolunay gibi. son bulan gecenin ardından tan yeri kızıllığında dudaklarını izlerim gün aydınlanana. boynu su olur, dökülüp bulduğu yol denize benzer; köprücüklerinden omzuna, oradan hasret olduğum izmir’e değer. ve sadece portresinde aldığım yol, uzun boyu boyunca alınacak tüm yaralara, şehrinin tüm yolsuzluklarına değer.
bana vaad edilen yol yok, “gel” denilen kent yok. ama orda bir yerde varsın. uzaktan şehri izlemekten başka imkanı olmayan biri ne yapsın? yalın ayak geldim ben, bir uçtan bir uca, senin derdinden. elinden bir yudum su içmek olsa sonum, sonu gelmez susuzluğumun. bazı denizin, bilmediğin yerde girdabı olur; sen de beni sana çekecek gibisin, belli mi olur? boğulur muyum, su olur muyum, sana karışır mıyım, küçük kara balıktan farkım olur mu diye devam ediyor sorular. devam etsin istediğimse kahve fincanları aslında, yüzükler sonra, konuşmalar en fazla.
bu kadar diyeceğim, gerisini kadere emanet ettim. emanetimi kedere versen, ihanet olmaz ama, kedere de verme beni hinayet şey seni. ateşe ver mesela, hem beni hem kendini. belki yanmak acıtmaz, yaram da yaram diye azıtmazsak. söndür ya da beni, içine çektiğin son nefesle işinin bittiği biçare bir izmarit misali. bas üstüme. bas ama duman olup dokunayım ciğerine. bulaşayım üstüne, kıyafetine. kadere emanet ettim seni, söz gelimi. bekliyorum. sözün geleceği yeri.