Sana yazmaması gereken kalem anca dört beş saat dayandı. Sana yazmaması gereken kalem diyor ki "kır beni" Beni nasıl kırıyor seni gördüğüm ve görmediğim günler bir gör. "Yapma biterim" diyorum, "sonun gelsin" diyor kalem. Çevremde o adamlardan kalmadı, çok adam gitti de senden fazla anlam yüklediğim adamın birinin gidişi uyutmuyor geceleri. Saatin geç olduğu zamanlarda porsuk etrafında seni değil onu düşünüyorum. Artık girdiğimiz yoldan dönüş olmadığını iyi biliyorum, ama bu iletişimsizliğin kopuş olmayacağını da o kadar iyi biliyorum ki. Bizim aramızda bir bağ var, ben ördüm kendi elimle, ben yaptım. Hayatımda kimse için yapmadığımı onun için yaptım, şimdi gelsen sana o kadar değer vermem mesela. Bana sınır çizmeyi o öğretti. Onla ayrıldı yolumuz, seneler sonraya kaldı konumuz; kafam eskisi kadar aklında tutamıyor anıları. Unutacağım, yumuşayacağım... O kadar iyi biliyorum ki. Benim daha az sevmek için, onun daha çok sevmek için zamana ihtiyacı var. Kimseye sevgiyi de değeri de bu denli hibe etmemek gerektiğini gösterdi bana. Ondan sonra kimseyi bu kadar sevmem. Sırf bu bilgiyi anlayabilmek adına geçti belki onla beş senem. Kafam kalınlaştı, artık eskisi kadar kıvrak değil; belim inceldi, artık eskisi kadar güçlü değil; kalıba geldiğim oldu, punduna uyduğum, kendimden tiksindiğim... Cesaret gösteremediğim oldu, şişeler ardından cesareti buldum. Bana yüz vermedikleri oldu, senin de bulunduğun bir topluluk bu. Benim yüz vermediğim çok oldu, sanal bir bok çukurunu ciddiye mi alsaydım? Sekiz ay kadar sonra kabul edebiliyorum benle iletişim kurmak zorunda olmadığını. Ha bana attığın engeli hâlâ anlamıyorum, "aramayacağım" deyince aramayacak kadar sözünün eriyim ben.
Hadi sen elin oğlusun, bi zaman sonra silineceksin. Bilmediğim bir duygu sonucu, cahilliğime denk geldin. O birinin silinmeyecek olduğu muhakkak, ne yapacağım? Senden altın kemer isteyeceğime dair dalgalar döndürdük, kafes maçı kazanmak gibi bir metaforu var. Ortadoğuluyum ve bileğim ince, kandıramazsın bilezikle. Pırlanta da takmam, elimi kana bulayamam. Sen belime kemer, o koluma kelepçe; siz ne güzel arkadaş oldunuz tanışmadan.
Yükümlülük gibisin demeye yazmadım bu lafları. Onla da savaşmaya takatim yok. Yenileceğim korkum beni gündüzleri gezemez etti. Renkli giyinmeme müsaade etmeyen bir yasın içindeyim. Okulum, ailem, çevrem, uyku çorabım, karbonatlı cilt bakım maskem... Yaşadıklarım... Başıma gelenler... Onla paylaşmıyorum. O da çoğu şeyi bana anlatmamış... Ben daha önce ne yapıyormuşum da içimde tutuyormuşum bilmiyorum. Anlatsam hâlâ dinlemek isteyecek insanlar da var, haklarını yiyemem. Ama ben sana yazmayı tercih ettim. Sıkça olmasa da okuduğunu biliyorum beni. Oku tabi, ben olsam ben de okurdum. Okumasan da canın sağolsun. Senle derdim tasam kalmadı, bir vaadin olmadı ki şımarıklığına kızayım. Sen de böyle bir insansın, seni de onu alıp kabul ettiğim gibi aldım kabul ettim ben. Eskisi kadar esamen de kalmadı, dediğim gibi unutmam yakın. Sadece böyle bazı anlarda çok duygusal oluyorum. Kendime zarar vermemek için yazmayı seçiyorum. Yazmak kendime zarar vermenin en güzel yolu, yazmamak da. Yazamamak en fenası, yaşamamak... Ama bunla ilgili derdim kaydım kalmadı. Seni ya da onu istediğimden de emin değilim. Olsaydınız çok güzel olurdu. Ama "Ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardır." Tevekkül ettim, "Mevlam görelim n'eyler, n'eylerse güzel eyler." Dedim. Bir dahaki metinde senle dertleşmemek dileğiyle. Ha Metin ikinize de ayar olmuş vaziyette. Bense herkes için iyi dileklerde bulunuyorum, umarım her şey iyi olur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
iyi düşün