19 Ağustos 2016 Cuma
yazmadı demesinler
yazayım mı? peki yazıyorum, bu gün iş yerinde son günüm. paramı bile ödediler de daha mesai bitmedi işte. peki bir insan iş yerinde son günün bitmesini neden istemez? işi çok mu seviyorum sanki, seviyorum yine de... neyse. bu gün cuma, çarşamba günü müthiş bir rastlantı eseri izmirli beyle yolda denk geldik yine. bu sefer başka yerde denk geldik ya neyse. otobüsten inmiş, dalgın dalgın yürürken gördüm onu ve bana gülümseyişini. e bu gün bu şehirdeki son günüm olduğuna göre onla bi daha rastlaşamayacak olma sıkıntısı denebilir buna. yazasım da kalmadı, tabi tüm mesele izmirli değil. bu yerden gitmek ağır gelecek... neyse bu da izmirli hikayesinin sonu olsun.
11 Ağustos 2016 Perşembe
yine yeni yeniden
arkadaşım olan beyle konuşmaz olduk. bi tık canını sıkmış olabilirim. bu da yetmezmiş gibi o beyin kardeşiyle arayı ağır şekilde bozmuş olabilirim, ki kendisi değer verdiğim bi insandır. ama bunda şu ara içinde bulunduğum ve bulunmayı istemediğim bir sürü durumun etkisi var. yani bi şey yokmuş gibi devam etmeme engel hiç bi şey yok.neyse ben dün işten çıktım, yağmur dinsin diye bi saat bekledim, ama dinmedi. neyse efendim dolmuş bi yere kadar götürüyor ve dolmuştan sonra bi iki-üç yüz metre yürüme mesafem var. neyse ben sağanağın altında indim. m2 ye altı metreküp yağmur düştüğü söyleniyor ama bu saniye de düşen değilse yalan. düşün o denli yağmur var zaten gözler miyop, bi karış öteyi göremiyorum ve üstümde de beyaz tişört var; yolda bana kamyonlar. kepçeler mi durmadı... neler neler. neyse efendim haliyle şu an hastayım ve gece uyuyamadım, bi sürü rüyadan aklımda şantiye ve izmirli bey kaldı. uyumadan önce biraz stalk denemesinde bulunmuştum, belki bunun etkisi olmuştur. stalk denemesi diyorum çünkü bunlar ilgimi çekmeyen ve haliyle beceremediğim konular.
gece rüyamda da görünce "e bari o karşılaştığımız yere gideyim" dedim. sabah yolda da iki araba durup ben götürmek istedi, dedim noluyoruz. Allah'tan çirkin bi şeyim, yoksa ben böyle sürekli tacize gelemem. staj biter bitmez makyaj yapmayı bırakıyorum. neyse tam işyerine yakın bi yerden iş yerinden üstümle denk gelip iş yerine girmek zorunda kaldım ve izmirliyi göremedim bu gün. biliyorum "umrumda değil" falan demiştim. ama bilmiyorum işte bakalım
gece rüyamda da görünce "e bari o karşılaştığımız yere gideyim" dedim. sabah yolda da iki araba durup ben götürmek istedi, dedim noluyoruz. Allah'tan çirkin bi şeyim, yoksa ben böyle sürekli tacize gelemem. staj biter bitmez makyaj yapmayı bırakıyorum. neyse tam işyerine yakın bi yerden iş yerinden üstümle denk gelip iş yerine girmek zorunda kaldım ve izmirliyi göremedim bu gün. biliyorum "umrumda değil" falan demiştim. ama bilmiyorum işte bakalım
10 Ağustos 2016 Çarşamba
hu hu!?
boğazımda bir düğüm, düğümden ziyade ağrı var; bu ağrının da
kulaklarımdaki basınçta kaynaklı olduğu ortada. kulak burun boğaz problemlerim
şimdilik şöyle kenarda dursun, konuşacak başka konular var haliyle.
hadi itiraf edelim. şu iki gündür bi orta yol bulup da arayı
düzeltemediğimiz bey sevdiğim biri. zaten bu sakladığı bi sey de değil. ama laf
ebesinin önde gideni olması bi zaman sonra çok yorucu oluyor. hele beni haksız
yere suçlarken, hele ben onu bozmak istemezken ve hata yaptığını inatla algılayamazken..
neyse ne bi şekilde ateşkes ilan ettik sayabileceğim bi ilişkimiz var şimdilik.
aramın daha bozuk olduğu beyler var en azından.
şimdi gelelim izmirli beye.. dün hayatımda yaptığım en kötü
fasülye ve pilavı pişirdim. şehir dışında bi evde yalnız oluyorum genelde ve
korkuyorum ilginç bi şekilde. bunlar dışında da kafamı bozacak olan bi sürü şey
var. her neyse sabah hazırlanma aşamamam sıkıntılıydı falan derken ben yine
aynı saatlerde geçiş güzergahındaydım, ama bi moralim bozuldu, bi canım sıkıldı...
"kızım" dedim, "sen ne yapıyorsun? bi oğlan kovalaman, etrafta
saçma sapan gezmen eksikti. " iyice kızdım kendime "rezil olmaya
doyamıyorsun, sen böyle devam et" dedim. kalktım işe geldim. bölüm sonu
arkadaşlar. daha da saçmalamamayı umuyorum.
9 Ağustos 2016 Salı
kesin izmirli
bu gün günlerden yine dünkü beyefendinin günü olabilecekken (ki hala etkisi sürüyor ve yazdıklarım dışında yine biraz konuştuk) başka bi beyle ilgili yazacağım bu gün. yeni beyi 'izmirli' diye çağırmakta bi sorun görmüyorum, bende adını bilmiyorum zaten. ama dünkü meseleyi öncesinde şöyle bir toparlamam gerekirse şayet, paşam yanlış anlamış beni ve büyütmüş meseleyi. bunla ilgili benden özür dilemesi gerek ama nerde?? kendince haklı olduğu noktalar var, buna dayanarak dün yaklaşık on saatlik bir zaman dilimimi mahvetmiş olmasının hiç önemi yok, hayır mahvolmuşsa ne olmuş yani. neyse efendim, bir kadının bir erkekten hep bi tık daha ince düşünmesi durumu fizyolojik ve alışılagelmiş olarak tanımlı lügatımda; bununla böyle başa çıkıyorum. huzurlu sessiz yalnızlığıma yeniden kavuşmadan önce, aramızın düzelmesini temenni ediyorum sadece, yine üzüldüğüyle kalan taraf olabilirim.
gelelim izmirli beye... bir izmirli rivayeti olarak 'aynı kızla aynı yerde üç kere rastlaşırsan onla evleirsin' inanışı yaygındır, genel kültür için bknz:galata kulesine çıkardığın kızla evlenirsin inanışı. neyse ben bu izmirli beyle bi kere sabah erken vakit yolda denk geldim. açık kahve, ortalama erkek açından bi miktar uzun ve düz saçlı ortalama da bi boya sahipti.kısa kollu tişört, düz bi şort tek askılı spor çanta ve kırmızı ayakkabıları vardı.giyim şekli dikkatimi çekti çünkü tek düze giyinip tekdüze durmamayı başarmıştı. daha fazlası değildi çünkü uyku sersemiydim henüz, ha bide güneş gözlüğü vardı. bi kaç gün sonra yine aynı saat dolaylarında aynı muhitte denk geldik kendisiyle ve gülüp geçtim. ikimizinde çantaları ayakkabıları ve kulaklıkları değişmemişti.aradan ne kadar geçti bilmiyorum, üçüncü rastlaşmamız da onu arabasına binmeden hemen önce gördüm, biraz da güldüm çünkü artık evleneceğim adamdı (!) bunu evde muhabbet ederken lafın lafı açması ve konunun b şekilde buralara bağlanması üzerine annem ve kardeşimle paylaştım. "hadi sen işe gidiyorsun, o ne yapıyor o saatte?" dediler. aslında ben de merak etmiştim. "spor salonuna falan gidiyordur belki de" dedim ama o civarda salon olduğunu sanıyordum. "e sor madem" dediler ki kafama da çok yattı, bi daha ki sefer soracaktım. zaten eskişehir'e dönmeden spora başlama niyetim de vardı. neye biz aynı yol üzerinde bi daha denk geldiğimizde o sol kaldırımda ben sağ kaldırımdaydım ve haliyle konuşma imkanı bulamadım ve efendi bi insan gibi yoluma gitmek yerine takip etmeye karar verdim. neyse efendim, bu karşılaştığımız yol boyunca dümdüz gitti, köşeye gelince sokağa sapacağı yerde birden karşıdan karşıya geçecek şekilde vaziyet almasın mı? aramızda da en az yüz metre mesafe olmasına ve benim yolun karşısı da olmama rağmen direkt bana baktı üstelik. ben aniden dizlerimi kırmadan ayak uçlarım üzerinde 180 derece döndüm ve o yönde ilerlemeye başladım, beş saniye kadar bi sorun olmadı ama sonra kahkaha atarak hafif temponun dörtte biri hızda koştum ve kulaklığı kulağımdan çıkarıp boynuma attım. tam da gereksiz tepkiler kataloğundan seçme bir hal bu ama üzerinde durmuyorum. ertesi gün olan bu gün. erkenden evden çıktım. kahvaltımı dışarıda ve o güzergah üzerinde bir parkta yaptım. evet, resmen adamın gelişini bekledim.biz bunla yeniden karşılaştığımız an, dün nasıl saçmaladığımın bilincine varıp onu görmemiş gibi yaptım ve telefonumla uğraştım. tam karşı karşıya olduğumuz an ona baktığımda kasıldım çünkü yüzü bana doğru dönüktü ve güneş gözlüğü yüzünden nereye baktığı belli değildi ama bu sefer kulaklığı yoktu. işte böyle süren bir durum var izmirli beyle, bakalım sonu ne olacak?
ha bu arada az önce eski dostum olan beyle yine bi konuştuk, yanlış anlamış tam da tahmin ettiğim gibi ve yiğitliğe bok sürdürmemek namına üste çıkıyor, amaaan amaan; ben bu dertli başımı alıp nerelere gideyim bilemedim
gelelim izmirli beye... bir izmirli rivayeti olarak 'aynı kızla aynı yerde üç kere rastlaşırsan onla evleirsin' inanışı yaygındır, genel kültür için bknz:galata kulesine çıkardığın kızla evlenirsin inanışı. neyse ben bu izmirli beyle bi kere sabah erken vakit yolda denk geldim. açık kahve, ortalama erkek açından bi miktar uzun ve düz saçlı ortalama da bi boya sahipti.kısa kollu tişört, düz bi şort tek askılı spor çanta ve kırmızı ayakkabıları vardı.giyim şekli dikkatimi çekti çünkü tek düze giyinip tekdüze durmamayı başarmıştı. daha fazlası değildi çünkü uyku sersemiydim henüz, ha bide güneş gözlüğü vardı. bi kaç gün sonra yine aynı saat dolaylarında aynı muhitte denk geldik kendisiyle ve gülüp geçtim. ikimizinde çantaları ayakkabıları ve kulaklıkları değişmemişti.aradan ne kadar geçti bilmiyorum, üçüncü rastlaşmamız da onu arabasına binmeden hemen önce gördüm, biraz da güldüm çünkü artık evleneceğim adamdı (!) bunu evde muhabbet ederken lafın lafı açması ve konunun b şekilde buralara bağlanması üzerine annem ve kardeşimle paylaştım. "hadi sen işe gidiyorsun, o ne yapıyor o saatte?" dediler. aslında ben de merak etmiştim. "spor salonuna falan gidiyordur belki de" dedim ama o civarda salon olduğunu sanıyordum. "e sor madem" dediler ki kafama da çok yattı, bi daha ki sefer soracaktım. zaten eskişehir'e dönmeden spora başlama niyetim de vardı. neye biz aynı yol üzerinde bi daha denk geldiğimizde o sol kaldırımda ben sağ kaldırımdaydım ve haliyle konuşma imkanı bulamadım ve efendi bi insan gibi yoluma gitmek yerine takip etmeye karar verdim. neyse efendim, bu karşılaştığımız yol boyunca dümdüz gitti, köşeye gelince sokağa sapacağı yerde birden karşıdan karşıya geçecek şekilde vaziyet almasın mı? aramızda da en az yüz metre mesafe olmasına ve benim yolun karşısı da olmama rağmen direkt bana baktı üstelik. ben aniden dizlerimi kırmadan ayak uçlarım üzerinde 180 derece döndüm ve o yönde ilerlemeye başladım, beş saniye kadar bi sorun olmadı ama sonra kahkaha atarak hafif temponun dörtte biri hızda koştum ve kulaklığı kulağımdan çıkarıp boynuma attım. tam da gereksiz tepkiler kataloğundan seçme bir hal bu ama üzerinde durmuyorum. ertesi gün olan bu gün. erkenden evden çıktım. kahvaltımı dışarıda ve o güzergah üzerinde bir parkta yaptım. evet, resmen adamın gelişini bekledim.biz bunla yeniden karşılaştığımız an, dün nasıl saçmaladığımın bilincine varıp onu görmemiş gibi yaptım ve telefonumla uğraştım. tam karşı karşıya olduğumuz an ona baktığımda kasıldım çünkü yüzü bana doğru dönüktü ve güneş gözlüğü yüzünden nereye baktığı belli değildi ama bu sefer kulaklığı yoktu. işte böyle süren bir durum var izmirli beyle, bakalım sonu ne olacak?
ha bu arada az önce eski dostum olan beyle yine bi konuştuk, yanlış anlamış tam da tahmin ettiğim gibi ve yiğitliğe bok sürdürmemek namına üste çıkıyor, amaaan amaan; ben bu dertli başımı alıp nerelere gideyim bilemedim
8 Ağustos 2016 Pazartesi
gölgelerden bir demet
bilen bilir, bende paşa bol. herifleri kapıdan kovduğum şu dönemde bacadan girip, eski yerlerine oturup, bana el hareketi çeker hale geldiler. aman canım neyse ne. yine böyle paşalarımdan biri (bu hayatımdan çıkarmadığım ama zaten hayatıma da girmemiş biri, yani farklı bi durumu var ama anlatmayacağım; çünkü keyfim öyle istiyor.) bana değer verir mi vermez i bilmem, ama kafası basan biri olduğumu düşünen bi bey. ben onunla ilgili neredeyse hiç bi şey bilmeden hayataa karşı duruşuna hayranım kendisinin ve çokça saygı duyduğum biri. ha bana hitap etmeyen, hoşuma gitmeyen davranışları da var tabii ki; ama şahsi bir rahatsızlık vermediği sürece kimsenin haline tavrına laf edecek karakterde de değilim, öyle bi hadde de sahip değilim. neyse bizim bu beyle, bir süre devam eden ve kelime oyunları üzerine dönen eğlenceli, keyifli, ufuk açıcı ve düzeyli bir sohbetimiz oldu. en azından benim açımdan bu şekildeydi, çünkü karşımda tam bir İlber Ortaylı'ydı ve ben seneler süren depresyonlarla problemler sonrası okumayan, öğrenmeyen, asosyal, cahil birine dönmüştüm. bu sebeple bi süre sonra ortadan kaybolmasına üzülerek de olsa hak verdim ve buraya yazmadığım çok yerinde bi sebep daha vardı konuşmayı uzatmaması için; velhasıl kelam konuşmayı bıçak kesiği gibi sonlandırdık. neyse efendim aradan biraz zaman geçti, hiç geçmediyse rahat üç ay geçti ve o bey kendi kendine geri döndü. açıkçası buna sevinmedim diyemem, çünkü her ne kadar sürdürülemeyecek bir arkadaşlık olsa da onunla iletişim halinde olmaktan memnundum. eskisi kadar sık olmasa da konuşmaya devam ediyorduk. ediyorduk etmesine de konuşmalar da bi potluk olduğunu hissedebiliyor ve bunun önüne geçemiyordum. söylediklerini anlayamıyordum ve o da benim söylediklerimi ters anlıyor, konuşma benim özür nitelikli gırgır yapmamı gerektiren bi boyuta ulaşıyordu. onun da benle bir problemi yoktu; benim de onla bi problemim yoktu, olamazdı da... ama anlaşamadığımız bi nokta vardı ki, ben sorunu çözemedim. normalde kendi kişisel hayatımıza dair sorunları konuşmazdık (asılda ben bi kaç kez konuşmak istedim ama, pek umursanmadı; ama bunun kesinlikle haklı sebepleri vardı) ama gerçekten berbat bi dönemimde içimden o an geçen neyse onları aktardım. çevremdekilerin yaptığı gibi basite indirgedi sorunlarımı, ama bundan ötürü ona kızmadım. beni doğuran kadın bile umursamıyor; ondan bunu ciddiye almasını zaten beklemedim, hem de konuyla ilgili hiç bi şey bilmeden. bi kaç bi şey deyip geçiştirdim, oysa 'yardımcı olmaya çalışmasına rağmen, umursanmamakla' suçladı beni kendi içinde zannımca. zaten limoni bi dönemden geçiyorduk, ha bi de şunu dipnot geçeyim ki ağzı pek de düzgün bi kız değilim ve o da bunu biliyor. neyse efendim, bunun sorduğu bi soruya yine gayet içten ve 'kendi durumumu özetleyen, KİMSEYİ DE SUÇLAMA AMACI GÜTMEYEN' bi cevap verdim, zaten onu suçlamam gibi bir şeyin söz konusu olması dahi kabul edilemeyecek bir durumdayız. ki zaten sorunumun onla uzaktan yakından ilgisi yok. neyse ben buna 'onun bu kadar ters anlamasına ihtimal vermediğim' bi cevap verdim ki verme olaydım. küstahlık ve basitlik'le yaftaladı beni paşam. işin kötü yanı bunun beni kızdırması gerekirken kırması çok abes bi durum. meğer gerçekten tanımadığım, kimdir nedir bilmediğim bu beye gerçekten fazlaca değer veriyormuşum. bundan sonra ne olur ne olmaz bilmiyorum ama şu an imkanım olsa evini basardım işte bu gerçek. her şey bir yana hakkımda bu şekilde düşünmesine sebep verecek ne yaptığımı düşünürken ve bunla ilgili üzülürken kafayı yiyeceğim. işin kötü yanı kesinikle dan diye bu şekilde davranacak adam değil, neyse su akar yolunu bulur diyelim efendim
2 Ağustos 2016 Salı
zamanında "ya sen kimseden gidemezsin, onlar senden gider; ya da sen kimseden gidemezsin, onları gönderirsin.. sen hiç bi şekilde kimseden gidemezsin." demiştim de bu söylemim bile hafifmeşreplikle itham edilmişti. kurtulamadığım geçmiş, ondan kurtulamadığım şekilde öylece dursun. dursun da ona böyle batmam neden, hem de en olmadık anlarda. canım biri vardı zamanında, vardı var olmaya ama yoktu da aynı zamanda. onu da terk ettim sözde, herkesle birlikte.. nerde?? yolda denk geldik bu gün, hızlı bi öpüşme falan.. kaçtı nerdeyse iki sözün ardından.. ben kimseyi terk edemedim arkadaşım. öz güvenli vurdumduymaz hatun olmaya devam, akşamları da buralarda dert yanarım nasıl olsa kendime kadeh kaldırıyorum. delik deşik mi, vuruk kırık mı yoksa çok mu sağlam kaybettim bilmiyorum. herkes nasıl kaybediyorsa onların hiç kaybetmediği şekilde kaybettim ama. işte bu çok net. yalnız olmaya alışkınım da insanlar gelip parazit yapınca toplanmam zaman alıyor. neyse ne, ağız burun terk edildim yine
Kaydol:
Yorumlar (Atom)