1 Kasım 2020 Pazar

 Ben artık üzücü şeyler hakkında yazamayacak kadar sinirleri yıpranmış biriyim,  yaşayamayacak hale gelmek dışında kalmadı hevesim

28 Aralık 2019 Cumartesi

19 değil

Öne eğik başım, hep dik duran başım. Boyumun seneler içinde uzadığı malum, burnum da. Artık yaşamak için çok az vaktim kaldığına eminim. "Öyle intihar edilmez, böyle edilir baba" dercesine ben de mi başlasam sigaraya? Hiç bırakmamacasına.... Ne yapabilirim şu saatten sonra kendi adıma?

Bilemiyorum ve bilemediklerim vuruyor beni, şahdamarıma yakın yerden, bir kadının boynuna ömründe ilk kez yaklaşmış bir adamın dudağı gibi. Nefesi boğuk, yaşı genç, ne yapacağını bilmez, hali hal değil. Her ortaya çıkışımda ben de böyle oluyorum. Belli yaştan sonra böyle oluyormuş: Bölüm sonlarını tahmin etmesi kolay, yaşaması zor. Ben çok ölüm gördüm derdim, ben ne görmüşüm de neyi büyütmüşüm? Ben anasının yıkadığıyla duran, ağzı süt kokan, beş yaşında çocukmuşum; yirmi beş ne?

Ben yazamaz oldum efendim, ben çizemez oldum efendim, ben yapamaz oldum, yaşamaz oldum. Çözemez oldum, kendimi, çevremi, sevdiklerimi, sorunlarımı, hayatımı. Tek kimse kalmadı çevremde, yine kimsenin suçu yok. Ben arkadaş olunamayacak kadar sinirliyim, tersim, huyum huy değil, ağzım bozuk. Ben sevilemeyecek kadar tuhafım, çirkinim, yapım aykırı, duruşum yabani, başım dik. Ben değer verilemeyecek biriyim demek iki anlama gelir: Ben değersizim yahut ben paha biçilemezim. Bense ucuzum, sürümden kazanmak için, her cebe hitap edeyim diye... Alamayanlara alınmakla geçti ömrüm. Anlamayanlara kırılmakla, taşıyamayanlara bozulmakla.

Benim kendimle olan savaşım yirmi dört yıl sürsün isterdim, yirmi beş yılı buldu. Yirmi dört yılda kazanılan Girit ve kaybedilen ben demiştim, yirmi beşinci yılı göz ardı etmişim. Ben hâlâ burdayım, etrafımdakilerse yoklar. Demek bu savaşı bir ben kazandım. Bunca sene sürmesi gerekmiş iç hapsimin, kendimi  sevmem için. 

Başıma gelmeyen çok az şey kaldı diyecek kibrim yok. Kim bilir daha neler göreceğim, kara bahtlı kara başım daha kaç kere siyaha bürünecek? Ben siyah olmayı da kabul ettim artık, mavi bir çocukluk hayali gibi uzakta. 

Yalanlarınıza maruz kaldım, beni sevmediği halde kullanmak için yanında tutanlar oldu, beni çirkin zorbalıklarla elinde tutmak isteyenler oldu, bana kötü davrananlar da vardı, herkesin yanında başka başbaşayken başka davranan da. Ben "söyle" desem de, benle konuşmayıp arkamdan konuşanlar oldu. Yüzüme yüzüme en denmeyecek lafları diyenler oldu. Davranışlarımı hafif meşrep bulanlar oldu. Benden intikam almak için olan değerini kaybedenler de oldu... Bana yeterli saygı ve özeni göstermeyip bunun için beni sorumlu gösteren dostlarım da vardı. Bana değersiz hissettirenler de oldu.

Yazdıkça iyi olurdum, yazdıkça fenalaşır oldum diye kalem tutmaz oldu herhalde elim. Ben bu sene itibariyle elimde kalan ne varsa kaybetmek üzereyim. Hayatımda bundan daha kötü zaman olmadı. Üstelik tahmin dahi edemeyeceğiniz kadar kötü zamanlarda dimdik durmuş biri olarak söylüyorum bunu. Gerçekten kaldırmaya daha fazla zorlanmadım hiç bir şeyi. 

Belki bundan, belki başka şeyden ilk kez bu kadar düz, bu kadar boş vermiş bir doğum günü metni yazıyorum. Şu an yazıyorum çünkü başka zaman yazabileceğimin garantisi yok. Şu an yazıyorum çünkü hayatta kalabileceğimin garantisi yok. Yarın ne olacağı hakkında hiç bir fikrim yok, üstelik günlerim arasındaki tek fark gün adları. Ha bi de arada doktora gidiyorum. 

Neyse sıkıldım ben bundan. İyi ki varım diyemiyorum, ama bende varım. Kim bilir ne zamana kadar daha, bu arada sana da işlerin daha iyiye gideceği zamanlar dilerim baba
Hakikaten 19 değil, kemiklerime kadar hissediyorum

Yaprak

22 Haziran 2019 Cumartesi

Hep dik duran başımı dik tutmaya takatim yok. Boyun eğebilirim artık; sana, olanlara. Hep oturarak ölmeyi istedim. Ayakta ölenler yere düşmeye mahkum diye. Ben ne ayakta kalabildim, ne oturarak ölebildim. Ben öyle bir dibe bulandım ki, öyle bir düşme düştüm ki. Benden aşağıda kimse yok, en aşağılık benim.

Ben kayboldum, ben kaybettim, ben mahvoldum. Kapana kısıldım, suç üstü yakalandım, işim bitti. Ben bu olanları hak etmedim derken, mutlu olmayı hak etmedim belki de. Olamadım da zaten. Şunun gibi yapayalnız günleri çok yaşadım da bu kadar çaresizine rastlamadım. Ben hep güçlüydüm, ben hep bir şekilde üstesinden gelirdim, çaresine bakardım. Elimi taşın altına koyarım, hallederdim. Başa çıkmanın bir yolunu bulurdum.

Yapacağımı o kadar bilmiyorum ki, ne yapsam o kadar bilmiyorum ki. Senin tuttuğun dilin var bi, bi de benim durmayan ağzım. Ben iyi değilim, seni de gözden çıkaracak kadar. Kendimi de gözden çıkardım ki adil olayım. Gözümde hiçbir şeye tamah kalmadı. Ne sana heves, ne sana istek, ne sana kaygı… Ben kirliyim, ben yamuğum, ben pek çok kötüyüm.

Pisliğime kendimi bile bırakamıyorum, sana gel demek fazla. İnsanlık namına göstereceğin ilgiyi de istemiyorum. Yerinde yurdunda ol, ayağına taş değmesin, beyaz hissetmeye devam et. En azından sen bari beyaz hisset.

Benim hayatımda pek beyaz olaylar olmadı. Ama kefenden anlarım, üç parça. Hatice için bir tane, Sultan için bir tane, Yaprak'ın yatacak yeri yok. Anneannemden sonra babamı da kaybedecek gibiyim, o kadar mutsuzum ki. Sadece önyargıları kırmak adına sevseydin beni. suya girmeye korkan bir çocuğun direncini kırıp yüzmeyi öğrenmesi gibi sevseydin beni. Yazmaya olan geçmeyen inadım hatrına sevseydin. senin bozkırında deniz gören bir garip denize hasret kızın hatırına sevseydin. Kurak toprağa değecek su olmak için, bozkıra bahar getiren hava olmak için, karanlık gecede ışıl ışıl parlayan pencere gibi olmak için, hayatta tutunacak bir dalım olması için, adımı ağzına alacak biri olması için..

Şu kafası yarın bana, farklı bir perspektif olsun diye. Şu biçare bana bir umut olsun diye. Ne bileyim gece nefessiz uyandığımda cam açardın belki. Kimsenin bilmediklerini anlattığında "geçti" derdin belki. Gerektiğinde beni öldürdün belki. Oku beni; okursan ölürüm, okumazsan da.

Hep dalga geçeceğim yazdıklarınla, hep ama! En güzel yazılarını yazdığım sana, her yazdığınla ilgili bulaşacağım. Memleketine karışacağım, yadırgayacağım, beğenmeyeceğim, e küfür de edeceğim. Kendim çalıp kendim söyleyeceğim. Çünkü elimde kalan tek oyun bu. Elimden geleni yapacağım ben de. Başka yolum olsaydı, ah olsaydı.

30 Mayıs 2019 Perşembe

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibiyim. Beni kimse tanımadı. Diğerleri neyse de senin tanımaman çok koydu. Keşke en azından tenezzül etseydin. Bi kere masaya otursaydın benimle.

14 Mayıs 2019 Salı

dergiden ayrıldım ama haberleri yok. lafa abuk yerlerden girmenin kadınıyım. bir süre yazamayacağımı söyledim, ama geri dönmeyi düşünmüyorum. tanrım ben beş tane stil ikonu erkek hakkında yazacak insan mıyım? beyaz pantolon ve kundura giyen bir adama aşığım ben, ne tarzı? edebiyat diye ölüp, popüler kültüre nasıl meze olurum? "ayak yapma yaprak, kendi tarzını yaratsaydın maharetse" der gibi okumayın. ben kendimi bile bulamadığım bir zihinsel yığının içinde çalışmaya çalışıyorum. yirmi küsur senelik hayat mesaim ve beş senelik mimari jargonum derdimi kaygımı anlatmaya yetmiyor. yazar kimliğim disiplinimi sağladığım kadar demek isterdim. küçük yaratılış nöbetleri gibi okuyun iç hapsimden kaçan kelamları. kararını ben vermiyorum, kendi geliyor cümleler gibi laflara anlam yüklemeyin. dediklerinden kaçmak isteyen insanlar der bunu. ben steroid oranı yüksek bir kızın olacağı gibi delikanlıca sırtlarım yediğim her haltı. yaptığımın arkasında duramayacağım kadar benzetmedi hayat daha beni. en başında kendine benzetmedi, o ayrı ben ayrı. 
sen ayrı ben ayrı sahi. siz hiç, dokunamadığınız bir adamın içinize dokunduğunu hissettiniz mi? siz hiç omzunuza değen saçı, boynunuza esen rüzgarı, gece aniden uyanmayı, içinizi kavuran bunalmayı birine yıktınız mı? siz hep var olmayan anlamlar yüklediniz insanlara, 33 dişlik kalıp yaptınız, boş kalan diş için insanları suçladınız. ben de yaptım. kahvede maviyi gördüm. bir bardak kahve için bir sene beklediniz mi siz? ben bekledim. 
siz hiç kayboldunuz mu? ben daha bu gün kayboldum. beş senedir aynı yerde yaşamama rağmen. siz kendinizi ne yaptığını bilmez halde buldunuz mu? ne istediğini bilmez halde? 
ben eskiden kendime yakalanırdım. artık tutabilene aşk olsun

gece sıçrayarak uyandığımda, spor ayakkabıyı geçirip kaçışlarım var. bir anda kendimi içerken buluşlarım var. sarhoş olup, gözümü açtığımda pendik garında bulduğum oluyor kendimi. ben on dokuzumda üç gece sokakta yattığımda kadın oldum. öncesinde sığınmadım, sonrasında korkmadım. ben acımı meze yapmayı severim, eski ayyaşların bir sofra adabı vardı. bıraktım içmeyi, o içmememi söylemişti. onla ilgisi yok ha, laf dinleme meşrebim yoktur. derdim klişelerinizden kaçmak. acım mezemdi, katığım oldu. içki yok, sigara yok, ot yok, nerde akşam orda sabah yok, türlü adamlar yok, küfür yok... bir proje bir de şu boynumu omzumu mahveden acı. dergiden ayrıldım, acır sanmıştım, acımadı. ben zaten her gece her gece yazmadan duramaz, berduş olmuşum

17 Mart 2019 Pazar

kalem

kalemi elime aldığım gibi dudağın geliyor gözümün önüne. biçimli dudakların, biçimsiz sakalların, eşit olmayan bıyıkların, arsız saçların, ayarsız hareketlerin, giyinmeyi bilmez halin… kalemi çizim yapmaya elime alıyorum, seni yazasım geliyor. çizmeyi denemedim hiç, eskisi gibi çizecek hale gelmeden cesaretim yok sana. kalemi o elime alışlarım yok mu ah, elini tutar gibi oluyorum. dünyayı senle terk etmeye cesaretim varken sen elimi tutmuyorsun, karşıdan karşıya yalnız geçiyorum. kalemin ucunu dik bir şekilde masaya vuruyorum. adam bir kalem sana ne kadar benzer? eksiği gediği bu kadar güzel olur mu bir insanın? ben pervane miyim, divane miyim? sana bu kadar kesik olmam beni kestirip atmandan mı? sana bu kadar yanık olmam beni alev alev yakmandan mı? sana şiir yazamamam bana etmediğin laflardan mı?
sen nasıl başkasına beyaz hissedersin diye öfkelenemiyorum. ben öfkelenemiyorum! öfkeden ibaret olan ben… ben sana o kadar sakin bir kadınım ki, öyle sütlimanım ki. ben dümdüz yürüdüğüm yollarda kayboluyorum. ben içten içe eriyorum. ben ele geçirildim. ben kendimi tanıyamıyorum, seni hiç tanımıyorum. ankara dik bir yokuş sen daha yokuşsun. sen yolun sonusun. senden daha dik yol mu var? senden daha dik kafa mı var? senden sor soru mu var? senden beter acı mı var? sen koluma çizdikleri artısın be adam, senin köprücük kemiğinde kimin adı var?
benim izmir’ime benzeyen sen, kime izmir’sin? beni bozkırın ortasında daha ne kadar bozkıra sokabilirsin? sen yazmayı iyi bilirsin, böyle yazıların nasıl yazıldığını nasıl bilmezsin? adam senin vicdanın yok mu? beyaz hikayen bitmiş işte, benle kirlenmek bu kadar zor mu? bir gün sana öfkelendiğimde nasıl baş edeceksin benle? ben şehrine yıkım olurum, ağzına kan olurum, ben en büyük pişmanlığın olurum. benle ters düşen kimse karşıma çıkmaya cesaret edemedi, sen şehri bile terk edersin. ben arkada kalan olmak istemiyorum.
tehdit ediyorum sanacaksın, keşke öyle olsa. olacak olanı söylüyorum. sen ikimizin de sonu olacaksın adam. ben sana takılıp düştüğümden beri kalkamadım. o sarhoşluktan beri ayılamadım. talan edilmiş cephemden ayrılamadım. ben çeyrek asrın göçebesi, ben kendime gömülecek toprak buldum. ufak ufak kazıyorum, dayanamayacak kadar mahvolunca sana yazıyorum.
beni okumayı bıraktığını biliyorum. sen bilirsin, şunu da bil aramayacağım. hele şunu iyi bil karşına çıkmayacağım. benim sana ne zaman bir vaadim oldu, bu gün olsun. ben senin kötü bildiğin ne varsa oyum, düşmek istemediğin batağım… batacaksın. beni paşa paşa arayacaksın. o gün beni bulamayacağını bilmekten bütün derdim kaydım. sende denizi bulduğum gündeki gibi şaşırt beni en büyük kaybım. şaşırt ki kaybıma değsin.

15 Mart 2019 Cuma

yarın ve önümüzdeki cuma okuldayım

19'unda bir sene olacak. bir sene boyunca çok da uzağa gidememiş biri olarak tek bir şey istiyorum senden. kopasıca dilim seni bir daha rahatsız etmeyeceği üzerine söz verdi. ondan arayamıyorum, soramıyorum. lütfen bana bir iyilik yap ve bir seferliğine oturup konuşma hakkı ver bana. kendime sorular sorup cevap bulamamaktan yoruldum. merhamet beklemiyorum, ağır hafif ne kadar lafın varsa söyle, ama söyle. ben muhatap alınamayacak kadar aşağılık bir insan değilim. dengesiz olduğumu kabul ediyorum ama söz veriyorum küfür etmeyeceğim. edebimle oturup edebimle kalkacağım, söz kahveni de ben ısmarlayacağım.
açıkçası ne konuşmak istediğimi bilemedim şimdi. ne soracağım? "telefonda ne konuştuk?" diyeceğin şey "lan ben ne bileyim ne konuştuk, bir sene oldu" bunun dışında sorabileceğim her şey senin özelin. ne diyeceğim hakikaten "baban nasıl?" mı diyeceğim. "bir senedir hakikaten babamı mı merak ediyorsun?" sonra bir kahkaha atarsın tabi. ya biz konuşalım diye otursak ben sana ne diyebilirim ki? doğum gününü sorabilirim, hala bilmiyorum çünkü. "iyi de ne ihtiyacın var bunu bilmeye?" desen ne cevap vereceğim. "seni tanımama izin vermeme sebebini anlamıyorum, beni sevmemen tamam da seni sevmeme payı bırakmadın bana. sadece arkadaş dahi olunamayacak biri miydim?" hah işte çok güzel soru, arkasından çeten mekanı basıyor beni makinalıyla tarar gibi kahkahalar...
sevmezsen sevme ne yapayım ya? oğlum ben hakikaten ne yapayım ya? yahu ben hocanın birinin arabasının önünü kestim senin haberin var mı? keyfimden mi yaptım? senin haberin mi var, yok! ben leyla leyla yazayım, sen de şımarık şımarık oku. biliyorum ben bu tavrı. gururun okşanıyor dimi? kalemim de iyi, oku oku şımart kendini. dergidekiler yazı bekliyor, ortada proje namına bir şey yok, hayatım mahvolmuş, ben hala tutturmuşum bir türkü başka laf bildiğim yok. ya sen biliyor musun stalk yapmayı bilmeyen birinin ne kadar utandığını bunu yaparken? yahu senin cilt kanseriyle ne ilgin var? senin köprücük kemiğinde ne yazıyor? daha korkuncu kimin ismi var? ya sana sorsam da anlatsan olmaz mıydı? devlet sırrı mı hayatın be adam?
duyduklarımla ilgimi yitireceğim diye mi korkun? şımarık egon mu bütün sorun? yahu sen kurt adam mısın? bu kadar kötü niyetli olunur mu? olunmaz. noolur olma. ya yeter projeme bakıcam ben. sabaha kadar sen diye ağlayacak halim yok