22 Haziran 2019 Cumartesi

Hep dik duran başımı dik tutmaya takatim yok. Boyun eğebilirim artık; sana, olanlara. Hep oturarak ölmeyi istedim. Ayakta ölenler yere düşmeye mahkum diye. Ben ne ayakta kalabildim, ne oturarak ölebildim. Ben öyle bir dibe bulandım ki, öyle bir düşme düştüm ki. Benden aşağıda kimse yok, en aşağılık benim.

Ben kayboldum, ben kaybettim, ben mahvoldum. Kapana kısıldım, suç üstü yakalandım, işim bitti. Ben bu olanları hak etmedim derken, mutlu olmayı hak etmedim belki de. Olamadım da zaten. Şunun gibi yapayalnız günleri çok yaşadım da bu kadar çaresizine rastlamadım. Ben hep güçlüydüm, ben hep bir şekilde üstesinden gelirdim, çaresine bakardım. Elimi taşın altına koyarım, hallederdim. Başa çıkmanın bir yolunu bulurdum.

Yapacağımı o kadar bilmiyorum ki, ne yapsam o kadar bilmiyorum ki. Senin tuttuğun dilin var bi, bi de benim durmayan ağzım. Ben iyi değilim, seni de gözden çıkaracak kadar. Kendimi de gözden çıkardım ki adil olayım. Gözümde hiçbir şeye tamah kalmadı. Ne sana heves, ne sana istek, ne sana kaygı… Ben kirliyim, ben yamuğum, ben pek çok kötüyüm.

Pisliğime kendimi bile bırakamıyorum, sana gel demek fazla. İnsanlık namına göstereceğin ilgiyi de istemiyorum. Yerinde yurdunda ol, ayağına taş değmesin, beyaz hissetmeye devam et. En azından sen bari beyaz hisset.

Benim hayatımda pek beyaz olaylar olmadı. Ama kefenden anlarım, üç parça. Hatice için bir tane, Sultan için bir tane, Yaprak'ın yatacak yeri yok. Anneannemden sonra babamı da kaybedecek gibiyim, o kadar mutsuzum ki. Sadece önyargıları kırmak adına sevseydin beni. suya girmeye korkan bir çocuğun direncini kırıp yüzmeyi öğrenmesi gibi sevseydin beni. Yazmaya olan geçmeyen inadım hatrına sevseydin. senin bozkırında deniz gören bir garip denize hasret kızın hatırına sevseydin. Kurak toprağa değecek su olmak için, bozkıra bahar getiren hava olmak için, karanlık gecede ışıl ışıl parlayan pencere gibi olmak için, hayatta tutunacak bir dalım olması için, adımı ağzına alacak biri olması için..

Şu kafası yarın bana, farklı bir perspektif olsun diye. Şu biçare bana bir umut olsun diye. Ne bileyim gece nefessiz uyandığımda cam açardın belki. Kimsenin bilmediklerini anlattığında "geçti" derdin belki. Gerektiğinde beni öldürdün belki. Oku beni; okursan ölürüm, okumazsan da.

Hep dalga geçeceğim yazdıklarınla, hep ama! En güzel yazılarını yazdığım sana, her yazdığınla ilgili bulaşacağım. Memleketine karışacağım, yadırgayacağım, beğenmeyeceğim, e küfür de edeceğim. Kendim çalıp kendim söyleyeceğim. Çünkü elimde kalan tek oyun bu. Elimden geleni yapacağım ben de. Başka yolum olsaydı, ah olsaydı.

30 Mayıs 2019 Perşembe

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibiyim. Beni kimse tanımadı. Diğerleri neyse de senin tanımaman çok koydu. Keşke en azından tenezzül etseydin. Bi kere masaya otursaydın benimle.

14 Mayıs 2019 Salı

dergiden ayrıldım ama haberleri yok. lafa abuk yerlerden girmenin kadınıyım. bir süre yazamayacağımı söyledim, ama geri dönmeyi düşünmüyorum. tanrım ben beş tane stil ikonu erkek hakkında yazacak insan mıyım? beyaz pantolon ve kundura giyen bir adama aşığım ben, ne tarzı? edebiyat diye ölüp, popüler kültüre nasıl meze olurum? "ayak yapma yaprak, kendi tarzını yaratsaydın maharetse" der gibi okumayın. ben kendimi bile bulamadığım bir zihinsel yığının içinde çalışmaya çalışıyorum. yirmi küsur senelik hayat mesaim ve beş senelik mimari jargonum derdimi kaygımı anlatmaya yetmiyor. yazar kimliğim disiplinimi sağladığım kadar demek isterdim. küçük yaratılış nöbetleri gibi okuyun iç hapsimden kaçan kelamları. kararını ben vermiyorum, kendi geliyor cümleler gibi laflara anlam yüklemeyin. dediklerinden kaçmak isteyen insanlar der bunu. ben steroid oranı yüksek bir kızın olacağı gibi delikanlıca sırtlarım yediğim her haltı. yaptığımın arkasında duramayacağım kadar benzetmedi hayat daha beni. en başında kendine benzetmedi, o ayrı ben ayrı. 
sen ayrı ben ayrı sahi. siz hiç, dokunamadığınız bir adamın içinize dokunduğunu hissettiniz mi? siz hiç omzunuza değen saçı, boynunuza esen rüzgarı, gece aniden uyanmayı, içinizi kavuran bunalmayı birine yıktınız mı? siz hep var olmayan anlamlar yüklediniz insanlara, 33 dişlik kalıp yaptınız, boş kalan diş için insanları suçladınız. ben de yaptım. kahvede maviyi gördüm. bir bardak kahve için bir sene beklediniz mi siz? ben bekledim. 
siz hiç kayboldunuz mu? ben daha bu gün kayboldum. beş senedir aynı yerde yaşamama rağmen. siz kendinizi ne yaptığını bilmez halde buldunuz mu? ne istediğini bilmez halde? 
ben eskiden kendime yakalanırdım. artık tutabilene aşk olsun

gece sıçrayarak uyandığımda, spor ayakkabıyı geçirip kaçışlarım var. bir anda kendimi içerken buluşlarım var. sarhoş olup, gözümü açtığımda pendik garında bulduğum oluyor kendimi. ben on dokuzumda üç gece sokakta yattığımda kadın oldum. öncesinde sığınmadım, sonrasında korkmadım. ben acımı meze yapmayı severim, eski ayyaşların bir sofra adabı vardı. bıraktım içmeyi, o içmememi söylemişti. onla ilgisi yok ha, laf dinleme meşrebim yoktur. derdim klişelerinizden kaçmak. acım mezemdi, katığım oldu. içki yok, sigara yok, ot yok, nerde akşam orda sabah yok, türlü adamlar yok, küfür yok... bir proje bir de şu boynumu omzumu mahveden acı. dergiden ayrıldım, acır sanmıştım, acımadı. ben zaten her gece her gece yazmadan duramaz, berduş olmuşum

17 Mart 2019 Pazar

kalem

kalemi elime aldığım gibi dudağın geliyor gözümün önüne. biçimli dudakların, biçimsiz sakalların, eşit olmayan bıyıkların, arsız saçların, ayarsız hareketlerin, giyinmeyi bilmez halin… kalemi çizim yapmaya elime alıyorum, seni yazasım geliyor. çizmeyi denemedim hiç, eskisi gibi çizecek hale gelmeden cesaretim yok sana. kalemi o elime alışlarım yok mu ah, elini tutar gibi oluyorum. dünyayı senle terk etmeye cesaretim varken sen elimi tutmuyorsun, karşıdan karşıya yalnız geçiyorum. kalemin ucunu dik bir şekilde masaya vuruyorum. adam bir kalem sana ne kadar benzer? eksiği gediği bu kadar güzel olur mu bir insanın? ben pervane miyim, divane miyim? sana bu kadar kesik olmam beni kestirip atmandan mı? sana bu kadar yanık olmam beni alev alev yakmandan mı? sana şiir yazamamam bana etmediğin laflardan mı?
sen nasıl başkasına beyaz hissedersin diye öfkelenemiyorum. ben öfkelenemiyorum! öfkeden ibaret olan ben… ben sana o kadar sakin bir kadınım ki, öyle sütlimanım ki. ben dümdüz yürüdüğüm yollarda kayboluyorum. ben içten içe eriyorum. ben ele geçirildim. ben kendimi tanıyamıyorum, seni hiç tanımıyorum. ankara dik bir yokuş sen daha yokuşsun. sen yolun sonusun. senden daha dik yol mu var? senden daha dik kafa mı var? senden sor soru mu var? senden beter acı mı var? sen koluma çizdikleri artısın be adam, senin köprücük kemiğinde kimin adı var?
benim izmir’ime benzeyen sen, kime izmir’sin? beni bozkırın ortasında daha ne kadar bozkıra sokabilirsin? sen yazmayı iyi bilirsin, böyle yazıların nasıl yazıldığını nasıl bilmezsin? adam senin vicdanın yok mu? beyaz hikayen bitmiş işte, benle kirlenmek bu kadar zor mu? bir gün sana öfkelendiğimde nasıl baş edeceksin benle? ben şehrine yıkım olurum, ağzına kan olurum, ben en büyük pişmanlığın olurum. benle ters düşen kimse karşıma çıkmaya cesaret edemedi, sen şehri bile terk edersin. ben arkada kalan olmak istemiyorum.
tehdit ediyorum sanacaksın, keşke öyle olsa. olacak olanı söylüyorum. sen ikimizin de sonu olacaksın adam. ben sana takılıp düştüğümden beri kalkamadım. o sarhoşluktan beri ayılamadım. talan edilmiş cephemden ayrılamadım. ben çeyrek asrın göçebesi, ben kendime gömülecek toprak buldum. ufak ufak kazıyorum, dayanamayacak kadar mahvolunca sana yazıyorum.
beni okumayı bıraktığını biliyorum. sen bilirsin, şunu da bil aramayacağım. hele şunu iyi bil karşına çıkmayacağım. benim sana ne zaman bir vaadim oldu, bu gün olsun. ben senin kötü bildiğin ne varsa oyum, düşmek istemediğin batağım… batacaksın. beni paşa paşa arayacaksın. o gün beni bulamayacağını bilmekten bütün derdim kaydım. sende denizi bulduğum gündeki gibi şaşırt beni en büyük kaybım. şaşırt ki kaybıma değsin.

15 Mart 2019 Cuma

yarın ve önümüzdeki cuma okuldayım

19'unda bir sene olacak. bir sene boyunca çok da uzağa gidememiş biri olarak tek bir şey istiyorum senden. kopasıca dilim seni bir daha rahatsız etmeyeceği üzerine söz verdi. ondan arayamıyorum, soramıyorum. lütfen bana bir iyilik yap ve bir seferliğine oturup konuşma hakkı ver bana. kendime sorular sorup cevap bulamamaktan yoruldum. merhamet beklemiyorum, ağır hafif ne kadar lafın varsa söyle, ama söyle. ben muhatap alınamayacak kadar aşağılık bir insan değilim. dengesiz olduğumu kabul ediyorum ama söz veriyorum küfür etmeyeceğim. edebimle oturup edebimle kalkacağım, söz kahveni de ben ısmarlayacağım.
açıkçası ne konuşmak istediğimi bilemedim şimdi. ne soracağım? "telefonda ne konuştuk?" diyeceğin şey "lan ben ne bileyim ne konuştuk, bir sene oldu" bunun dışında sorabileceğim her şey senin özelin. ne diyeceğim hakikaten "baban nasıl?" mı diyeceğim. "bir senedir hakikaten babamı mı merak ediyorsun?" sonra bir kahkaha atarsın tabi. ya biz konuşalım diye otursak ben sana ne diyebilirim ki? doğum gününü sorabilirim, hala bilmiyorum çünkü. "iyi de ne ihtiyacın var bunu bilmeye?" desen ne cevap vereceğim. "seni tanımama izin vermeme sebebini anlamıyorum, beni sevmemen tamam da seni sevmeme payı bırakmadın bana. sadece arkadaş dahi olunamayacak biri miydim?" hah işte çok güzel soru, arkasından çeten mekanı basıyor beni makinalıyla tarar gibi kahkahalar...
sevmezsen sevme ne yapayım ya? oğlum ben hakikaten ne yapayım ya? yahu ben hocanın birinin arabasının önünü kestim senin haberin var mı? keyfimden mi yaptım? senin haberin mi var, yok! ben leyla leyla yazayım, sen de şımarık şımarık oku. biliyorum ben bu tavrı. gururun okşanıyor dimi? kalemim de iyi, oku oku şımart kendini. dergidekiler yazı bekliyor, ortada proje namına bir şey yok, hayatım mahvolmuş, ben hala tutturmuşum bir türkü başka laf bildiğim yok. ya sen biliyor musun stalk yapmayı bilmeyen birinin ne kadar utandığını bunu yaparken? yahu senin cilt kanseriyle ne ilgin var? senin köprücük kemiğinde ne yazıyor? daha korkuncu kimin ismi var? ya sana sorsam da anlatsan olmaz mıydı? devlet sırrı mı hayatın be adam?
duyduklarımla ilgimi yitireceğim diye mi korkun? şımarık egon mu bütün sorun? yahu sen kurt adam mısın? bu kadar kötü niyetli olunur mu? olunmaz. noolur olma. ya yeter projeme bakıcam ben. sabaha kadar sen diye ağlayacak halim yok

11 Mart 2019 Pazartesi

iki çocuk

Taslağa kaldırdığım tüm yazıları yine döktüm saçtım ortaya. En tanıdık haliyle karşılaştım yine seni sevmenin, acıyla. Artık baş başayken bile kaçtığım düşüncelerden kaçmak yok. seni tanımadığımı biliyorum, beni tanımadığını biliyorum. Hele beni hiç anlamadığını o kadar iyi biliyorum ki. Anlama beni, çünkü anlayamazsın. Ben de biliyorum çok anlamsız olduğunu. Ben de biliyorum sende bir karşılığı olmadığını. Daha önceki kayıplarım sakladığımdandı, içimde bu denli tutamamam ondan. Ben hile hurda bilmem, sırf ondan bu kadar günahımla hala temiz yüzlüyüm.
Yahu adam seni sana rağmen seviyorum. Bir sebebi olmak zorunda mı? Ben şimdiye kadar çok kaybettim, sana sahip olamadım bile. Benim derdim sana sığınmak değil, sığınak olmaktı. Yeterince gün gördüm bu hayatta, seni kollayacaktım sadece. Ben gülmeyi bırakacaktım. Artık buna ihtiyacım olmayacaktı. Kaçmayacaktım. Affedemediğim adamlarla dolu zihin hapishanemden kaçacaktım. Savaşı bırakacaktım ben. İsyanı kesecektim, ayaklanmayacaktım artık. Ben mutfakta dalgın dalgın biber doğrayacaktım, “Niye?” diye sorduğunda cevap bulamayacaktım. Köprücük kemiğime değen saç ve esen rüzgarla ürperdiğimde, arkamı döndüğümde sen olmayacaktın. Ben sana arkamda dur demezdim ki. Uzağa gidişini anlardım ben. Çok zaman sonra geldiğinde, sabaha kadar konuştuğumuz gecenin sabahında… Uyandığımda orda olmadığında… Anlardım ben.
Lekelerimden korkmuyorum, izlerden, hasarlardan, kusurlardan, yaralarımdan… Yapamadıklarımdan, yapmadıklarımdan, yaptıklarımdan… Senden, kendimden, babamdan… Aranızda kalmaktan… Aralıkta kalmaktan… Bir günümüzün bile olmayacak olmasından korkmuyorum. Beceremezsem diye de kaygım yok, beni anlamazlarsa diye de evhamım yok. Beni zaten anlamazlar, sen hiç anlama. Dinleme. Sorma. Konuşma. Ben de seni anlamam, aramam, sormam. Biliyor musun kızmam! Benden öfkemi alınca geride ne kalır ki? Bana kalan yok, senin de tek şansın korku. Ama korkma. Ben olmadan hala nefes alıyorsun ya, daha çok çok sürer bu.

Bu içimden kalbime çarpa çarpa çıkan, beni yıkan yazıyı sana yazılmış sanıyorsun ya, sanma. Siz içimde bir değil iki çocuksunuz,ikinizde birbirinizden beter yokuşsunuz. Başa çıkamadım, itiraf da edemedim. En azından bu yazıda ederim sandım. Başa çıkamadığım gibi çıkış yolu da bulamadım.

31 Aralık 2018 Pazartesi

19 değil

Başlık bir kaç gündür kafamda dönüyor ama içeriğe dair fikrim yok hâlâ. Ne anlatayım ben daha, kelime peşinde koştuğumu söyleyenlere? Sonra geceleri aynada rastladığım müdavimime? Anlatayım da ne anlatayım? “Günlerden bir gün uzak diyarlardan, tabi o zaman hâlâ tayyör giyiyoruz” diye başlayayım. “İstanbul beyefendileri henüz son elçilerini piyasaya sürmemiş” diye benle ilgisi olmayan bir güruha sallayayım. “Yaşam biçimlerimize güncelleme kavramı gelmemiş, Dünya nüfusunun geometrik artışının başları; neyin ne olduğunun farkına varmadan yaprak sarması gibi ağır ağır pişiyoruz.” Diyeyim de fark et ironiyi. “Aaa kendinden mi bahsediyorsun?” de. “Künefe gibi küllü ateşte, marifetli bir Hataylının elinde dönüyor bile olabilirim, kendimden bahsetmek ne?”
“Neyse efendim zamanı bükme gayesi olan biriyle rastlaştık aynada” diye arsız arsız kendime sallamaya bayılıyorum. Senin hayatından bize ne diye düşünüyor okuyucu sürekli sürekli. “Bense dedim aynadakine ‘sen herhalde adam fawer okuyorsun ama onun kendine hayrı yok’" Boş konuşmanın kralını yapıyorum mimarlık merdivenlerinde. Aynadaki dedi mi sana “o zaten çok bozdu, yok oz'du yok bilmem ne…" Darıldım, en çok da Baudelaire'a. E diyemiyorsun ama adabı muaşeret gereği. Zibidi zibidi dolaştığın sokaklar salon müziğine varınca boynundaki metal zincirlerden utanıyor, blazer ceket giymiş olmayı diliyor insan. Çello dinlemenin bir adabı var. Bende ne ceketler ne yalanlar… Neyse aynadaki bükükle devam ediyor mesele… “İki tavla atalım diyor, ‘oyun bilmem’ diyorum oyun sevmediğimden. Bu hikaye de böyle kapanıyor, sıra geliyor benim hikayeye.

Bu satırları okuyan adam, ciddiyetle soruyorum. Ne anlatayım? Ne diyeyim ben sana. Şu ki, belki gelecek günlerimden bile beteri… Ben bu günü nasıl özetlerim? Bin senelik sanrılarımı nasıl bir seneye hapsedip, önüne meze diye sererim? Eskişehir ayazı postal dinlemez, çift kat çorapla baş mı gelinir soğuğa? Gelemedim. Bukle'nin önünde dalga geçmene de gelememiştim, ondan tam da Bukle'nin önünde küfür ettim. Siz biliyorsunuz ben solum, siz biliyorsunuz ben yozum, bi siz biliyorsunuz ben sağlam ayakkabı değilim. Altımın delik olduğunu çok iyi biliyorsunuz, siz çakmış gibi. El yapımı İtalyan ayakkabı performansı bekliyorsunuz yaptığınız çarıktan. O kadar ittirerek yazıyorum ki bu metni, gün boyu yaz yaz bitmedi. İstemiyorum, hiç içimden gelmiyor. Bu kadar sene içinde bu kadar bıkkınlık duyduğum bir yıl daha olmuş olamaz. Hele bu günü unutabilmem mümkün değil. Bundan önce biten günlerden daha bitik bu gün, en bitiği benim. Sayısını bilemediğim kadar insanla kontak halindeyim de hiç birini ne ben çözebiliyorum ne ben çözemiyorum… ne yapmalıyım, ne yapıyorum, hele sen ne yapıyorsun hiç bilmiyorum yapım gereği. Kusursuz eyeliner, kırmızı dudak, siyah kıyafet… Basit iki yüzük, beş basit küpe… Bu kadarım işte desem yalan, kararım içinden bahsetmemek üzere.
Bana ahlaksız sorular sordular, ahlak üzerine sorunlar peydah oldular, üstüne vazife olmayan ne varsa burnunu soktu insanlar. Kimse karışmasın istedim, danışmanım da karışmadı. Kanıma karışan baygınlığımsa 'kelime yapma Yaprak’ bağırışıyla uyanışa geçti. İyi kelime yapmayalım, iyi klişe olmayalım: iyi, kelime yapmayalım; iyi, klişe olmayalım. Biz üç kişi tek bedende kendimiz çalıp kendimiz oynayalım. Siz de izleyin anca kirvem ve aşkım.
Suratıma sürdüğüm elli maddeden elli birincisi iyi gelecek gibi. İzmir'de üç kere rastlaştığım adamla evlenmek için kemiksiz elli kilo olmak yetmiyor. Ki benim aklım zaten Ankara'da bir Karslıda. Gezegen hareketleri hakkında konuştuk bu gün bir kızla. Canım sen venüs retrosu derken benim lakabım Sincanlı ya!
Velhasıl kelam sene hakkında yazacak olduğum yok. Hay ben geçmişimi, hay ben geleceğimi… Küfür etmeden toparlamak hayli zor oldu bu metni. O yüzden burda bırakmak geliyor içimden. Metin, Sarp, Halil… ne güzel adamlarsınız gerçekten.
En hoşuma gitmeyen yıl dönümüm bu. En hoşlanmadığım doğum günlerinden bile beter bu. Bunca işim varken yine de biraz uyumayı deneyeceğim, rahatsız etmeyin. Sonuç olarak  hay ben doğduğum günü sikeyim.