28 Ocak 2022 Cuma

Kabuk

Siz bedenler beğendiniz, Allah var bir tanesini ben de çok beğendim. Nedenini nasılını bilmem, baştan uca bozkır bir bünyede; İzmir taşralarının vazgeçilmez ismi olarak, denizime ulaştım. Yunan sevmez çoğu, ben severim; biz gibi bir Yunan bilir Ege'me Ege demeyi. Egem! Ne kadar istedim senden kopmamayı, mavi gözlü İzmir'im, ne çok istedim denizine varmayı. Yalan yok, güneyli bir ailenin İzmirli kızı olarak taşranda var oldum, mavinde de tam olacaktım; olmadı, olsun. Olmaz olsun demeyle dört sene geçirdim bu bozkır yerde. Mezun olamadım diye dargın değilim, aksine bu son sene şartmış bu eski şehirde. Soğuğa alıştım, kurağa da. Gün içinde dört mevsime de, Tatar olmaya da. Geceleri yürüme huyu edindim bu şehirde. Sevdim bir şekilde. Artık gurbet değil, hasret olacak bu yer de. En gettosunda yalnız yürünüyormuş bu şehrin. Ben yürüdüm. Çok da sevdim. Sonradan sevdiğim bir başkası olmasa yalnızlığımı da dert etmezdim. 

O beden ki boylu poslu, pek yağız değil. Hatta cılızdı, kilo aldı; belki deviririm. Cengaver değilse de mağrur, Taptuk Emre kapısında gibi dik. O bel ki, yaktığı yer cürmünden çok fazla. O bedende bir omuzlar var; geniş, kemikleri belirgin değil ama şekilli. Eli kolu uzun, bacakları ben kadar. Boynu da uzun ha, o da dik, burnu uzun değil o bile dik. Hele yedi sülale baş edemezsiniz o dik kafayla. Yürüme hızını bilemem, ama kaybedeceksem de kaçmam yenilgiden. Yenilirim, yine, sana. Kaybeden pehlivanım ya, suretini bi kere görmek en güzel yenilgim.  

Saçları var, bir kere el süremedim. Az yaban domuzu. Ürkek, dokunulmaz ona. Kanunu var anayasada. Ona saygı duyayım derken kendimi de kaybettim saygımı da. O saçlar var ya… Kısa hem, ele gelmezdi önceden. Düz sandım. Bir adamın ne kadar hilesi hurdası var, ben buna kandım. Uzadı sonra saçı sakalı, birbirine karıştı. Ben o haline de alev aldım. Bir pantolonu var. Belki hâlâ gülüyordur bana, o pantolon yüzünden. Ona dair en büyük nefretim ne komik. Beyaz yakışmamış adam sana, ben yakışırdım. Üstünde çok güzel dururdum. Kendi halimde ben de uzunum. Sen pantolonun boyunda kızları seçtin. Kaşları çok hoşuma gidiyor. Bir kaşları var, bu kadar güzelini bir kardeşimde gördüm. Bir göze bu kadar yakışılır mı? 

Esmer adam bu kadar güzel olunur mu? Sakalın da az yamuk olmasa, ben yamulmadan nasıl duracağım? Hoş, yine duramıyorum. O nizami dişleri görmek yetiyor. O dudaklar… O bakışların önemi kalmıyor, bana duvar gibi bakan bakışların… Karam bu kadar güzel olunur mu? 

Olunuyor. Eksiğiyle de gediğiyle de fazlasıyla da artısıyla da çok seviliyor bazı bedenler. 

Sizin beğendiğiniz bedenlerden daha çok beğendim belki ben. Hâlâ yazıyor olmam ona, çabam ona, canan o, can o. Ben o. O var ya o! 

Beden o. Benden o. Yüklediğim anlamlar kadar bile değil o. Sevdiğim o, sevgilim değil. Çünkü o var değil. Onu ben ürettim, sen ürettin. Sonra onda olmayacak olanlarla kızdın ona. Yargıladın onu. Yargın onun umrunda olmadı, yasan da; dargın olman da umrunda olmadı yaşam da; sargın kendine yetmedi, yaşananları kabullenmek yemedi… Kalakaldın mı kendine söylediğin yalanla? Siz o bedeni sevdiniz, valla ben de; içiyle ilgilenmediniz, valla bense tümüyle istedim. Siz iyi kötü yaşadınız, yanıldık deyip yırttınız. Bana o hak da verilmedi, ben de hal de bırakılmadı. Beğendiği suratlara anlamlar yükleyen o kadar insanı izleyip aynı hatayı yaptım, bu ne güzel belaymış ya. 

Başka adamlara meylettim, sütten çıkma ak kaşık değilim. Bu sefer onlar beni istemedi, hayret ettim. Çünkü hayatımda başıma ilk kez geldi sanırsın (!) Yaftaladınız, yargıladınız, yakıp yıktınız… Onca virane ettiniz gıkım çıkmadı da, yaktı kız. O kız ki, esmer adama tam olan. Benim nerem noksan hesabına girsem nerem tam? Hesap tutmayı bilmiyorum, yazmaya yetiyor elim. Siz hala olamayanları oldurmaya, öldürmeye gidin. Ben vazgeçtim. Ortadoğulular kestiği racona uyarlar. Altın olsa almam dedim, uyukla. 

Bu bağı yazının, okumayın. Dokunmayın, içi siz olmayan bedenlere. İçiniz sızlasın, el aman! O elemandan da vazgeçtim. Kılıfı güzel diye ondan geçemeyecek değilim ya. Vaz da geçeceğim, sivrisinek saz da. Cazdan arabeske, candan arbedeye, bana, sana, hepimize bu sayfa, daha yenileri de olur. Başka kabuklar da bulunur"


14.11.2018 herhalde


Herhalde çünkü o tarihler çok değişti, o tarifler. o arifler bitmedi o da onlardan biriydi. baştan aşağı yalan olan bu sözleri bir o, bir de o diğeri yemedi. Oysa ben yaman yalancıydım. Çok yalanım var çok. Şu gün bile söylemekle bitiremedim.


24 Ocak 2022 Pazartesi

+9a Tatar Göz

"yine proje yapmam gereken vakitte, yine elim projeye düşmüyor. şu yazmak işinden ekmek yiyeceğim ilerde sanırım, eğer ekmek yersem. yalan yahu, ne mümkün. yazarak kazanan bi harry porter’ın yazarı vardı sanki. “hakikaten iyi ayakkabı değilmişsin, yahu illa milyarder mi olman lazım yazmakla?” diyecek olan okuyucu, yahu ben yazar bile değilim. ha hayatta ne iş yaptıysam tam etmedim hiçbirini, disiplinim yok azizim. şu anda bile elli tilki var kafamda; elim desen oynaşta, dilim desen mühürde, kalbim desen… işte kalbimde sen romantikliğine gireceğim neredeyse. gözüm desen girişte, elim desen tetikte, savaş halindeyim her cephede kendimle. kendim çıkıyor karşıma, kimi zaman sarışın kimi zaman esmer surette. ben yolun başındaki düşman oluyorum olmaya da, özdemir’i var eden adamın yok olması yok edemiyor özdemir’i. 

Çek sandalyeni dertleşelim senle. dedem sandalyeye ters oturur, sırt yaslanan kısma göğsünü yaslar, kollarını da çenesinin altına destek yapardı. tam bir toprak adamı, tam bir ağaydı. topraktan var olan yaprak olarak varım, sandalyede de değil yerde. her şey yerli yerinde görünüşte, her şey olması gereken biçimde… değil be. bu gün hala sınıf farkımızı hissettiriyor bana, yobaz modernin teki. benden daha fazla nüfusu var ha, görsen adam sanarsın. seneler önce ne yaptı oysa bana, anlamazsın. senelerce ne numaralar döndü ortada, yaprak aman ha! kırılasıca dilimi ortadan ayırırlar, dağlarlar. sana da laf söylemeye gelmiyor, seni kahpe gammaz kadın derler.

ben hayatta alan olmalıyım gibi duruyor, alttan alan olmalıyım gibi… kızgınım çünkü, hepinize hem de. gerginim, tehlikeliyim, keskin sirkeyim, patlamaya hazır bombayım, serseri mayınım… 

agresifim, sürekli özür dilemeliyim. sürekli hatalıyım. arkamdan işler çevirebilirsin, yine ben suçluyum; bana yalan söyleyebilirsin, benim kabahatim; beni kandırabilirsin, benim yüzümden; beni incitebilirsin, benim hatam. benim haklı olma hakkım yok, çünkü neyim olduğunu söylemeye dilim yok. ben sustukça haklısın. tokat at bana, özür dileyeyim sonra. üz beni, üz ki peşinden geleyim; seni seviyorum diyeyim. canımı yak ki en basit insan ilişkilerine bile, ikili ilişkilere verilebilecek anlamdan dahi fazlasını vereyim. kullan beni, becerebilirsin dimi? hakkını ver, anamı ağlat. gerçi annemin pek umrunda değilim. eşeğin sudan gelmesi bile daha olasılık dahilinde neyse… 

bu türevli yazmaların insanı değildim ben. hele sen, okuma insanı hiç değilsin. okuma yazdıklarımı. sevgi insanı da değilsin, numara yapma; dosdoğru ol benim gibi. basit bi hırsızsın zamanımdan, enerjimden, benden çalan. çal bakalım, dinliyorum uslu bir kız çocuğu gibi. biliyorum, bi kökü de bi dalı da yok. sadece buna neden devam ettiğimi bilmiyorum. iyi uykular yaprak."


17.05.2019



bunu seneler önce Mustafa okuduğunda ve bana o şarkıyı insanların içinde yolladığında "deniyor" diyordum. iyi bir insan olmaya çalıştığını sanıyordum. ben Mustafa'ya, Mustafa gibi adamlara, Mustafa'lara... o kadar deger verdim o kadar alttan aldım ki... Mustafa sadece arkadaşımdı, ondan belki onun adını söylemek kolayıma geliyor. silahıma bile arkadaştı.


o şarkıyı unutmadım Mustafa, o resmi sildiğini de unutmadım ama. size gelince Mustafa'lar... gelmeyeceğim, aramayacağım, sormayacağım. benden yana olumlu bir tavır yok.


16 Ocak 2022 Pazar

Moralim de bozuk, gücüm de yok, üzgünüm de. Ölmeyi de beceremiyorum ayağa kalkıp direnmeyi de... Öylece yatamıyorum da, salak gibi oturuyorum.

31 Aralık 2021 Cuma

19'lu başlığım kalmadı

 Bu seneki ızdırap yazının sebebi 19'dan beri süren geleneği bozmak istememem. Akışkanlıklarımın değişmesini hiç sevmem, sırf bu yüzden sanki bir şey olmuş gibi, sanki halim varmış gibi yine burdayım. Yedi sene önce babamın yazdığı notu görmemin de etkisi var, hadi itiraf ediyorum. Burayı okuyanlar da var, bu halimden memnun olanlar da var onlar için de yazıyorum. 

Evet artık gerçekten ne düşünüyorsunuz umrumda değil. Sefaletimden aldığınız zevk sizi nasıl tatmin ediyor hâlâ aklım almıyor. Birine bu denli haset olmak için gerçekten ciddiye almak lazım onu. İçinizde ciddiyet sahibi olan bendim, sizin renkli boyalarınız vardı.

Suratımın halini görüyor musunuz? Yaramı beremi, içimdeki veremi? Yoksa artık bıktınız ve görmezden mi geliyorsunuz? Haklısınız ben de bıktım. Hiçbir şeyin değişmemesinden, hep çaba sarf etmekten, hep olmamasından. Bu yorgunluktan… Kimsenin bilmemesinden.

Yorulmaktan dahi yoruldum. Her sene daha beterini yazıyorum bu metinlerin. Bu sene o yüzden yazmak dahi istemedim, şu anda da bir an önce bitsin de kurtulayım istiyorum. Dört beş senedir hele… bitsin de kurtulalım isteğim hiç bu kadar yoğun olmamıştı. 

Bi cennet var mı? Varsa ondan da geçtim çünkü. Onarılmaz yaralarım var içimde. Şimdiye kadar öğrendiğim ne varsa canımı yakıyor. Geceleri bir adam çöküyor üstüme "Bu uykusuzluğu sen seçtin!" diyor. Ben bunca nöbeti tuta tuta nasıl bitiremem? Hep dijital olmamakla övünürdüm, bu telefon bir afyon. Elimden daha el bir uzuv gibi her anımda benimle. Her şeyi unutmka istiyorum bir yandan, bir yandan hatırlamıyorum. Bir yandan hatırlamaya çalışıp bir yandan da bal gibi biliyorum. Kendi kendime öyle savaşlar veriyorum ki, size verdiklerim solda sıfır kalır. 

Küçük bir bedene girdim girmeye ama eski gücüm nerde? Sizin etkinizde bir kadın olmayı hiç sevmedim ben. Konuşmanızı sevmedim. Ben yalnızken bana ahkam kestiğinizde ölecek gibi oldum. Herkese karıştığınız gibi olmaz, bana karışmadan gitmeniz gerekiyordu. Şimdi hangimiz siz hangimiz ben bilmiyorum. Bir kadınla yaşıyorum, ne yapacağını hiç bilmediğim bir kadınla. Genelde de bir şey yapmıyor zaten, beni şaşırtmak dışında. 

Vanilya bir sezon var. Her şeyin tuhaf soft bir krem tonunda olduğu tatlı bir vanilya kokusunda ve tadında. Genelde dört gün sürüyor. Arkasından ben o kadar berbat oluyorum ki çıkmıyorum evden, çünkü çıkarsam rol yapmak zorundayım. İkna da edemiyorum iyi olduğuma. Çünkü artık ikna etmek istemiyor içim. Artık Vanilya başlayınca da iyi olmuyorum, çünkü sonunu biliyorum.

Bu hayatta herkesin yalnız olduğunu çok iyi biliyorum. Çok insan gördüm, çok insan gömdüm. Biri öldüğünde insanların nasıl konuştuklarını duydum. Kendi vahşetimi gördüm sonra. Ben iflah olmayacak bir vahşiyim, saldırganım, barbarım. Benim içimde öfkenden bir ateş var. Ben nefretle doluyum. Vanilya beni durgun yapıyor. Volkanik bir dağ gibi hissediyorum. Yalnız bir dağ. 

Biliyorum, ama kaldıramıyorum artık. Dünya benim için çok ağır. Benim çok lekem var. Tezgahtaki diğer kadınlar çok parlak, yemyeşiller! İçlerinde lezzetli bir hayat var, sağlamlar, olmuşlar. Çok güzel bir aromada kokuyorlar. Ben o tezgahın malı değilim! Beni çok zorladınız, ben o ağza layık görüldüm! Diş geçiremezdiniz, nasıl kıydınız? Ben size meze olacak kadar mı elinize düştüm gerçekten hayret ediyorum. 

Bu hayatta kimseye güvenmedim, güvenmediğim herkeste de haklı çıktım. İnsanlar böyledir, bir sürü yüzleri vardır. Akrep gibi bir kuyrukları, yılan gibi bir dilleri, aslan gibi bir pençeleri yoktur. Beni hep söylediklerimle yargıladınız, tek bir kelimeme bile muhtaç kalacaksınız. Konuşmayacağım artık. 

Berbat bir yıldı, berbat. Gerçekten bu hayattan bir an önce silinmek isterdim. Yazdıkça bıkıyorum, bıktıkça bıkıyorum. Kimseyi dinlememem gerektiğini biliyorum ve dinleyemiyorum da zaten. Odaklanamıyorum, on senedir falan. 

Baba bari umarım sen huzurlusundur. Benim gibi anlamsız laflar etmeye dair zorunlulukların yoktur. Bundan sonraki aşamada hiç olmayacağını çok idrak etmek bana ölümü çok düşündürüyor. İzmir'i özlememen zoruma gidiyor.

23 Aralık 2021 Perşembe

of

 Bu gece yine burdayım. Yapmayayım yazmayayım ben de isterdim. “Sus” diyorlardı eskiden “Böyle çok ortadasın, gören olmaz.” Beni kimsenin görmediğine ben de iknayım, yoksa çok daha zor olurdu içinde bulunmak. Ne hissediyorum diye aynaya bakıyorum, zavallı çirkin suratıma acıyorum. “Hadi yine iyisin” diyorum “kadınsın” Yalan söylediğimi çok iyi biliyorum. “Ben numara yapmam.” gibi beylik laflar etmek için yaşım hayli var. Ben numara yaparken de gerçeğin ne olduğunu bilirsin o ayrı. Yalan söylemeyi o kadar sevmem ki, her söylediğimde doğrusunu bal gibi bilirler ondan. Benim numaram insanları kandırmak değil, numaram insan olmakta. Öyle bir insanım, öyle bi insanım ki, kendimi gibi derin bir bataklık edasıyla çekiyorum insanlığa. Benim yanımdayken çıkamıyorsunuz insanlıktan, benden uzaklaşmanız hep ondan. Kovmam ayrı mesele, kalmak istediğinizdeki ısrarınıza da vakıfım ben.


Hiç aşık olmadım, hiç sevgi peşinde olmadım, kimseye ısrar etmedim. Güçlü kırsal ve basit biriydim. Kabalığımı saygısızlık olarak nitelendirdiler. Ben ağzımla ayıplar yaptım, siz ellerinizle. Kimse temiz değilse de benim arka bahçemde kazma yok. Kimse gelip “Yaprak bana zarar verdi.” diyemez. Kimsede o göt yok, gelip de bana hesap soramaz. Hiç kıymeti olmayan bir hayatı yaşıyorum, beden diye bu regosol atığını boşuna taşıyorum. Benim yangınım sönmüş, benim suyum süzülmüş, benden verim alamazsınız.


Derdim adamlar değil, derdim ölümler değil, derdim olanlar değil. Derdimi kime desem taşıyamaz, kime göstersem tanıyamaz beni. Ben anlatmayı sevmem, ince bileklerim inadına gülle gibi iner, kalkar. Öfke problemlerim var, öfkelendiriyorsunuz beni. Uzayan saçım, incelen belim ve ilerleyen yaşım… Bunca zaman içinde bir parça etten fazlası olamamanın utancı sarıyor bazı geceler beni. Bu et parçasını bu dönem hepiniz görmeliydiniz, gömüyorum bense. Görmeye kalkan gözlerinize mil çekmek isterdim utanmazlar! Bunla yaşamak ne kadar zor bir kimse de bilmez mi? Bir kimse de bilmiyor.


18 Aralık 2021 Cumartesi

yetti

 ben hiçbir yere sığamıyorum, oturamıyorum, kalkamıyorum, konuşamıyorum. başımı taşımaya takatim  yok. öfkelenmeye takatim yok. kendimi anlatmak istemiyorum, anlatamıyorum. üstüme üstüme gelmeyin. yeter doydum canıma. beni saran karanlık içimi içimi yırtıyor. siz de etimden koparmayın. bi bırakın beni, yetti!

1 Aralık 2021 Çarşamba

sal

 Bir noktadayım. Yine bir noktadayım. En çok da haklı olmayı hiç sevmediğim o noktadayım. Kardeşimle ortak bir noktamız varsa ikimiz de benim haklı olmamdan nefret ediyoruz. O, işine gelmediğinden bazen de beni haklı görmediğinden; bense haklı olmak hep mutsuz olmak anlamına geldiğinden. Haklı olmaktan nefret ediyorum, ama yine haklıyım. Ben en başından böyle olacağının farkındaydım. Bilerek elinde ateş çeviren biri, en sonunda yanar. Ben beş sene elimde çakmak gezdirdim, kim bilir kaç insanın sigarasını yaktım. Sayıyla bir kişi sadece bana sigara uzattı, almadım. Ben kimseden ne sigara ne çakmak alırım. Ölürken bile nasıl, öleceğimin derdi sarıyor sıkça beni. Kimseden hiçbir şey isteyemem, kendi kendime nasıl boğulacağım? Toprak beni alacak mı?


Alacağın olsun! Sana sadece bir sefer yazacaktım. Önüme dönmüş yoluma yürürken bu yaptığın kalleşçe. Neyse ki ben silah arkadaşlarımın kurşununa aşinayım, senin vurmanla ölmem. Ne oldu biliyor musun hem? Vurulduğumla kaldın. Hep vurgun mu kalacağım sandın? Bir güne geçer; geçmezse, on güne geçer; geçmezse illaki geçer; delip geçtiği sen olursun. Pişmanlıklarım var elbet, ama hiçbiri benden sebep değil. Her yaptığımın açıklaması var, karayım diye kirli belleme benim rengim bu. Ben söylemem, ben gizlerim, ben geceyi dahi gece olur örterim. Saklarım, kimsenin haberi olmaz. Haberi olanın da cesareti olmaz. Benim kuşağım hiç senin gibi olmadı. Sen fazla cesursun, benle hiç yüz yüze cenk etmediğinden. Herkes kalemimden silindi gitti de biri çıkıp hesap soramadı biliyor musun? Ben adamı böyle yaparım: korkak.


Sen bu lig için Muhammed Ali’sin hızlısın, latin bir dansçı edasıyla kıvraksın, kelimelerime duyduğun bu hazza yabancısın, açmamış gül gibi toysun, cahilsin çok… Benden tekmeyi yiyen herkeste olan o temkinlilik sende yok. “Canım yanar.” diye korkmadan üstüme üstüme geliyorsun “Canım yandı.” diye. Sana; benim sabit bir han, senin avare yolcu olduğunu düşündüren ne? İstediğinde gelip, istediğinde gidemezsin. Bu gitgellerin bana yaramadığını görmezden gelemezsin. Çiğneyip geçemezsin, ben o ağıza alınmam. Ama sana öyle bir alınmış haldeyim ki, alamazsın gönlümü… 


Benim içimde birikti: Olanlar birikti, durumlar birikti, isimleri olmayan karakterler birikti… Karmaşan birikti, benim karmaşam sanki bana az mı dertti? Ben kafası fazla karışık bir insandım, çok önceden beri; yürüdüğün o yoldan ben geçtim, o yolun izi benden geçmedi. Bu noktada itiraf etmek lazım: Sen başından beni kırmasaydın da aramızda zaman vardı. Sen beni en başından yormasaydın da alınacak mesafe, seni de beni de yorardı. Sen beni hiç üzmesen… yine üzülürdüm ben çünkü hissimiz denk olmazdı. İnan bu konuda çok bilmişimdir: Görünür olamam için canımın acısından durmaz olmam gerekiyor benim hep. On altıdan yirmi altıya bu yolun omurgası değişmez, aksine fıtık olur. İnan bu konuda çok görmüşümdür: Bilmezler benim nasıl kor ateşlerde yandığımı. On altıdan yirmi altıya yangının sönmez, yazık olur. 


Benim sorunum, benim derdim değil bu metinde bahsettiğim. Hislerimi anlatamam, iç hapsimden, bir kişi için daha en mahremimden çalıp halka sunamam. Tek bir fazladan kelimeyi bile edemem artık kimseye. Üzülmenin de acı çekmenin de bir sınırı var. Ben serhatı aşalı çok oldu, bu değil konu. Bu parça senin, tekrarı olmaması tek dileğim. Herkeste ayrı ayrı olan kadar bende de dert, bende de tasa var. Bir yenisi olamazsın, git burdan. 


Git tabi, olması gerektiği gibi; uzak durman doğru olan. Ne olduysa senin hatan, benim hatam.. Her ne varsa geçmişte kalan… yaşanmamış gibi uzaklaşır. Kendi geçer, izi kalır; sözü unutulur, hissi kalır. Hep bugünde kalacak değiliz, ne günler göreceğiz. Bundan sonra kim bilir ne hayatlar süreceğiz. Sen kalmak istiyorsun, burda kalamazsın ama bir ilk olarak kalacaksın: Ben ilk kez beni ağlatan birine “hayır” diyebildim, bana tekrar zarar vermesine izin vermedim. Senelerdir herkese ördüğüm duvarların hatrına güçlü durabildim, yıkılmadım bu sefer. Bir kere yapanın bir daha yapacağına ihtimal verdim. Doğruyu bilmek hakkın içimde bir yerde biri diyor ki “bu sefer farklıydı.” Olsun. Ben her ne olursa olsun, bir fiske daha savaşmaya güç bulamam. Üfleseler yıkılacakken iyinin ihtimaliyle yol alamam. Sevmiyorum evet haklı olmayı… Haklı çıkmayı daha çok sevmiyorum ama… 


Bu son okuduğun, son okuyuşun olsun, bir daha buraya uğrama. Bu olan da ikimize de ders olsun. Hayat boyu hissi kalacak büyüklükte bir ders: Ben kimseye izin vermem, sen de kimseyle oynama. Seni bilemem, bir zaman düşüneceğim bu olanları ben. Sen yeterince düşündüysen, düşünme artık, sal.