26 Nisan 2021 Pazartesi

sarpa sarmak

 dev gibiydim eskiden. uzun saçların bedeli boydan vermektir belki de. her şeyin bi vergisi var her şeyin. verilecekler arttıkça bi sıkıntı zuhur ediyor insanın içinde. bi seferinde gofret almıştım. sadece senle ben yemiştik. diğerlerine bozulduğumu gördüğünden miydi bana eşlik etmen, yoksa sevdiğinden mi hala bilmem. böylesin biraz: ortalıkta sümüklü bir çocuk görünce burnunu siliyorsun.


ben ne yapsam bilemiyorum, ne yazsam bilemiyorum. zaten genelde bilmezler, herkes aynısını der. ne yaptığını bilmeyen birini kim ne yapsın? eylem önemli eylem, hemen orda bi yerde bi çav bella çalmaya başlıyor. çalsın, daha çalınacak o kadar çok şey var ki. arabesk olamamak için boşa bi çabam var. seviyorum o çabayı, dışardan komik görünüyor. benim gibi… çabam gibi.


ne yaptığımı bilmek ister misin? su içiyorum, evi temizliyorum, pilav yapıyorum. yumurta yerken seni düşünüyorum. zeytin asla yemiyorum mesela. içinde gizli kapaklı işler döndürdüğüm mavi kapaklı bi defter de bende vardı. onu atmadım ama onun gibi çok fazla atıp yaktığım oldu bu süreçte. düşündüm desem yalan, düşünemedim, basmadı kafam. daha da doğrusu almadı kafam, hayal edemedim.


mızmız olmayacağım, güçlü olacağım dedikçe şuursuz oldum, belki beraber olduk. kendimize kurallar, yasaklar koyduğumuz yetmedi; setler, aşamalar, süreli görevler de koyduk. evdeki hesap eldekini tutmayınca da sevemedik hayatımızı, hep eksik hep gedik geldi. çünkü olanlar zordu, çoktu, ve yapabileceğimiz bir şey yoktu. olduğunda da yaptıklarımızı yeterli görmedik. bi şekilde sarpa sardık, sarpa sardım, sarpa sardın


ne dediğimi pek bilmiyorum, ama ne hissettiğimi iyi biliyorum:

seni seviyorum, iyi ol


18 Nisan 2021 Pazar

sana

 Herkes her şeyle ilgili iddialı konuşabilir, kulağa çok makul gelen laflar edebilir, sizi hiç aklınızda yokken kendisiyle ilgili bir fikre ikna edebilir. Her an her şey olabilir. Beyninizin pıhtı atan yerindeki erezyonda seneler sonra glioblastom oluşabilir, kireçlenen kalp kapağınız kan kaçırabilir ve bu sadece diş hekiminin meselesi olabilir, bi de sizin. Kalp biraz stresli bir organ, mesaisi çok vardiyası yok, bazı kriz anları yaşayabilir. Balkondan kurumuş bi yaprak gibi düşebilirsiniz, kaburga kemiklerinizin verdiği acıyı başkaları ne bilsin? Yaşamadan bildiğini iddia etmek mümkün mü?

Ölüm hakkında iddiada bulunulabilir. Herkesin başına geleceğiyle ilgili. Sonrasıysa bilinmezlik. Kötü olan mı daha kötü bilinmeyen mi? Bu sorunun soruluş şekli hep kötü gelir bana. Düşündükçe daha sıkıcı konularda konuşmak isterim. Mesela kafam yeterince doluysa, tüm gün temizlik yapmak beni kesmemişse, yağan yağmur topraktan o şahane kokunun gelmesine yetmemişse… 

Ben bazen otel odalarını düşünürüm, bazen hastane odalarını, bazen sabah uyandığımda beni hayrete düşüren odaları. İnsanlar hakkında haddinden fazla düşünürüm. Mustafa’ya yüz vermem ama balık ve portakal sevdiğini bilirim. O kadar çok insan hakkında o kadar çok şey biliyorum ki. Bazen bu kadar berbat bir hayatım olmasının sebebinin bildiklerimin diyeti olduğunu düşünüyorum. Sanki hepinize lazım olandan fazlasını ben biliyorum, bu cahilliğin sebebi benim ve bundan dünya sırtıma yük. 

Bi süre daha taşıyacağım ne yapalım. Kalabalıklar içindeki yapayalnız kadın olarak aslan gibi, Atlas gibi başındayım görevin, mesaisi çok vardiyası yok.... Çok kriz anı yaşandı, defalarca… Belki de kalp kapağım ondan kireçlenmiştir: bu dünyaya ve insanlığa çok kırgınlığım olduğu için.

 Velhasılı benim arkadaşım yok, sırdaşım yok içimi dökebildiğim. Kimsem yok, kimsenin gerçekten umursadığı biri değilim. Cenazem olsa gelen olmaz, gelen olsa çıkışta takar kulağına kulaklığını dinler kendi dalgasını, kaygısı ben olmam. Bu dünyada bi Allah’ın kulu beni  anlamaz, çözemez, ben deneysel biriyim, sonucum belli değil bi kere, devam ediyorum. Devamında benim yakın arkadaşım da yok, dostum da yok. Eskiden telefon defterini iki tur döndürürdüm arayacak birini bulmak için yine de bulamazdım. Bulsam da ne anlatacaktım, sorunlarımı anlatmayı beceremeyen biriyim. Uğraşa uğraşa cümleler kursam da dinlemezler, yazsam da okumazlar, okusalar da anlamazlar, anlasalar da söylemezler, söyleseler de bir şey olmaz. Benim yalnızlığım öyle tahayyül edilecek bir şey değil, bu bir isyan da değil, ben kabulleneli beri zaman kavramımı da umudumu da zaten yitirdim. Öylesine yaşıyorum. 

Demeye çalıştığım bu kadar yokluğun içinde bu cümlelerin içinde kendine bakınanlar olacaktır, umduğum yada ummadığım insanlardan “bir cümle de bana yok mu diyenler” vardır, bilirim. Ben herkesi ve her şeyi geçmişte bıraktığımdan yazamaz bile oldum zamanla, cümlelerimde kimsenin yeri yok. Yalan değil belki seni de yazmazdım, ama seni içimde bir yerde anmayı durduramazdım, sen arkadaş değilsin. 

Düzelmeni, kendine gelmeni, kafanı ve kendini toparlanmanı bekleyeceğim; birincisi çok zor, ikincisi imkansız değil


29 Ocak 2021 Cuma

ucuz

 Elimin gitmediği, aklımın ermediği yetmezmiş gibi bi de kafiyeyle aram iyi. Kafam iyi ki bu tezatları mezatlara ucuza sarıyorum. Kafam iyi ki zaman kitap dinlemeden hala bazı şeylere vakıf, yoksa benle mesele çözmek mesele. Misalen sürümden kazanma meselelerine basacak kadar sakin bi kafam olmadı hiç, ben genel olarak kaybediyorum. Evveli üç sene var, elim kalem yüzü görmedi. bu geçmişten bahsetmeye pabuç dilim yok, laflar kesat. Kelimeyi de seneler evvelden tanıdık gelmiş gibi iyi döndürdüğüme bakma. Ben dik lafları eğik adamlara heba ede ede, türlü ortamlarda kendimi pazarlık masasında göre göre, gemini de demini de aldım söyleneceklerin. Şu saatin ardından bacaklarımı açılı koyarım ki masaya, tüm kartlarım açık olsun dağıtılacak yeri kalmasın ortalığın. Kalemin onca vakit ardından yine keskili, lafın yine kısa tesirli, üslubun ters, mizacın sert, huyun huy değil… Boyun boy boy olmaya da yüzün kirli, suretin çirkin, silüetin avel, kafan havai… Kendime diyeceklerim duyacaklarınız oldukça açık kitap, ağır ceza oluyorum. Lügatını bilen, parmağını gezdiriyor üzerimde, oynuyor benimle. 

Sen beni ne kadar elledin? Dokunuşlarınla neyi kastettin? Duymadığım neler söylemiş olabilirsin de bu meselenin hepten haksız, kökten dincisi benim? Nasıl şerii olabilir komünist/romantik hükümlerim? Ettiğim aşifte laflardan ileri açık olduğum da oldu zamanında, duymadıysan görmediysen ben olamam sebebi. Senin aklın havadadır, başın beladadır, yolun uzağadır, ne mesafede duracağından haberin yoktur. Bilmiyorsundur. Bu kadar tecrübesiz olabilir misin? Anlattıklarımı üstüne almıyorsundur, ama eşek gibi biliyorsundur içinden de. Bu kadar cahil olduğun gerçek. 

Yaşı kemale ermenin miladı bu devir. İsa gibi buhranındayız dönemin. Kafamız karışık, hava soğuk, sayılarla aramız, üçe beşe bakacak halimiz yok. Rahatsızlığından kopamadığımız zevklerin aşina hisleriyle sarılı sarhoş bir suni ruh halinin içinde eşlik ediliyor bu ara bu gibi söylemlere. Bu işin raconlarını hep ben yazdım siz uyurken. Tetikteyken hep sırt üstü yattım. Uyanık geçinen halinize hayret ediyorum, bazen birilerinin evini karıştırırken buluyorum kendimi, yakmaya kıyamadıkları evlerini… Yerle bir edişim seni üzüyor mu? Bire kadar sonsuz bir yol var, üzüntüne ancak belirsizlik referans olabilir. Kimi şahit tuttular, neyi zabıt gösterdiler senin umrunun dahilinde değil. Beni kayıp kutusuna koyduklarında, kimse yokken… Ben boşanalı hayli oldu, bi kaç çocuk aldırdım, babalarını tanımam etmem, yolda görsem ayırt etmem mümkün değil, kim bilir kim… Büyük lafları da iddiaları da sevmem, çözebiliyorsan çöz istersen. 


Bugün için çok kırık, o yüzden kavga ediyorum. Artık asıl meselelere değmeden etraflarında dolanmayı bayaa iyi biliyorum. Kallavi bi üçkağıtçı kalpazan oldum, basıyorum üç kağıt bazen de beş kağıt


31 Aralık 2020 Perşembe

sikmişim 19'u

öncelikle mimarlığa dair her ne varsa amına koyayım. bana kim ne yaptıysa asla unutmayacağım. ne kadar zarar gördüysem hiçbirini geride bırakmayacağım. öyle yağma yok. tüm yalanlar er geç ortaya çıkar, benimkiler bile. yapılan tüm aşağılık hareketler kalıcıdır, geçmez. benden bir yanan ateş yarattınız, ben anca kendimi yakarım, siz de kendi cehenneminizde yanın ve çıkın metnimden. bahsedeceklerimde daha da yeriniz yok.


ben bu metinlerden yazarken, cümleler bi hafta kadar önceden toparlanmaya başlar zihnimde. ne yazacağımı üç aşağı beş yukarı kestiririm. hatta hazır bi metni yazıya döker gibi duraksamaksız yazdığım olur. cümlelerle oynamam, neyse odur. ve hatta, yanlışlarımı bile düzlemem, yanlış kalır. belki yer etsin diye içinizde


ilk kez yaptığım bi şey: bu metinlerden yazarken kahve içmişliğim yok, şarkı dinlemişliğim yok, böyle aptalca kelimelerim daha önce hiç olmadı. aslına bakacak olursanız kelimelerin en olmadığı zamanda en ben olmadığım zamanda yazıyorum. hiç hazır değilim kendimden bahsetmeye, bu kadın hakkında hiçbir fikrim yok. nutkumu nefesimi kesiyor; akıl erdiremez, akıl yürütemez, akıl almaz oldum; aklım kesmez oldu. yazmayı bıraktığımdan beri ilk kez ciddiyetle oturdum masaya iki cümle yazmaya.


ne anlatayım size? ne bilmek istersiniz? beni merak eden ama çok da yüz göz olmak istemeyen insanlardan onlarcası. “okumayın beni” derdim hep. işin aslı ilk kez merak ediyorum kimin okuyacağını. kimin gece nöbetlerinden birini bana adayacağını? bi insan ne kadar düşünür bi insanı? bi insan ne kadar vakit akla gelir, yahut ne kadar vakit sonra gelir akla? akıl başa? akıl? bu metinde akıldan ne çok var. Çarmahta bi oğul gibiyim bi ana gibi bi yandan, hiç doğum yaptınız mı? ben bi kaç sefer akıl ettim doğurmamayı. 


bi heyecanlandınız, yaprak yine o rahatsız laflardan edecek sandınız itiraf edin. ben ölüleri dinlemeyi severim, söylemeyi değil. kendi ölümlerimle ben de ölürüm, öldürmem kimseyi. rahatsız ederim. bi gece yataktan canhıraş kalkarım, hışımla hücum eder üstünüze çıkarım. birinin nefesinden çekmiş olanlar beni bilir. beni bilmek mesele değil, benim neler bildiğimi bilseniz neler olurdu bilemezsiniz. Yazmıyorum ondan. beni tanıyın istemez oldum. korkutuyor muyum? korktuğunu söyleyenler benden ne kadar korkuyor mesela? yeterince korksanız azrailiniz olurdum. 


hiç elinizde bi bıçakla gezdiniz mi? hiç benim cümlelerimde yer almak istediniz mi? ne kadar cesaretiniz var bana? Benim net olduğumdan atıfta bulunurlar, ne kadar net benim netliğim sizce? kaç yaprak tanıdınız? tanıdığınızı iddia ettiğiniz yaprak şimdi nerde? uzun bacak, kalın dudak, çirkin surat… yerli yerinde duruyor, ince bel bile geri döndü çıktığı seferden. ya uzun saç? belki boynuma dolanır, canımı alır; belki bıçak darbenizi keser, canımı korur. Hani bendim elinde bıçakla gezen? karanlıktan çekiniyorum ki oğlum artık ben.


bi refleks kadar çekingenim, sonra rahatlıyorum, bırakıyorum kendimi. ama öldüren yok. kovalayan hep ben. köşe kapmacalar sonuçsuz. Ayıplar yaptım, yalanlarıma aklınız ermez, ne boklar yedim bi bilseniz, bu hayatta görmediğim bi amsterdam kaldı. son göreceğim amsterdam yahut Kütahya yolu.


sizden devrin en kallavi yazarını alarak nefret ediyorum, düşünün ne orospu çocuğu olduğunuzu. suratımdan eksilen hep dilime dolmuş, ne maharetleri var bi bilseniz. ben neyi biliyorum biliyor musunuz? her ne kadar istemesem de bi çocuğumun olacağı kadar uzun yaşayacağımı, bi çocuğum olmasa bile o kadar ömrüm olacak ve ben hep yargıladığım hatalardan yapacağım


kimseyle kişisel derdim kalmadı. en azından umursadığım kimsenin kalmaması bu gibi faydalar sağlıyor. hayatıma yeni giren biri olursa bu yazılanlara ulaşmasını tavsiye edin. uzansın ve zevk almaya davransın, tecavüz etmemek için kendimi kontrol altında tutmayı bırakalı aylar oldu. bi de o son yüzük bile parmağıma bol gelmeye başladı. 


o adamlarla yaptığım o konuşmalar bu metnin konusu değil, üstüne alınmasın kimse. hiçbirinizin adı yok bu metinde. üzüldüğüm bazı hayal kırıklıklarının amına koyup ateşe vereli ben insanlıktan çıktım. ayyaş bi sokakta buldunuz buldunuz, yoksa daha da içmem kimseyle, benim cüssem ne kilo verirse versin hep erekte hep dik. 


neden uzattığımı sorgulayan vardır, hiç bir şey anlatmadan uzun bir girizgah yaptım gibi yazdıklarım. ben anlatmak istemiyorum, sorun konuşmayı sevmem. lisedeki mezuniyete şimdi çağırsalar, sikseler gitmem. hepinize şöyle bi baktığımda zevk alıyorum bu zavallı halden. oynamak hoşuma gidiyor aptal suretlerinizle. okumaya çaba bile sarf etmiyorum artık, çünkü aranızdayken ne çok şey bilsem o denli zül oluyor sırtıma biriken.


çok hatam oldu, o kadar çoktu ki değiştirmeye çalışmadım. değişmek için de bi gayretim yoktu, ama yaşamanın kaidesi bu: bildiğin senden bilmediğin bi sen yapıp eline verir hayat. sen tanımadığın birine olan mesafen gibi uzaktan bakıp anlamaya çalışırsın yeni seni. yeni sen ne hınzırdır biliyor musun, hiç açık vermez sana. kedinin fareyle oynadığı gibi oynar senle. ama belki de sana senden ala düşman olmadığında gerçekten kimse düşmanın olmuyordur. yine de bıraktım, kavgayı


siyaseti bıraktım, sözlüğü bıraktım, edebiyatı bıraktım, sırtım baktım hala ağır; kendimi bıraktım suya. iki sefer boğuldum. o su kenarına bulaştığıma köpekten beter pişmanım. Ağustos’tan beri daha hala ağlamadım. Ben hep dünyaya babamın taşıyamayacağı yükleri taşımaya geldiğime inandım. 


bi süre sonra geleceğim baba, elimde bi zeytin ağacıyla


19 yaşımda eve bi daha dönmeyeceğime yemin ederek gittiğim için pişman değilim, ama senden hiçbir zaman gerçekten nefret etmedim. bu benim için her senenin en zor geçen süreci, özellikle yarın. bi şekilde kolay geçebilsin çok isterdim. 


iyi ki doğdun demekte zorlanıyorum, keşke doğmasaydın ve ben de doğmasaydım şeklindeki bir senaryoyu o kadar çok düşündüm ki  


1 Kasım 2020 Pazar

 Ben artık üzücü şeyler hakkında yazamayacak kadar sinirleri yıpranmış biriyim,  yaşayamayacak hale gelmek dışında kalmadı hevesim

28 Aralık 2019 Cumartesi

19 değil

Öne eğik başım, hep dik duran başım. Boyumun seneler içinde uzadığı malum, burnum da. Artık yaşamak için çok az vaktim kaldığına eminim. "Öyle intihar edilmez, böyle edilir baba" dercesine ben de mi başlasam sigaraya? Hiç bırakmamacasına.... Ne yapabilirim şu saatten sonra kendi adıma?

Bilemiyorum ve bilemediklerim vuruyor beni, şahdamarıma yakın yerden, bir kadının boynuna ömründe ilk kez yaklaşmış bir adamın dudağı gibi. Nefesi boğuk, yaşı genç, ne yapacağını bilmez, hali hal değil. Her ortaya çıkışımda ben de böyle oluyorum. Belli yaştan sonra böyle oluyormuş: Bölüm sonlarını tahmin etmesi kolay, yaşaması zor. Ben çok ölüm gördüm derdim, ben ne görmüşüm de neyi büyütmüşüm? Ben anasının yıkadığıyla duran, ağzı süt kokan, beş yaşında çocukmuşum; yirmi beş ne?

Ben yazamaz oldum efendim, ben çizemez oldum efendim, ben yapamaz oldum, yaşamaz oldum. Çözemez oldum, kendimi, çevremi, sevdiklerimi, sorunlarımı, hayatımı. Tek kimse kalmadı çevremde, yine kimsenin suçu yok. Ben arkadaş olunamayacak kadar sinirliyim, tersim, huyum huy değil, ağzım bozuk. Ben sevilemeyecek kadar tuhafım, çirkinim, yapım aykırı, duruşum yabani, başım dik. Ben değer verilemeyecek biriyim demek iki anlama gelir: Ben değersizim yahut ben paha biçilemezim. Bense ucuzum, sürümden kazanmak için, her cebe hitap edeyim diye... Alamayanlara alınmakla geçti ömrüm. Anlamayanlara kırılmakla, taşıyamayanlara bozulmakla.

Benim kendimle olan savaşım yirmi dört yıl sürsün isterdim, yirmi beş yılı buldu. Yirmi dört yılda kazanılan Girit ve kaybedilen ben demiştim, yirmi beşinci yılı göz ardı etmişim. Ben hâlâ burdayım, etrafımdakilerse yoklar. Demek bu savaşı bir ben kazandım. Bunca sene sürmesi gerekmiş iç hapsimin, kendimi  sevmem için. 

Başıma gelmeyen çok az şey kaldı diyecek kibrim yok. Kim bilir daha neler göreceğim, kara bahtlı kara başım daha kaç kere siyaha bürünecek? Ben siyah olmayı da kabul ettim artık, mavi bir çocukluk hayali gibi uzakta. 

Yalanlarınıza maruz kaldım, beni sevmediği halde kullanmak için yanında tutanlar oldu, beni çirkin zorbalıklarla elinde tutmak isteyenler oldu, bana kötü davrananlar da vardı, herkesin yanında başka başbaşayken başka davranan da. Ben "söyle" desem de, benle konuşmayıp arkamdan konuşanlar oldu. Yüzüme yüzüme en denmeyecek lafları diyenler oldu. Davranışlarımı hafif meşrep bulanlar oldu. Benden intikam almak için olan değerini kaybedenler de oldu... Bana yeterli saygı ve özeni göstermeyip bunun için beni sorumlu gösteren dostlarım da vardı. Bana değersiz hissettirenler de oldu.

Yazdıkça iyi olurdum, yazdıkça fenalaşır oldum diye kalem tutmaz oldu herhalde elim. Ben bu sene itibariyle elimde kalan ne varsa kaybetmek üzereyim. Hayatımda bundan daha kötü zaman olmadı. Üstelik tahmin dahi edemeyeceğiniz kadar kötü zamanlarda dimdik durmuş biri olarak söylüyorum bunu. Gerçekten kaldırmaya daha fazla zorlanmadım hiç bir şeyi. 

Belki bundan, belki başka şeyden ilk kez bu kadar düz, bu kadar boş vermiş bir doğum günü metni yazıyorum. Şu an yazıyorum çünkü başka zaman yazabileceğimin garantisi yok. Şu an yazıyorum çünkü hayatta kalabileceğimin garantisi yok. Yarın ne olacağı hakkında hiç bir fikrim yok, üstelik günlerim arasındaki tek fark gün adları. Ha bi de arada doktora gidiyorum. 

Neyse sıkıldım ben bundan. İyi ki varım diyemiyorum, ama bende varım. Kim bilir ne zamana kadar daha, bu arada sana da işlerin daha iyiye gideceği zamanlar dilerim baba
Hakikaten 19 değil, kemiklerime kadar hissediyorum

Yaprak

22 Haziran 2019 Cumartesi

Hep dik duran başımı dik tutmaya takatim yok. Boyun eğebilirim artık; sana, olanlara. Hep oturarak ölmeyi istedim. Ayakta ölenler yere düşmeye mahkum diye. Ben ne ayakta kalabildim, ne oturarak ölebildim. Ben öyle bir dibe bulandım ki, öyle bir düşme düştüm ki. Benden aşağıda kimse yok, en aşağılık benim.

Ben kayboldum, ben kaybettim, ben mahvoldum. Kapana kısıldım, suç üstü yakalandım, işim bitti. Ben bu olanları hak etmedim derken, mutlu olmayı hak etmedim belki de. Olamadım da zaten. Şunun gibi yapayalnız günleri çok yaşadım da bu kadar çaresizine rastlamadım. Ben hep güçlüydüm, ben hep bir şekilde üstesinden gelirdim, çaresine bakardım. Elimi taşın altına koyarım, hallederdim. Başa çıkmanın bir yolunu bulurdum.

Yapacağımı o kadar bilmiyorum ki, ne yapsam o kadar bilmiyorum ki. Senin tuttuğun dilin var bi, bi de benim durmayan ağzım. Ben iyi değilim, seni de gözden çıkaracak kadar. Kendimi de gözden çıkardım ki adil olayım. Gözümde hiçbir şeye tamah kalmadı. Ne sana heves, ne sana istek, ne sana kaygı… Ben kirliyim, ben yamuğum, ben pek çok kötüyüm.

Pisliğime kendimi bile bırakamıyorum, sana gel demek fazla. İnsanlık namına göstereceğin ilgiyi de istemiyorum. Yerinde yurdunda ol, ayağına taş değmesin, beyaz hissetmeye devam et. En azından sen bari beyaz hisset.

Benim hayatımda pek beyaz olaylar olmadı. Ama kefenden anlarım, üç parça. Hatice için bir tane, Sultan için bir tane, Yaprak'ın yatacak yeri yok. Anneannemden sonra babamı da kaybedecek gibiyim, o kadar mutsuzum ki. Sadece önyargıları kırmak adına sevseydin beni. suya girmeye korkan bir çocuğun direncini kırıp yüzmeyi öğrenmesi gibi sevseydin beni. Yazmaya olan geçmeyen inadım hatrına sevseydin. senin bozkırında deniz gören bir garip denize hasret kızın hatırına sevseydin. Kurak toprağa değecek su olmak için, bozkıra bahar getiren hava olmak için, karanlık gecede ışıl ışıl parlayan pencere gibi olmak için, hayatta tutunacak bir dalım olması için, adımı ağzına alacak biri olması için..

Şu kafası yarın bana, farklı bir perspektif olsun diye. Şu biçare bana bir umut olsun diye. Ne bileyim gece nefessiz uyandığımda cam açardın belki. Kimsenin bilmediklerini anlattığında "geçti" derdin belki. Gerektiğinde beni öldürdün belki. Oku beni; okursan ölürüm, okumazsan da.

Hep dalga geçeceğim yazdıklarınla, hep ama! En güzel yazılarını yazdığım sana, her yazdığınla ilgili bulaşacağım. Memleketine karışacağım, yadırgayacağım, beğenmeyeceğim, e küfür de edeceğim. Kendim çalıp kendim söyleyeceğim. Çünkü elimde kalan tek oyun bu. Elimden geleni yapacağım ben de. Başka yolum olsaydı, ah olsaydı.