29 Ekim 2018 Pazartesi

Kendimi Sana İfade Etmenin Daha Kaliteli Yolu

Bakıyorum hep büyük laflarla geçmiş hayatıma. Ben hep ağzımdan çıkan laf doğru olsun diye yaşamışım. Ahir ömrüm böyle gelmiş, böyle de gideceğe benziyor. Ben ağzımdan bir laf çıkardım. Ne laflar çıktı da bu ağızdan, en kesininden bir laf ettim son zaman. Dedim ki “altın olsan dönüp almam.” Almam da. Sen zaten dört duvar içinde ibadet eden derviş iradesi gibi ediyorsun beni: Kolay! O duvarlar, engeller olmadan iradene sahip olabilmek denen bir şey var. Ben diyorum ya almam, ben diyorum ya saymam, ben diyorum ya bitti… Sen gel demedin ki ‘ben gitmedim’ diyebileyim. Olmadığın yerde ahkamım en alâ makam. Saçların artık eskisi kadar kısa sürmüyor, uzayan bu yollarda izim yok. İzin yok tanımama, ben istemem de istemem diyorum sağda solda, aynada. Kendime bile yineliyorum isteksizliğimi, dua gibi; yöneliyorum dine, sonra sana yine. Bi şekilde gece üçü on geçerken sana içimden geçenler olduğunu görüyorum hâlâ. Geçememişim senden geçmiş olsun.
Sevsen unutmazdın, sevmemişsin diyorlar. Unuttum ama keşke sevmeseydim. Çok ağır bir unutmak bu. Kendi kendime başa çıkmak zorundayım her şeyle. Çevremde kimseden destek yok, yandaşlarım köstek. Senle savaşırken silah arkadaşım olanlar bana tüfek doğrulttular. Vuruluyorum. Hem onlar tarafından, hem gittikçe sana daha fazla vuruluyorum. Ben seni unutmak diye bir eylem uydurdum, var olan problemleri çözdü. Beyin tuhaf, bazı kopyaları benden gördü. “Onun gibi unuturum ben de” diyenler var ettim, ne oyunlar ettim bilsen… Hilelerim yine iyi talep gördü, yok sattım. Bi kendim alamadım, durumum uygun olmadı. Ben seni geride bırakmak zorunda kaldım. Kendimi senden alamadığım gibi alamadım senden seni. Sen farklı kadınlara aldandın, ben aldatamadım; ne seni, ne kendimi.
Düşünüyorum, sessiz mi kalsaydım? Yanında herhangi biri gibi mi dursaydım? Senle iyi arkadaş olmaya mı çalışsaydım? Sen aşamaları olan bir problem misin? Seni parçalara ayırıp, her biten parçadan sonra üstünü çizmemi ister miydin? Seni geride bıraktım adam ben. Hayatta hiç bir şeyi istemediğim kadar istediğim seni, Allah şahidim olsun ki geride bıraktım. Buna rağmen üstünü çizemem. Ben sana olan hissimi bu gün olsa yine saklayamazdım, yine karaktersizliğinle başa çıkamazdım, yine terbiyesizliğini anlamazdım, yine haddinin ötesinde değer verirdim.
Ben serbest bir derviş kadar iradeli değilim, ama mahkum bir derviş kadar çilekeşliğim var. Ağzımdan o lafı çıkardım, davulunun uzaktan çalan sesi bir hoş geliyor kulağıma duy. Yıkıldığım yere baktım, yıkılmamışım ama ayakta da değilim. Oturduğum yerden kaldırdım harabemi. Suretimdeki hasarına baktım. Senin bir kaç saniye süren kadın isimli kasırgan yüzümden vurmuş ilk. Saçımdan da çekmiş, çok çekmiş insanların erkenden beyazlamasını öğrendim. İçime yaptığından haberim yok, sıcağından hissetmiyorum. Çok çok cilt bakım ürünü kullanıyorum, saç yağları… Kendim için elimden geleni. Yazacak dergiler arıyorum, yapacak projeler. Odaklanamasam da okuyorum, bi noktada olacak. Okulum da bitecek, sen de; o kadar iyi biliyorum ki.
Çok büyük laf ettim, adını bile unutacağım dedim. Öfkeliydim, öfkem yine geçer gibi. Kendime benle beş dakika bile görüşmediğini tekrarlıyorum. Orta beyninin sağlıklı duygu üretemediğini, bu yüzden doğru davranamadığını. Senin toy olduğunu, cahil olduğunu, çocuk olduğunu… Eğer hakikaten varlığına ihtiyaç duyduğum biri olsa, bunun sen olamayacağını. Senin hâlâ alman gereken çok yol olduğunu. Benle dalga geçtiğini, ama yine de bana cesaret edemediği, benden çekindiğini… Kırsal olduğunu, bozkır olduğunu, kasvet olduğunu… Senle ortak paydamız olmadığını… Kendime senin beni nasıl umursamadığını, ilgimle nasıl oynadığını tekrarlıyorum. Beni kendimle konuşmak zorunda bırakışının nasıl küstahça olduğunu söylüyorum kendime. Nasıl askıda bıraktığını, “dar vakitte dönüş yaparım” listesine aldığını…
Nesine bu kadar düştüğümü tarif edemediğim adam hakkında, neden geride bırakmam gerektiğine dair bir çok şey tekrarlıyorum kendime. Seni zamana bırakmayıp, çabalayarak unutmak; kendi hissime saygısızlık ve sen beni kendi seviyene çektin. Bendeki çekim etkinin yanında bunun lafı olmaz değil mi sana? Haberin olmayacak değil mi bu yazılanlardan? Okuyacağını o kadar iyi biliyorum ki… Zevk alıyorsun acımdan. Benim açımdan yine sorun yok, sana karşı gurur falan bırakmadım kendimde; çırılçıplak anlattım kendimi, belki de benim bile bilmediklerimi. Ama senin karşında tüm kadınların kadınlık gururu adına durmalıyım. Bir kadın olarak ben madde değilim, ben obje değilim. Gururun okşansın, dünden iyi olasın diye beni kullanamazsın. Tam da bundan vazgeçtim.
Ben daha bir kaç gece nöbeti tutarım. Sana dair bir kaç kelam atarım ortaya. Konuşmalarda senden örnekler vermeye devam ederim bu ara… Derken unuturum. Yoğun hisimin hatrına da olsa üç beş sayfa kaldın, daha uzun ömrün yok. Üçüncü kere söylüyorum ki ben ağzımdan attım seni. Tadın iyiyse de, kötüyse de, dertse de, değilse de yetti. Döndürüp durmam artık içimde seni. Tükürdüm. Bu bağımlılık da bana sökmez, daha büyük hamlen varsa onu yap, allâme-i cihanla gel. Ben ne mi yapacağım?
Benim lafım da yazım da en başından dik. Altın olsan dönüp seni almayacağım, bana kolay.  

16 Mayıs 2018 Çarşamba

Sen

Seni gördüm. Siyah bir tişört üstünde, acı yeşil bir gömlek onun da üstünde. Kendinden emin halin yok, sigaraya ihtiyacın var. Ağzın şımarıkça nefesini dışarı üflerken sıkılmışsın belli. Eğik duruyor belin, o hep dik duran belin.
O keyifsizce duruşunun bende ne etkisi var bi bilsen. Benim için ifade ettiğin anlamı bir görsen. O kadar anlamlı olmamak mı korkun? Benim anlamsız olmam mı? Yoksa hiç mi anlamı yok senin için. Biliyorum ki hiç anlamı yok. Hiç bir anlamı olmasa da, içimde bana benzemeyen biri silemiyor seni. Sana dair, gerçek sana dair hiç bir fikri olmasa da; senle ilgili her düşüncesinde yanılıyor olsa da; o içimdeki tanımadığım ben vazgeçecek gibi durmuyor senden.
Nedir unutamadığın, nedir bu kadar mesele yaptığın, nesine bu kadar bağlandın, yahu kim bu adam, senden haberi var mı, senin ondan haberin var mı, eğer niyeti olsa konuşmaz mıydı, seni korkutmaz mıydı, neden bilmediğin bu insanda ısrarın, olacağı olsa olmaz mıydı?.. daha ne sorular. Yaşını bile bilmem, merak etmeye sıra da gelmiş değil. En çok hangi rengi sever, en çok kim onu üzer, geceleri neyi dert eder, ne onu mutlu eder, neden nefret eder, hiç kolu kırıldı mı, hiç kaza yaptı mı, hiç uçurtma yaptın mı?.. bunları merak etmemem gerek. Asık suratını görünce ne oldu acaba diye düşüncelere dalmamam gerek. Mutlu olduğunu gördüğümde bi yandan sevinirken bir yandan kıskanmam neden?
Beni şimdi tanımaya kalksan, tanıtacağım benden nefret ederim ben. Haset miyim, kıskanç mıyım, kırık mıyım, hasta mıyım? Değildim önceden. Normal davranamıyorum seni görünce, e sağlam kalamıyorum görmeyince. Neden bu kadar düşünce? Günlerdir içimi öldüren laflardan yazamayan ben, suratı asık bir senle bile yeşerebiliyorum. Ne güzel şeysin öyle sen.
Silmem lazım aklımdan. Kendime bana beş dakika bile ayırmadığını hatırlatıyorum. Senle dalga geçti diyorum. Umrunda bile olmadığımı biliyorum. Bunu okuyunca daha da kendini beğenmiş davranacağını iyi biliyorum.
Ama ben buyum. Strateji geliştirmek falan nedir bilmiyorum. Bilsem allem eder kallem eder kandırırdım seni. Kandıramam ama, değer veriyorum sana.

9 Mayıs 2018 Çarşamba

yazamıyorum

yazamamama sebepsin, üstelik o gibi bir adam değilsin. bana onca laf ettin, söylenmeyecek laf söyledin. buraya yazmıyorsan ben bizi düşünüyorum, kimseye anlatmıyorsam senle konuşmak istiyorum. ve sen hiç bir şey yokmuş gibi davranıyorsun. acımasız olmak istemiyorum, susacağım ondan.
mutlu musun?

11 Nisan 2018 Çarşamba

+2

Hızıma yetişemeyecek bir dersi sürdürüyor yürütücü. Bende yürütüyorum, birtakım değerli duyguları. Kullanıyorum, insanlardan çok kendimi. Lekelerimi maskeleme belasına düştüğümden beri iyi anlar oldum pandomimden. Fena da rol keserim. Beni keşfedemeyen yönetmenlere ayıp gerçekten. İçeriği kanırtarak değiştirirsin elbet, kalıplarsa Allah'a emanet. Bir anda değişmeyen şeylerin, kademe kademe değişerek bir sabah 81, dokuzun karesi; 85b göğüs bedeni ve 90 dakikalık bir maç vaadi haline gelmesi, yansıtıcılı kırıklı tavanların üstündeki kedi yolları gibi. Arkadan çevrilen işler, sırt dekoltesine zarar veren yaralara sebep olur en başta. kazak giymek geleneksel bir çözüm olabilirken, içindekiler dehşete düşürebilir. Beklenmedik yerde, beklenmedik yola sapılabilir; bir merdiven altında, bir çatı katında, bir tenhada bulunulabilir… rastlamayı ummadıkların. Saat dörtnala koşar da miskindir bir de. Nasıl uyuz, nasıl sünepe! Permalı, rastalı, örgülü, topuzlu kafasında birbirine benzemez bin bir terane. Bir insana dokunmak kolay meziyet değil. Dokunduğuna dokunuyor olmak dokunur adama. Dokunmaya kalmadan hava kalkanları var artık insanların; surları var, ardından duvarları var, labirentlerini aşınca ona benzeyen kopyaları var, suretleriyle savaşı yenince öğreniyorsun ki girdiğin yanlış kale. Hadi yine aynı hengame. En sonunda bir şekilde ulaşsa bile, zırhı var, mızrağı var, bekaret kemeri, salatalıklı cilt bakım maskesi... Bir insana dokunmak kolay mı öyle? Bu temassızlıklar dokunuyor bana.

Asal dalga boyları beni dalgaya alırcasına geçiyor içimden, hem de kalın olması demek bu. Acı çekmekle bitmez, farkına varın bayım. Kibar olmak, samimilik ayarında güzeldir. Doğada var olmayan ışıkların, alışkın olmadığımız etkilerinden yıpranıyor olduğumuzun, farkında olmadığım yalan. Ben bakınca sende tanıdık bir ışık görüyorum. Ateş gibi, yak beni. Be şu şehrin kızıl lacivert gece göğüne, klorak lekesi olmuşçasına çirkin görüntüsüne sen nasıl alıştın? Zamanında çok mu kadın yaktın? Bir mekan açacak olsak senle, mutfağını falan düzenlemek için harcanacak para neyse de, fırında ne pişireceksin? Havanda ne döveceksin mesela, ince ince kimi kıyacaksın sonra sürmene bıçakla? Suyla iki tur yıkayıp, kötü özelliklerinden ayıklayıp, beğenmediğin kısmını kesip atıp, istediğin şekilde istediğin yerde kimi kullanacaksın? Üstüne pis pas gelmesin diye önlük niyetine kim dolanacak beline? Kim tadına bakacak yaptığın kadının? Sen ne türevde bir mekan işletiyorsun? Peki beni niye işlettin?

Yaptığın her bir şeyi on göresim var. Ağzından çıkmayan lafları kulaklarımla duyasım var.Seni göresim var sokağa çıkınca. Yolda senle yürüyüp, aniden sana gelesim var.  Gözümde seni canlandırasım, seni yazasım, seni anlatasım, seni çizesim, seni okuyasım var. Hoşa gidecek bir beysin. İlmek ilmek işleyesim, bozasım var seni. Vurasım var. Dövüş istiyorum, savaş istiyorum, kan istiyorum, ateş istiyorum... Seni istiyorum. Kim bilir kimsin, hay kimsen kimsin! Her kimsen, kimsenin umrunda olma. Benim de umrumda olmaman gibi isteklerim var. Bu kadar çok isteğe hakkım olmasını istemek niye? Başına neden bela olmak istiyorum? Ah be adam? Ah be.

9 Nisan 2018 Pazartesi

göz ağrısı

sen bana çok görüyorsun. yaptığım yeter de artar diyorsun aklınca. hakkın var. etrafımda beni hor kullanan çok adam var, sen onları tanımasan da eserleriyle muhatapsın. sadece sen değil, kim baksa ne kadar vuruk kırık olduğumu görerek çıkarımda bulunabilir. davrandığın kadarı yeter sanıyorsun, yetmeli de. ama yetmiyor işte. ben yazabileceğim elli adamı elimin tersiyle neden ittiğimi bilmezken, ben hiç bir yere sığamaz, en ben olanlara ömrüm boyu sığınamazken, kimseye el açamaz, kimseden medet umamazken yaptığın yetmez. hatta bu yaptığın olmaz.
farkın var gibi geldi bana, olmasın isterse. hatta olmasın olmasın. bana kalırsa ben daha büyük bir dertten senin derdine yandım, sen işin bahanesisin. ama hazır sen denk gelmişken, bi zahmet es kaza zekice davranıp uyanıklık etseydin. yağmurdan kaçarken tutulduğum dolu olmaktan ileri gitseydin, ikimizi de ihya ederdin. oysa sen ankara’nın varoşundan gelme, korkan bir oğlan çocuğu olmaktan öte gidemedin. ki o varoş bile değil senin yerin. bu laflarıma karşılık bana hangi yandan atak yapacağını iyi biliyorum adam, yapma. ben taşralı bile değilim. bende toprağa salacak kök yok, yaprağım toz bulut. ben her yere oldu bitti göçebeyim, sen buna laf edecek kimsin?
kavga ediyorum ya şu an senle, klavyede. kendi ağzımın üstüne üstüne vurmak ne müptelalık, tahmin dahi etme. rahatsızlık veren eserler yazarıydım bir zaman. en çok kendimi sevmediğimden olacak, en çok kendimi rahatsız ediyorum artık. okuması benim için bile zor bu cümleler. gözlerimde alerjiden mi, yorgunluktan mı bilmediğim incinmeler… gözlerim yaşarıyor, parmak uçlarım kanıyor, sağım solum yara bere.
daha yazmayacağım baş ağrım. senin merhametine kalmadım. beni kimler kimler yola sokamadı, sen mi adam edeceksin? denersen göreceksin ki bana gem vurulmaz. ama neyse ki sende o göt yok.

sevgili okuyucu uykum var, yazdıklarımı siktiredin ondan. hep yorgunluktan olan
başlık da şeyden, gözüm bir anda çok ağrımaya başladı
lık da şeyden, gözüm bir anda çok ağrımaya

7 Nisan 2018 Cumartesi

Cesaret

Ayırmadın. Bir kaç saat bile. Fırsat vermedin hem bana hem kendine. Var ya ne alev alırdık, itfaiye ambulans buldozer hak getire. Üslubum kenar mahalle ağzına kayarken, ağzıma vurmak elzem. Ağzıma yüzüme vur ki olanları, edep haya öğreneyim. Doğru düzgün durmayı, nerde nasıl davranacağımı öğreneyim. Ama sen umarsızsın, e ağzını yüzü hepten bozuk bir yaprak ne yapsın? Hakikaten düşündüm “yaprak ne yapsak?”
İşte böyle böyle kaleme düştüm. Geceleri saçma sapan vakitlerde kapısına dayandığım, eline beline davrandığım, Katolik nişanıyla bağlandığım eski eşim sanki yazdığım. Yazdığım benden, yazdığım senden, yazdığım içten… Güzelliğini gizlemeyeceğim artık kelimelerimin. Tesettüre dahil değil yazmalarım, kelimelerim de büyük oranda caiz. Fetvayı verecek kadar üstat bir yazara denk geldim çocuk yaşta, onu da bu sene kaybettim sorma. Kayıplarımı saymıyorum artık. Annem yufka yaparken kaç oldu diye asla saymaz, bereketi kaçarmış. Bereket, seni zaten elimden kaçırdım. Ondan da saymıyorum artık belki seni.
Yok kelime öyle geldi diye seni elden kaçırmak falan. Gözden kaçırdığın, elden çıkardığım. Sıkı bir pazarlıktı, elimi nasıl morarttılar sıkarken bir gör. Bir kaç uykusuz gece, bir süre başka şey düşünememe, bi kaç adama yüz vermeme, bi kaç kahve, bi kaçtan fazla metine karşılık; kilo aldım, fıçı oldum, odağı hepten kaybettim, bi kaç günaha girdim, seni verdim. Salıverdim, yukarı doğru. Bende fizik her türlü yok, hesabı iyi yapmadıysam tut ucundan. Alçıpanlara sprey boya ile çizim yapma üzerine bir projemiz var. Yakında göreceksiniz, bence eğitime de geleceksiniz. Çünkü neden fırsatı kaçırasın?
Ben asıl ne anlattığımın farkındayım, sen ne dediğimi anlıyor musun? Ağzımdan çıkanı ikimizin de kulağı duydu da, konuşmalar senin kafanda. Bu kadar sırla yaşamaya ne gerek var be adam derler adama. Dökül bana. Herkes bana dökülür, büyük okyanus gibiyim. İnan rahatlarsın. Kaç tane ruhsal mastürbasyona ev sahipliği yaptım bir bilsen.  
İkinci kısım daha uzun değil. Meselenin başına döneceğim çünkü. Bi kaç saat bile ayırmadın. İmkan vermedin bana. Vakit geçtikçe yaş alırım sandın, yaşlandıkça unuturum gibi geldi sana. Güçlendim oysa ben; otuzunda kadın gibiyim. En güçlü kadın hali gibiyim evet. Bana imkan vermeye cesaret edemedin doğrucası. Mülakattan yüksek notla geçeceğime emindin içinden. Hakkın var, geçerdim içinden. Senden bir şeyler çalar, ardımdan uzun zaman baktırırdım. Yaralarını sarar, daha derinlerini açardım. Sana iyi gelmeyeyim isteyen sen, “ne iyi geliyorsun”la başlar, “niye gelmiyorsun”la bitirirdin. Bana imkan verseydin ben bunu suistimal ederdim. Sen sanıyor musun ki, uysal olurum, hanım olurum, ben olurum. Benden daha sert, benden daha fevri ne varsa öyle davranırdım sana. Ne kızardın bana! Kızardın ama alışırdın da. Boynundan sokulur, şah damarın yoluyla girerdim kanına. Hoşuna giderdim, içine dokunurdum ama daha fazla sinirine dokunurdum.
Bana o bir fırsatı vermedin ya, kızamıyorum sana. Senle ilgili tahminlerinden kıyamıyorum da hem. Ne olmuş içimdeysen? Bi karşılık almam mı gerek illa senden? Bana ayırmadığın bir kaç saat neyse, ben bir gün bekledim aslında. Baştan sona bir gün. Sonra tanışmamış gibi biterdi. Bazen böyle vakitleri insan merak ediyor, biriyle sadece bir gün geçirseydim sonu nasıl olurdu diyor. Bense üstten bakınca cesaretsizliğimi görüyorum. Bana aylar sonra yazılı bir laf etmiştin, cesaret edememeye tekabül eden. Bende cesaret edemedim,
Sana

1 Nisan 2018 Pazar

yazamayacağım bir başlığa sahip metin

lejyoner hastalığı ve kafkas kemençe ile ilgili hazırlamam gereken iki metin varken, başka türlü yazmalar çeliyor aklımı. şu an olduğu gibi bir çok an var, kalemin hilelerine kandığım. sonra uyuyakaldığım… yarının işi yarından sonraya kalınca, tüketilen son kullanma tarihi tavsiye edileni aşıyor. bana büyük ayakkabılar giymiş halde geziniyorum; sahile uzak, bozkıra çalan, sınıra yakın topraklarda. spor bir ayakkabı olsa ayağımdaki bisiklete binerim, en iyi bildiğim kaçma şeklim; postal olsa ayağımda cenk ederim, hem kılıçta hem zırhta cevvalim; kırmızı ve yüksek topuklu bir ayakkabı var ayağımda, şımarık halim, yırtık üstüm başımla nasıl tango yapayım, altın varaklı işlemeleri olan salonlarınızda? ben düz yürümeyi bilmediğim gibi bilmiyorum bu şehri.
siyah gecelerinde kaybolurum ben bu adamın. sokaklarından şakaklarına çıkar çıkışlarım. çıkmaza girerim, çıkamam sakallarından; çıkmayan sakallarından bile. gözetlediğim kuytular nöbetlerime göz göz olur, gözlerinin değdiği yerden; şehrin derinine uzanır yabanlığım. gözleri gözlerimi bulunca gece ışıldayan fenerlere döner, caddelerdeki irili ufaklı evler. saçları kısa sürer, tekrar tekrar gezinmek isterim, sıkça yolum ona düşer. siyah geceler saçından kaşına, kaşından kirpiğine sürerken, sayfanın soluna yakın yerde duran ay gibi, dişleri karşılar bıyık altından beni, dolunay gibi. son bulan gecenin ardından tan yeri kızıllığında dudaklarını izlerim gün aydınlanana. boynu su olur, dökülüp bulduğu yol denize benzer; köprücüklerinden omzuna, oradan hasret olduğum izmir’e değer. ve sadece portresinde aldığım yol, uzun boyu boyunca alınacak tüm yaralara, şehrinin tüm yolsuzluklarına değer.
bana vaad edilen yol yok, “gel” denilen kent yok. ama orda bir yerde varsın. uzaktan şehri izlemekten başka imkanı olmayan biri ne yapsın? yalın ayak geldim ben, bir uçtan bir uca, senin derdinden. elinden bir yudum su içmek olsa sonum, sonu gelmez susuzluğumun. bazı denizin, bilmediğin yerde girdabı olur; sen de beni sana çekecek gibisin, belli mi olur? boğulur muyum, su olur muyum, sana karışır mıyım, küçük kara balıktan farkım olur mu diye devam ediyor sorular. devam etsin istediğimse kahve fincanları aslında, yüzükler sonra, konuşmalar en fazla.
bu kadar diyeceğim, gerisini kadere emanet ettim. emanetimi kedere versen, ihanet olmaz ama, kedere de verme beni hinayet şey seni. ateşe ver mesela, hem beni hem kendini. belki yanmak acıtmaz, yaram da yaram diye azıtmazsak. söndür ya da beni, içine çektiğin son nefesle işinin bittiği biçare bir izmarit misali. bas üstüme. bas ama duman olup dokunayım ciğerine. bulaşayım üstüne, kıyafetine. kadere emanet ettim seni, söz gelimi. bekliyorum. sözün geleceği yeri.