8 Ağustos 2016 Pazartesi

gölgelerden bir demet

bilen bilir, bende paşa bol. herifleri kapıdan kovduğum şu dönemde bacadan girip, eski yerlerine oturup, bana el hareketi çeker hale geldiler. aman canım neyse ne. yine böyle paşalarımdan biri (bu hayatımdan çıkarmadığım ama zaten hayatıma da girmemiş biri, yani farklı bi durumu var ama anlatmayacağım; çünkü keyfim öyle istiyor.) bana değer verir mi vermez i bilmem, ama kafası basan biri olduğumu düşünen bi bey. ben onunla ilgili neredeyse hiç bi şey bilmeden hayataa karşı duruşuna hayranım kendisinin ve çokça saygı duyduğum biri. ha bana hitap etmeyen, hoşuma gitmeyen davranışları da var tabii ki; ama şahsi bir rahatsızlık vermediği sürece kimsenin haline tavrına laf edecek karakterde de değilim, öyle bi hadde de sahip değilim. neyse bizim bu beyle, bir süre devam eden ve kelime oyunları üzerine dönen eğlenceli, keyifli, ufuk açıcı ve düzeyli bir sohbetimiz oldu. en azından benim açımdan bu şekildeydi, çünkü karşımda tam bir İlber Ortaylı'ydı ve ben seneler süren depresyonlarla problemler sonrası okumayan, öğrenmeyen, asosyal, cahil birine dönmüştüm. bu sebeple bi süre sonra ortadan kaybolmasına üzülerek de olsa hak verdim ve buraya yazmadığım çok yerinde bi sebep daha vardı konuşmayı uzatmaması için; velhasıl kelam konuşmayı bıçak kesiği gibi sonlandırdık. neyse efendim aradan biraz zaman geçti, hiç geçmediyse rahat üç ay geçti ve o bey kendi kendine geri döndü. açıkçası buna sevinmedim diyemem, çünkü her ne kadar sürdürülemeyecek bir arkadaşlık olsa da onunla iletişim halinde olmaktan memnundum. eskisi kadar sık olmasa da konuşmaya devam ediyorduk. ediyorduk etmesine de konuşmalar da bi potluk olduğunu hissedebiliyor ve bunun önüne geçemiyordum. söylediklerini anlayamıyordum ve o da benim söylediklerimi ters anlıyor, konuşma benim özür nitelikli gırgır yapmamı gerektiren bi boyuta ulaşıyordu. onun da benle bir problemi yoktu; benim de onla bi problemim yoktu, olamazdı da...  ama anlaşamadığımız bi nokta vardı ki, ben sorunu çözemedim. normalde kendi kişisel hayatımıza dair sorunları konuşmazdık (asılda ben bi kaç kez konuşmak istedim ama, pek umursanmadı; ama bunun kesinlikle haklı sebepleri vardı) ama gerçekten berbat bi dönemimde içimden o an geçen neyse onları aktardım. çevremdekilerin yaptığı gibi basite indirgedi sorunlarımı, ama bundan ötürü ona kızmadım. beni doğuran kadın bile umursamıyor; ondan bunu ciddiye almasını zaten beklemedim, hem de konuyla ilgili hiç bi şey bilmeden. bi kaç bi şey deyip geçiştirdim, oysa  'yardımcı olmaya çalışmasına rağmen, umursanmamakla' suçladı beni kendi içinde zannımca. zaten limoni bi dönemden geçiyorduk, ha bi de şunu dipnot geçeyim ki ağzı pek de düzgün bi kız değilim ve o da bunu biliyor. neyse efendim, bunun sorduğu bi soruya yine gayet içten ve 'kendi durumumu özetleyen, KİMSEYİ DE SUÇLAMA AMACI GÜTMEYEN' bi cevap verdim, zaten onu suçlamam gibi bir şeyin söz konusu olması dahi kabul edilemeyecek bir durumdayız. ki zaten sorunumun onla uzaktan yakından ilgisi yok. neyse ben buna 'onun bu kadar ters anlamasına ihtimal vermediğim' bi cevap verdim ki verme olaydım. küstahlık ve basitlik'le yaftaladı beni paşam. işin kötü yanı bunun beni kızdırması gerekirken kırması çok abes bi durum. meğer gerçekten tanımadığım, kimdir nedir bilmediğim bu beye gerçekten fazlaca değer veriyormuşum. bundan sonra ne olur ne olmaz bilmiyorum ama şu an imkanım olsa evini basardım işte bu gerçek. her şey bir yana hakkımda bu şekilde düşünmesine sebep verecek ne yaptığımı düşünürken ve bunla ilgili üzülürken kafayı yiyeceğim. işin kötü yanı kesinikle dan diye bu şekilde davranacak adam değil, neyse su akar yolunu bulur diyelim efendim

2 Ağustos 2016 Salı

zamanında "ya sen kimseden gidemezsin, onlar senden gider; ya da sen kimseden gidemezsin, onları gönderirsin.. sen hiç bi şekilde kimseden gidemezsin." demiştim de bu söylemim bile hafifmeşreplikle itham edilmişti. kurtulamadığım geçmiş, ondan kurtulamadığım şekilde öylece dursun. dursun da ona böyle batmam neden, hem de en olmadık anlarda. canım biri vardı zamanında, vardı var olmaya ama yoktu da aynı zamanda. onu da terk ettim sözde, herkesle birlikte.. nerde?? yolda denk geldik bu gün, hızlı bi öpüşme falan.. kaçtı nerdeyse iki sözün ardından.. ben kimseyi terk edemedim arkadaşım. öz güvenli vurdumduymaz hatun olmaya devam, akşamları da buralarda dert yanarım nasıl olsa kendime kadeh kaldırıyorum. delik deşik mi, vuruk kırık mı yoksa çok mu sağlam kaybettim bilmiyorum. herkes nasıl kaybediyorsa onların hiç kaybetmediği şekilde kaybettim ama. işte bu çok net. yalnız olmaya alışkınım da insanlar gelip parazit yapınca toplanmam zaman alıyor. neyse ne, ağız burun  terk edildim yine

5 Haziran 2016 Pazar

veda

bu gün beş senelik sıkıntılarla yüzleştim.  beni kimsenin anlamaması gibi yeni tanıştığım bi adam da anlamadı. ve anlam veremediğim bir bacak ağrım var. kapanması zor hesaplardan seçtim kendime. herkes için bir O vardır. Onu aradım sonunda onla ilgili kurduğum bi cümle vardı "sen sevilmeyecek bir insan değilsin ki" aynısını kurdu bana, "o dediğini neden dedin" diyebildim anca, "ciddi miydin" diyemedim. "kızgın mısın" diye sordum, değilmiş. diyemedim...
"biliyor musun ben  bir yıl mezun kalıp da üniversiteye gitmemiş biri değilim, kazandım ama gitmedim ve asıl mesele bu da değil; ben okulu bırakmıştım. ailemin ve çevremin ittirmesiyle ikinci sene hazırlanıyormuş gibi yaptığımda matematik sınavından iki gün önce öğrendim iki numaralı kızı. ben sana bir sürü şey yazdım biliyor musun? ben hayatta ağladıysam, sadece senin derdinden ağladım. bunlar anlayacağın şeyler değil 'aşk yok, o var' derdim ben soranlara. şu an seni sevmiyorum tamam ama, senden sonra kendimi bile sevemiyorum ben. sarp'ı haklı çıkardın, alacağın olsun.kime seni anlatsam herkes aynı tepkiyi verdi, herkes haklı çıktı şimdi. kaybetmek gibi kaybetmek mi şimdi benimki?" diyemedim.
ne çektiğim benle Allah arasında kalsın, hayal edemeziniz tahammül de edemezsiniz. benle mezara gidecek olanlara selam olsun, zaten sırtımda sayısını bilmediğim kadar cenaze var. diğer konuşmayı anlatacak kudretimse zaten yok. hayatımın bu kadar kötü halde olmasını yetiremedim kendime ve yeni sorunlar oluşturdum belki. ama hesaptan düşüldü artık bu olanlar, silindi numaralar. ben çok hata yaptım, şu saatten sonra iyileşmez de yaralarım. ben gazi olarak ayrılmayı başardım, şehit olmayı yada sapasağlam dönmeyi beceremedim. sıkıştım ben. belki bundan hamamyolundaki tüm dükkanlara tek tek "içine işeyeyim" dedim. sabah 6.15 saat, ebem dahil hayatıma giren çıkan kim varsa ihtiyacım var şu an. özgvenimi ve iç sesimi kaybettim ben, diğerlerini boşver (!)
anlatamıyorum ben bana ne olduğunu; anlattıklarım basit, edebiyatım ezber geliyor size. bir de anlatamadıklarım var, anlaşılmazlarım var. anlamazsınız. sigara bile yakamadım arkasından çoğu şeyin.  bildiğim bir şey varsa içimde kırıldı. hala güvensizim ve korkuyorum insanlardan ama "gel ben seni koruyacağım" diyecek birine hayır da diyemem. ve sonunda belki gerçekten herkesten korurken  o kişi mahvedecek beni, zaten beni hep o kişiler mahvetti. anlatamıyorum, şu an biri kaçırsa "nereye" bile demem, o denli kendimden geçtim. yorgunluk bu hep. kimsenin  bilmediği ve okumadığı şeyler yazıyorum. ölünce yazmaz olurum, gerçi önceden de çok yazmıyordum.
sana ve sana son yazım bu, bu sabah içimden kustum sizi et et. ted bundy olamadımsa albert camus olurum, selam nietzsche, yaprak öldü. tanrı istemedikçe düşmeyen yaprak yer çekimine yenik düştü, eee Allah'ın sopası yok. müslüman edebiyatı yapma bana diyecek olan arkadaş, sana bi maraşlı küfürü ederim kafanı hissedemezsin. ama neyseki o küfrü henüz bilmiyorum. artık makyaj yapıyorum bu arada, görüntüme ben bile tahammül edemez oldum. saçımı da boyadım . nasıl biri olmamı istiyorsanız öyle biri oluyorum artık belki de. kaybetim, kaybettiklerimi okuma, silik bir dövme kolumda.


3 Mayıs 2016 Salı

müjde, birazını buldum!



yine kaçmak isterken ve hep kaçmak isterken şubattan beri saplı kaldım bu şehre. kaçmak meselesini bile beceremez oldum. daha ne kadar bulaşılır diplere diye düşündükçe, bu soruların da düşmenin de sonu gelmez hissi uyandıran bir hengameyi yaşadım. bu böyle sürüp giderken bi yandan sürdü hayat, belli rutinler, bıkkınlık getiren monotonluklar... bi hafta önce dünkü saat gibiydi evet. o gece ne geceydi, bu gece ne gece! sekiz kırıklı adamı buldum dostlarım, kaderin cilvesine bakın. üç beş mesaj sonrasında da hunili olduğum (!) ortaya çıktı, kaderin cilvesine bakın. "seni bulucam" dedim de inanmadı, bana inanmak niye bu kadar zorsa? güvenmeye gelince güveniyorlar, ah bi de ağzımdan çıkanların az bi hükmü olsa ya. bana duyulan güvenlerden de birine güvenmekten de kendimi bildim bileli korktum ben. bi kere olsun birine inanalım dedik de ondan sonra dengesiz endazem hiç ayar tutmadı ya zaten. inanmak belasına bundan sonra da düşer oldum ve her seferinde düşürüp dizimi kanatmayı becerdiler. neyse şimdi bunlara girmenin yeri değil, sonuç itibariyle geçmişten geleceğe bıraktığım bir izdi o adamı bulmaya yönelik söylemim ve onu bulmadan onla konuşma fırsatı yakalamış oldum bu sayede. yaptığım bu ön bildirimden pek hoşnut değil kendisi,beş sene önce yazdığı bir yazıyı okumuş alelade biriyim haliyle; ama bu onu bulacağım gerçeğini değiştirmiyor. neyse ben şimdi eczaneye gidicem, dün gece hastanedeydim dediğim gibi. iki ilaç alayım da kendime geleyim. o kadar serum yedik, ortalığa kustuk; adamlar tüm gece benle uğraştı, emekleri boşa gitmesin.

28 Nisan 2016 Perşembe

bildiğin gibi değil


"tanrım  iyi insanlar çıkarsın karşımıza" dedikçe çıkmıyorlar, çıkan da kaçıyor benden. çözemiyorum. çirkin bi kızdım, huyum da çirkindi ama becerikliydim, çalışmazdım ama başarılıydım, kimse sevmezdi beni ama bu sevgiye ihtiyaç da duymazdım, saf döküm özgüvendim ben ve tükürdüğüne yüzü olmayan model insan bendim! ukala, sert ve sivri.. işte karşınızda bendim. insanları sevemez olup meşrebim dolayısıyla bıkkın bi saygı gösterip, kimseyi umursamadığım dönemlerde bile alttan alta merhametli ve ilgiliydim halbuki. sevgiyi bırak, aşktan öldüğünü iddia eden kimselerde bile bu özveriyi göremedim ben. düşünsene bi çevrem var, en "iyi" insan benim; düşün nasıl insanlar. hepsinden farklı olduğumu az çok anlamışsındır. herkes kendi içinde farklı onu bi geç, ona rağmen ben farklıyım öyle düşün. bu nedenle de beni yok sayamaz anca arkamdan konuşurlardı. hep haklı çıkan insanları kimse sevmez, kendi bile... bi noktada ben de kendimi sevmemeye başladım. olayları ve insanları iyi tahlil edebiliyor olmam; sırbaz ve ketum bünyemle birleşip, herkes her şeyini bana söyleyince düzenleri ben idare ettim, dengeleri ben kurdum bu düz yürüme bilmez halimle.pamuk ipliklerim, örümcek ağlarım, kara bahtım, kör talihim, sevgili zıkkımseverler!
 bu gün konuşasım var ama bugün kimse bırakmadım çevremde. cem karaca'nın "ana baba bacı gardaş"  nidaları sonuna kadar haklı. zaten şimdiki zımbırtılara kafam pek basmıyor. bu ekole ait bir insan olmadığımı bilenler bilir (sanki milletin de çok da sikindeymişim gibi konuştum) (hasiktir sik dedim, neyse parantezleri iç konuşma gibi alın; benden değerli mi?) değerli bir köpektir, izmir yüksek teknoloji enstitüsünün mutlu köpekleri vardır, bazı insanlar köpek gözü gibi masumdur ve su altında it gibi titreyenlerdenim.
"bu kızı tanıyanla yazdıklarını anlıyor mudur ya?" diye düşünen biri varsa şahsen, yazdıklarımı ben olsa anlayamaz onlar, sen de anlayamazsın; takma kafana (fazla beyin siktiysem, okuma madem, ne okuyorsun?) (bi de bu parantezli küfür işini sevdim ben, imajı zedelemeden küfür edebiliyorum amına koyayım, iyiymiş) (hemen sen erkek değilsin klişesine de girmeyin amına koyayım, içimden düşünüyorum dedim ya, içimi ne biliyonuz siz benim?) kafam bozuk bi hayli, hissettiniz onu; ben anladım.
bi huyum var. biri canımı sıktı mı ben bunu konuşamam, sorun konuşmayı sevmem zaten. kuvvetle muhtemel imalı ve ince bi dille lafımı söyler geçerim; genelde de anlamazlar yada biri "yaprak bi sorun mu var?" der, bi şey demeden hayatımda ilk kez insan görmüş gibi bakarım bende. neden sorun konuşalım, sorun çıkarmayın ki sorun konuşmayalım da (karadeniz aksanı) (ha ben karadenizli değilim ama ağız alışkanlığı, sorma sorma bildiğin gibi değil karakterim)
insanları hayatından çıkarınca mutlu olmuyorsun, ama huzur buluyorsun. karakter sahibi bir insan olduğunu düzgün bir kişiliğin olduğunu, üç kağıtçılık etmediğini hissediyorsun en azıdan tüm benliğinde. öyle yaptım bende, mutsuzum ama bunu benden başka umursayan yok haliyle.bu öyle bi dünya ki hep hakkımı yediler. dilenmeyen özürler var. tepkimden korkuyorlar ki haklılar, hayatımı mahveden insanların boynuna sarılırsam bu sevinçle olmaz kuvvetle muhtemel. şimdilerde sahip olmayı beceremediğim ski deli kuvvetim olsa hiç bi şeyden korkmam, bi sıkımlık canları var. işte sorunda bu belki de gittikçe kötüleşiyor durum. gücüm kalmadı, sesim çirkinleşti (ve bi zamanlar güze olduğunu söyleyecek cesareti bile kalmadı) ingilizceyi unuttum ( şu saatten sonra saatlerce ingilizce muhabbetler ettiğime ben bile inanmam) hatiplik, konuşmacılık, özgüvenden eser yok (kendi içimde kendime işkenceler anca) resme yeteneğim kalmadı (bi portrem yarım saatti benim be) yazma yetkinliğimi kaybettim ( eskisi gibi yazabilmeyi ne çok isterdim) başarısızım her şeyde. kendine dahi yetemeyen daha da yalnızlaşan.. sadece yalnızlıkla sorunum yok gerçi bu ara, bildiğim meret. ama eski gücüm yok diye belki artık sığınmak istiyorum. fırtınalı bi yağmurda sıçana dönmüş gibiyim, bu dediğimi de çokça tecrübe ettim. kör gözlerim yağmurda da görmüyor zaten, bildiğim yolu bile unutuyorum; düşün nasıl bi çaresizlik. yükümü nereye boşaltayım? kim duymadan dinler beni.

benden hoşlanan çocuklar var, hemde ben gibi şişman ve garip bi kızdan! böyle çirkin de değiller, omuzlar falan bi gör. niye ben? bi de yanıma da gelip bi şey diyemiyorlar, tuhafım ya tepkim ne olacak kim bilir... sonra unutuyorlar beni haliyle. peki ben mi? ben uzun süredir hep askerden yeni dönmüş gibiyim. otobüste yolda eli yüzü düzgün kimi görsem (ki bu ne geniş yelpaze tahmin edemezsin) yakışıklı. yakışıklı, yakışıklı olmaya da birini bile hatırlamıyorum mesela, görüş alanımdan çıkan herkes silikleşiyor bi meseleden beri. ben evlenmeyi düşünmüyorum da evlensem de aldatırım kesin, hele uzak mesafeli ilişki! gözden uzak olan Allah Allah! ve bu herkesi beğenip sonra bi daha hatırlamama olayımı normalleştirmeye çalışan bi güruh da var. (davar, 'da var' dan davar; güzel nüansmış. davar zaten hepsi) Şöyle açıklayayım: "bu çocuğa yakışıklı demiştim, sonra başka yerde gördüm yeniden yakışıklı dedim tanımadan" diyorum, "olur öyle" diyorlar. "oğlanın birini dan diye yemeğe davet ettim" diyorum "olabilir" diyorlar. "amuda kalktım geçen " diyorum (ha oğlum bu da ciddi, az makul olun da ) "normal bence" diyorlar yani, o derece! normal ve sizin gibi basit değilim, zeki olduğumu söyleyenler de oldu; ben gayet düz beyinim bi yerde, benim zeki olduğumu düşündürecek toplum yapısı utansın (tabi beyni basarsa) siz böyle kafası basmayan insanlar oldukça daha göçebe ve yersiz yurtsuz olacağım ortada. böyle avare avare gezdikçe herkesi beğenir, kimseye kök salamam ben.  nasıl kök salınacağını bana unutturan insanlara ah edemediğimden sırf çok mutlular biliyor musun? çünkü şimdiye kadar kime ah etsem başı kurtulmadı dertten, ve ben benim bedduamla kötü olacak birinin düşüncesiyle bile mahvoluyorum. her iki şekilde de acı çekiyor olmanınsa tabi ki tarifi yok, yazma da pek iyi değilimdir, konuşmayı zaten beceremiyorum. ha bi de genellemelere gelemiyorum ama bu ayrı konu. hissettirebilir miyim?? sanmam, belki kendince bi hissin olur sadece benle ilgili. neyse bu kız kaçar şu saatten sonra, biraz da denize hasret bi ruh haliyle porsuk kenarında serserilik etmeye gideyim.

9 Mart 2016 Çarşamba

deli kalem

kalemim delirdi, elinden tutmadı kimse. rengimi elimden aldılar da, elime... neyse. hastayım imam bey efendi. neyim var muallak. daha ölmüyorum orası tamam, o halde ne işim mi var senle? sen müslüman adamsın vesselam, evlensene benle. kına gecemizde seni ortada bırakıp kaçayım da cümle alem kınasın beni.
sayın senato, siz saya durun. sevgili roma halkı; ben italyanları sevmem, burda ne işim var. müstakbel şişli belediyesi! susmayın, gençlik elden gidiyor. on beşlik velete velet diyecek, öğüt verecek kimim ben? en nefret ettiğim dava değil miydi tecrübe meseleleri üzerinden ahkam kesme.
hastayım diyorum, anlamıyorlar halkım!  yorumlar hal bırakmıyor, halim zaten harap. rüyamı iyiye yormuyorlar. kime sorsam yalnız diyorlar bana, kime soruyorum o zaman acaba? kim var, kime yok . bana yalanla söyleyin, doğrularınızı kafam almıyor.
düz yürüyemiyorum hakim bey, mizana çıksam nizam öğrenemem sayın savcım.
hani baş tacım, çınar ağacım? bu şehir sözüm ona yaşlı ama çınar falan yok, mevsimlik alerji ihtiyacım karşılanamadığından böyle hastayım belki.yarınım öyle muallak. ona rağmen arayamadıklarım var. dua edin benim için, yada mum yakın. olmazsa çaldırın, ben ararım. yardım lazım, yada kaçırmanız lazım. neden nasıl demem söz. nefes alabilmek istiyorum





                                                                                                                                                                

6 Mart 2016 Pazar

bi mesele var


uzundur yazmıyorum artık kalemi ele alma vakti geldi. geldi de gelmeye, yazmaya kalemim olsa rahat durmazdı arsız ellerim. bi çeşit çeşit yüzük takma belasından, bi de saçma sapan aklıma eseni yazma sevdasından vazgeçemedim. bu iki müptelalığımdan biri olacak sonum desem hemen düşüncelere dalarsın. iki çift sözü yazmaya ne var, tek satırım sonum olur istersem. ama o yüzük bi kere öldürmez, bir sürüsünü takıyorum ama o biri mahveder beni.
ne mi benim derdim gecenin bu vaktimde?
başlarım bazı bazı ızdırab-ı aşka. her seferinkinden başka meselem. kafam şeftali rengi oldu ve beynim hiç bi şekilde almıyor konuyu. şarkı dinlerken yazamaz oldum, daha da doğrucası yazamaz oldum. kapı tıkırdasa oynuyorum, ne oynaması be yazamıyorum diyecektim. ama kendimi ele verdim: insanların önünden arkasından oynadım hep.  makyaja genelde karşıydım, maskelenemem ihtiyaç duymam böyle şeylere derdim. numara yapmakla pandomim yapmak için aynı boyalı kafa gerekmiyor belki de. pandomim hah, bi adama da boya sözü vermişliğim var bir zaman. gerçi sonradan beni engellediği için verdiğim sözün hükmü kalmamış olabilir ama boya derse onun da gözünü boyarım, boyarsam  kulağına küpe olacak derse de pek şaşacağını sanmam.
ben neyim ki benle diyaloğa giren ne olsun. sarp da iyiymiş işte, ne olsun? en son benle uzay mekiğinde -apollo 13- görülmüş, benle uçuyoruz yine. müsveddelerimden bi  kağıttan uçak yaptık, bende yükseklik korkusu var, pili de bitmek üzere uçağın. havadayken biterse pil, havada kalakalırsak ya! korkarım ben, sarp kayalıklar da sonumuz olmaz bu şansla be sarp. şanın kötü, iran şahı olsan ne?

kafamda biraz duman var, duygularıyla oynanmış uyuşurucular, içilmemiş içkiler, kolumda artı ve eksiler, kulağımda bi üçgen... tuhaf meselelerim, her taşın altında benim! anlayamazsınız çünkü amuda kalktım, sizi anca öyle düz görebiliyorum. "beynimdeki sekiz kırık"" diye bi yazı var, onun yazarını bulun bana. parende atıyor kesin, engel olayım da üstümden atlasınlar; ya da başına gelenlere göz yumsunlar. susuyorum sizi kelime meraklıları. laf ebeliği gebeliğe yol açabilir üstünüzde. altınızda yatır var, küçükken r leri de söyleyemezdim. yalan söylenince anlayabilme kabiliyetimde bu zamandan kalma.bi şey söylüyor bana, yalan demem lazım ama diyemiyorum. eniştemde de olduğu gibi, konuyu bi tek ben biliyorum. kapatın beni, bi anlatsam derdimi. anlamazsınız derdim, ya anlarsanız ! neyse sizi gidi anlayışı kıt küt beyinler, gidip zıkkım bulayım