8 Ağustos 2016 Pazartesi
gölgelerden bir demet
bilen bilir, bende paşa bol. herifleri kapıdan kovduğum şu dönemde bacadan girip, eski yerlerine oturup, bana el hareketi çeker hale geldiler. aman canım neyse ne. yine böyle paşalarımdan biri (bu hayatımdan çıkarmadığım ama zaten hayatıma da girmemiş biri, yani farklı bi durumu var ama anlatmayacağım; çünkü keyfim öyle istiyor.) bana değer verir mi vermez i bilmem, ama kafası basan biri olduğumu düşünen bi bey. ben onunla ilgili neredeyse hiç bi şey bilmeden hayataa karşı duruşuna hayranım kendisinin ve çokça saygı duyduğum biri. ha bana hitap etmeyen, hoşuma gitmeyen davranışları da var tabii ki; ama şahsi bir rahatsızlık vermediği sürece kimsenin haline tavrına laf edecek karakterde de değilim, öyle bi hadde de sahip değilim. neyse bizim bu beyle, bir süre devam eden ve kelime oyunları üzerine dönen eğlenceli, keyifli, ufuk açıcı ve düzeyli bir sohbetimiz oldu. en azından benim açımdan bu şekildeydi, çünkü karşımda tam bir İlber Ortaylı'ydı ve ben seneler süren depresyonlarla problemler sonrası okumayan, öğrenmeyen, asosyal, cahil birine dönmüştüm. bu sebeple bi süre sonra ortadan kaybolmasına üzülerek de olsa hak verdim ve buraya yazmadığım çok yerinde bi sebep daha vardı konuşmayı uzatmaması için; velhasıl kelam konuşmayı bıçak kesiği gibi sonlandırdık. neyse efendim aradan biraz zaman geçti, hiç geçmediyse rahat üç ay geçti ve o bey kendi kendine geri döndü. açıkçası buna sevinmedim diyemem, çünkü her ne kadar sürdürülemeyecek bir arkadaşlık olsa da onunla iletişim halinde olmaktan memnundum. eskisi kadar sık olmasa da konuşmaya devam ediyorduk. ediyorduk etmesine de konuşmalar da bi potluk olduğunu hissedebiliyor ve bunun önüne geçemiyordum. söylediklerini anlayamıyordum ve o da benim söylediklerimi ters anlıyor, konuşma benim özür nitelikli gırgır yapmamı gerektiren bi boyuta ulaşıyordu. onun da benle bir problemi yoktu; benim de onla bi problemim yoktu, olamazdı da... ama anlaşamadığımız bi nokta vardı ki, ben sorunu çözemedim. normalde kendi kişisel hayatımıza dair sorunları konuşmazdık (asılda ben bi kaç kez konuşmak istedim ama, pek umursanmadı; ama bunun kesinlikle haklı sebepleri vardı) ama gerçekten berbat bi dönemimde içimden o an geçen neyse onları aktardım. çevremdekilerin yaptığı gibi basite indirgedi sorunlarımı, ama bundan ötürü ona kızmadım. beni doğuran kadın bile umursamıyor; ondan bunu ciddiye almasını zaten beklemedim, hem de konuyla ilgili hiç bi şey bilmeden. bi kaç bi şey deyip geçiştirdim, oysa 'yardımcı olmaya çalışmasına rağmen, umursanmamakla' suçladı beni kendi içinde zannımca. zaten limoni bi dönemden geçiyorduk, ha bi de şunu dipnot geçeyim ki ağzı pek de düzgün bi kız değilim ve o da bunu biliyor. neyse efendim, bunun sorduğu bi soruya yine gayet içten ve 'kendi durumumu özetleyen, KİMSEYİ DE SUÇLAMA AMACI GÜTMEYEN' bi cevap verdim, zaten onu suçlamam gibi bir şeyin söz konusu olması dahi kabul edilemeyecek bir durumdayız. ki zaten sorunumun onla uzaktan yakından ilgisi yok. neyse ben buna 'onun bu kadar ters anlamasına ihtimal vermediğim' bi cevap verdim ki verme olaydım. küstahlık ve basitlik'le yaftaladı beni paşam. işin kötü yanı bunun beni kızdırması gerekirken kırması çok abes bi durum. meğer gerçekten tanımadığım, kimdir nedir bilmediğim bu beye gerçekten fazlaca değer veriyormuşum. bundan sonra ne olur ne olmaz bilmiyorum ama şu an imkanım olsa evini basardım işte bu gerçek. her şey bir yana hakkımda bu şekilde düşünmesine sebep verecek ne yaptığımı düşünürken ve bunla ilgili üzülürken kafayı yiyeceğim. işin kötü yanı kesinikle dan diye bu şekilde davranacak adam değil, neyse su akar yolunu bulur diyelim efendim
2 Ağustos 2016 Salı
zamanında "ya sen kimseden gidemezsin, onlar senden gider; ya da sen kimseden gidemezsin, onları gönderirsin.. sen hiç bi şekilde kimseden gidemezsin." demiştim de bu söylemim bile hafifmeşreplikle itham edilmişti. kurtulamadığım geçmiş, ondan kurtulamadığım şekilde öylece dursun. dursun da ona böyle batmam neden, hem de en olmadık anlarda. canım biri vardı zamanında, vardı var olmaya ama yoktu da aynı zamanda. onu da terk ettim sözde, herkesle birlikte.. nerde?? yolda denk geldik bu gün, hızlı bi öpüşme falan.. kaçtı nerdeyse iki sözün ardından.. ben kimseyi terk edemedim arkadaşım. öz güvenli vurdumduymaz hatun olmaya devam, akşamları da buralarda dert yanarım nasıl olsa kendime kadeh kaldırıyorum. delik deşik mi, vuruk kırık mı yoksa çok mu sağlam kaybettim bilmiyorum. herkes nasıl kaybediyorsa onların hiç kaybetmediği şekilde kaybettim ama. işte bu çok net. yalnız olmaya alışkınım da insanlar gelip parazit yapınca toplanmam zaman alıyor. neyse ne, ağız burun terk edildim yine
5 Haziran 2016 Pazar
veda
bu gün beş senelik sıkıntılarla yüzleştim. beni kimsenin anlamaması gibi yeni tanıştığım
bi adam da anlamadı. ve anlam veremediğim bir bacak ağrım var. kapanması zor
hesaplardan seçtim kendime. herkes için bir O vardır. Onu aradım sonunda onla
ilgili kurduğum bi cümle vardı "sen sevilmeyecek bir insan değilsin
ki" aynısını kurdu bana, "o dediğini neden dedin" diyebildim
anca, "ciddi miydin" diyemedim. "kızgın mısın" diye sordum,
değilmiş. diyemedim...
"biliyor musun ben
bir yıl mezun kalıp da üniversiteye gitmemiş biri değilim, kazandım ama
gitmedim ve asıl mesele bu da değil; ben okulu bırakmıştım. ailemin ve çevremin
ittirmesiyle ikinci sene hazırlanıyormuş gibi yaptığımda matematik sınavından
iki gün önce öğrendim iki numaralı kızı. ben sana bir sürü şey yazdım biliyor
musun? ben hayatta ağladıysam, sadece senin derdinden ağladım. bunlar
anlayacağın şeyler değil 'aşk yok, o var' derdim ben soranlara. şu an seni
sevmiyorum tamam ama, senden sonra kendimi bile sevemiyorum ben. sarp'ı haklı
çıkardın, alacağın olsun.kime seni anlatsam herkes aynı tepkiyi verdi, herkes
haklı çıktı şimdi. kaybetmek gibi kaybetmek mi şimdi benimki?" diyemedim.
ne çektiğim benle Allah arasında kalsın, hayal edemeziniz
tahammül de edemezsiniz. benle mezara gidecek olanlara selam olsun, zaten
sırtımda sayısını bilmediğim kadar cenaze var. diğer konuşmayı anlatacak
kudretimse zaten yok. hayatımın bu kadar kötü halde olmasını yetiremedim
kendime ve yeni sorunlar oluşturdum belki. ama hesaptan düşüldü artık bu
olanlar, silindi numaralar. ben çok hata yaptım, şu saatten sonra iyileşmez de
yaralarım. ben gazi olarak ayrılmayı başardım, şehit olmayı yada sapasağlam
dönmeyi beceremedim. sıkıştım ben. belki bundan hamamyolundaki tüm dükkanlara
tek tek "içine işeyeyim" dedim. sabah 6.15 saat, ebem dahil hayatıma
giren çıkan kim varsa ihtiyacım var şu an. özgvenimi ve iç sesimi kaybettim
ben, diğerlerini boşver (!)
anlatamıyorum ben bana ne olduğunu; anlattıklarım basit,
edebiyatım ezber geliyor size. bir de anlatamadıklarım var, anlaşılmazlarım
var. anlamazsınız. sigara bile yakamadım arkasından çoğu şeyin. bildiğim bir şey varsa içimde kırıldı. hala
güvensizim ve korkuyorum insanlardan ama "gel ben seni koruyacağım"
diyecek birine hayır da diyemem. ve sonunda belki gerçekten herkesten korurken o kişi mahvedecek beni, zaten beni hep o
kişiler mahvetti. anlatamıyorum, şu an biri kaçırsa "nereye" bile
demem, o denli kendimden geçtim. yorgunluk bu hep. kimsenin bilmediği ve okumadığı şeyler yazıyorum. ölünce
yazmaz olurum, gerçi önceden de çok yazmıyordum.
sana ve sana son yazım bu, bu sabah içimden kustum sizi et
et. ted bundy olamadımsa albert camus olurum, selam nietzsche, yaprak öldü.
tanrı istemedikçe düşmeyen yaprak yer çekimine yenik düştü, eee Allah'ın sopası
yok. müslüman edebiyatı yapma bana diyecek olan arkadaş, sana bi maraşlı küfürü
ederim kafanı hissedemezsin. ama neyseki o küfrü henüz bilmiyorum. artık makyaj
yapıyorum bu arada, görüntüme ben bile tahammül edemez oldum. saçımı da boyadım
. nasıl biri olmamı istiyorsanız öyle biri oluyorum artık belki de. kaybetim,
kaybettiklerimi okuma, silik bir dövme kolumda.
3 Mayıs 2016 Salı
müjde, birazını buldum!
yine kaçmak isterken ve hep kaçmak isterken şubattan beri
saplı kaldım bu şehre. kaçmak meselesini bile beceremez oldum. daha ne kadar
bulaşılır diplere diye düşündükçe, bu soruların da düşmenin de sonu gelmez hissi
uyandıran bir hengameyi yaşadım. bu böyle sürüp giderken bi yandan sürdü hayat,
belli rutinler, bıkkınlık getiren monotonluklar... bi hafta önce dünkü saat
gibiydi evet. o gece ne geceydi, bu gece ne gece! sekiz kırıklı adamı buldum
dostlarım, kaderin cilvesine bakın. üç beş mesaj sonrasında da hunili olduğum (!)
ortaya çıktı, kaderin cilvesine bakın. "seni bulucam" dedim de
inanmadı, bana inanmak niye bu kadar zorsa? güvenmeye gelince güveniyorlar, ah
bi de ağzımdan çıkanların az bi hükmü olsa ya. bana duyulan güvenlerden de birine
güvenmekten de kendimi bildim bileli korktum ben. bi kere olsun birine inanalım
dedik de ondan sonra dengesiz endazem hiç ayar tutmadı ya zaten. inanmak
belasına bundan sonra da düşer oldum ve her seferinde düşürüp dizimi kanatmayı
becerdiler. neyse şimdi bunlara girmenin yeri değil, sonuç itibariyle geçmişten
geleceğe bıraktığım bir izdi o adamı bulmaya yönelik söylemim ve onu bulmadan
onla konuşma fırsatı yakalamış oldum bu sayede. yaptığım bu ön bildirimden pek
hoşnut değil kendisi,beş sene önce yazdığı bir yazıyı okumuş alelade biriyim
haliyle; ama bu onu bulacağım gerçeğini değiştirmiyor. neyse ben şimdi eczaneye
gidicem, dün gece hastanedeydim dediğim gibi. iki ilaç alayım da kendime
geleyim. o kadar serum yedik, ortalığa kustuk; adamlar tüm gece benle uğraştı,
emekleri boşa gitmesin.
28 Nisan 2016 Perşembe
bildiğin gibi değil
"tanrım iyi insanlar
çıkarsın karşımıza" dedikçe çıkmıyorlar, çıkan da kaçıyor benden. çözemiyorum.
çirkin bi kızdım, huyum da çirkindi ama becerikliydim, çalışmazdım ama
başarılıydım, kimse sevmezdi beni ama bu sevgiye ihtiyaç da duymazdım, saf
döküm özgüvendim ben ve tükürdüğüne yüzü olmayan model insan bendim! ukala,
sert ve sivri.. işte karşınızda bendim. insanları sevemez olup meşrebim
dolayısıyla bıkkın bi saygı gösterip, kimseyi umursamadığım dönemlerde bile
alttan alta merhametli ve ilgiliydim halbuki. sevgiyi bırak, aşktan öldüğünü
iddia eden kimselerde bile bu özveriyi göremedim ben. düşünsene bi çevrem var,
en "iyi" insan benim; düşün nasıl insanlar. hepsinden farklı olduğumu
az çok anlamışsındır. herkes kendi içinde farklı onu bi geç, ona rağmen ben
farklıyım öyle düşün. bu nedenle de beni yok sayamaz anca arkamdan konuşurlardı.
hep haklı çıkan insanları kimse sevmez, kendi bile... bi noktada ben de kendimi
sevmemeye başladım. olayları ve insanları iyi tahlil edebiliyor olmam; sırbaz
ve ketum bünyemle birleşip, herkes her şeyini bana söyleyince düzenleri ben
idare ettim, dengeleri ben kurdum bu düz yürüme bilmez halimle.pamuk
ipliklerim, örümcek ağlarım, kara bahtım, kör talihim, sevgili zıkkımseverler!
bu gün konuşasım var
ama bugün kimse bırakmadım çevremde. cem karaca'nın "ana baba bacı
gardaş" nidaları sonuna kadar
haklı. zaten şimdiki zımbırtılara kafam pek basmıyor. bu ekole ait bir insan
olmadığımı bilenler bilir (sanki milletin de çok da sikindeymişim gibi
konuştum) (hasiktir sik dedim, neyse parantezleri iç konuşma gibi alın; benden
değerli mi?) değerli bir köpektir, izmir yüksek teknoloji enstitüsünün mutlu
köpekleri vardır, bazı insanlar köpek gözü gibi masumdur ve su altında it gibi
titreyenlerdenim.
"bu kızı tanıyanla yazdıklarını anlıyor mudur ya?"
diye düşünen biri varsa şahsen, yazdıklarımı ben olsa anlayamaz onlar, sen de
anlayamazsın; takma kafana (fazla beyin siktiysem, okuma madem, ne okuyorsun?)
(bi de bu parantezli küfür işini sevdim ben, imajı zedelemeden küfür
edebiliyorum amına koyayım, iyiymiş) (hemen sen erkek değilsin klişesine de
girmeyin amına koyayım, içimden düşünüyorum dedim ya, içimi ne biliyonuz siz
benim?) kafam bozuk bi hayli, hissettiniz onu; ben anladım.
bi huyum var. biri canımı sıktı mı ben bunu konuşamam, sorun
konuşmayı sevmem zaten. kuvvetle muhtemel imalı ve ince bi dille lafımı söyler
geçerim; genelde de anlamazlar yada biri "yaprak bi sorun mu var?"
der, bi şey demeden hayatımda ilk kez insan görmüş gibi bakarım bende. neden
sorun konuşalım, sorun çıkarmayın ki sorun konuşmayalım da (karadeniz aksanı)
(ha ben karadenizli değilim ama ağız alışkanlığı, sorma sorma bildiğin gibi
değil karakterim)
insanları hayatından çıkarınca mutlu olmuyorsun, ama huzur
buluyorsun. karakter sahibi bir insan olduğunu düzgün bir kişiliğin olduğunu,
üç kağıtçılık etmediğini hissediyorsun en azıdan tüm benliğinde. öyle yaptım
bende, mutsuzum ama bunu benden başka umursayan yok haliyle.bu öyle bi dünya ki
hep hakkımı yediler. dilenmeyen özürler var. tepkimden korkuyorlar ki haklılar,
hayatımı mahveden insanların boynuna sarılırsam bu sevinçle olmaz kuvvetle
muhtemel. şimdilerde sahip olmayı beceremediğim ski deli kuvvetim olsa hiç bi
şeyden korkmam, bi sıkımlık canları var. işte sorunda bu belki de gittikçe
kötüleşiyor durum. gücüm kalmadı, sesim çirkinleşti (ve bi zamanlar güze
olduğunu söyleyecek cesareti bile kalmadı) ingilizceyi unuttum ( şu saatten
sonra saatlerce ingilizce muhabbetler ettiğime ben bile inanmam) hatiplik,
konuşmacılık, özgüvenden eser yok (kendi içimde kendime işkenceler anca) resme
yeteneğim kalmadı (bi portrem yarım saatti benim be) yazma yetkinliğimi
kaybettim ( eskisi gibi yazabilmeyi ne çok isterdim) başarısızım her şeyde.
kendine dahi yetemeyen daha da yalnızlaşan.. sadece yalnızlıkla sorunum yok
gerçi bu ara, bildiğim meret. ama eski gücüm yok diye belki artık sığınmak
istiyorum. fırtınalı bi yağmurda sıçana dönmüş gibiyim, bu dediğimi de çokça
tecrübe ettim. kör gözlerim yağmurda da görmüyor zaten, bildiğim yolu bile
unutuyorum; düşün nasıl bi çaresizlik. yükümü nereye boşaltayım? kim duymadan
dinler beni.
benden hoşlanan çocuklar var, hemde ben gibi şişman ve garip
bi kızdan! böyle çirkin de değiller, omuzlar falan bi gör. niye ben? bi de
yanıma da gelip bi şey diyemiyorlar, tuhafım ya tepkim ne olacak kim bilir...
sonra unutuyorlar beni haliyle. peki ben mi? ben uzun süredir hep askerden yeni
dönmüş gibiyim. otobüste yolda eli yüzü düzgün kimi görsem (ki bu ne geniş
yelpaze tahmin edemezsin) yakışıklı. yakışıklı, yakışıklı olmaya da birini bile
hatırlamıyorum mesela, görüş alanımdan çıkan herkes silikleşiyor bi meseleden
beri. ben evlenmeyi düşünmüyorum da evlensem de aldatırım kesin, hele uzak
mesafeli ilişki! gözden uzak olan Allah Allah! ve bu herkesi beğenip sonra bi
daha hatırlamama olayımı normalleştirmeye çalışan bi güruh da var. (davar, 'da
var' dan davar; güzel nüansmış. davar zaten hepsi) Şöyle açıklayayım: "bu
çocuğa yakışıklı demiştim, sonra başka yerde gördüm yeniden yakışıklı dedim
tanımadan" diyorum, "olur öyle" diyorlar. "oğlanın birini
dan diye yemeğe davet ettim" diyorum "olabilir" diyorlar.
"amuda kalktım geçen " diyorum (ha oğlum bu da ciddi, az makul olun
da ) "normal bence" diyorlar yani, o derece! normal ve sizin gibi
basit değilim, zeki olduğumu söyleyenler de oldu; ben gayet düz beyinim bi
yerde, benim zeki olduğumu düşündürecek toplum yapısı utansın (tabi beyni
basarsa) siz böyle kafası basmayan insanlar oldukça daha göçebe ve yersiz
yurtsuz olacağım ortada. böyle avare avare gezdikçe herkesi beğenir, kimseye
kök salamam ben. nasıl kök salınacağını
bana unutturan insanlara ah edemediğimden sırf çok mutlular biliyor musun?
çünkü şimdiye kadar kime ah etsem başı kurtulmadı dertten, ve ben benim
bedduamla kötü olacak birinin düşüncesiyle bile mahvoluyorum. her iki şekilde
de acı çekiyor olmanınsa tabi ki tarifi yok, yazma da pek iyi değilimdir,
konuşmayı zaten beceremiyorum. ha bi de genellemelere gelemiyorum ama bu ayrı
konu. hissettirebilir miyim?? sanmam, belki kendince bi hissin olur sadece
benle ilgili. neyse bu kız kaçar şu saatten sonra, biraz da denize hasret bi
ruh haliyle porsuk kenarında serserilik etmeye gideyim.
9 Mart 2016 Çarşamba
deli kalem
kalemim delirdi, elinden tutmadı kimse. rengimi elimden
aldılar da, elime... neyse. hastayım imam bey efendi. neyim var muallak. daha
ölmüyorum orası tamam, o halde ne işim mi var senle? sen müslüman adamsın
vesselam, evlensene benle. kına gecemizde seni ortada bırakıp kaçayım da cümle
alem kınasın beni.
sayın senato, siz saya durun. sevgili roma halkı; ben
italyanları sevmem, burda ne işim var. müstakbel şişli belediyesi! susmayın,
gençlik elden gidiyor. on beşlik velete velet diyecek, öğüt verecek kimim ben?
en nefret ettiğim dava değil miydi tecrübe meseleleri üzerinden ahkam kesme.
hastayım diyorum, anlamıyorlar halkım! yorumlar hal bırakmıyor, halim zaten harap.
rüyamı iyiye yormuyorlar. kime sorsam yalnız diyorlar bana, kime soruyorum o
zaman acaba? kim var, kime yok . bana yalanla söyleyin, doğrularınızı kafam
almıyor.
düz yürüyemiyorum hakim bey, mizana çıksam nizam öğrenemem
sayın savcım.
hani baş tacım, çınar ağacım? bu şehir sözüm ona yaşlı ama
çınar falan yok, mevsimlik alerji ihtiyacım karşılanamadığından böyle hastayım
belki.yarınım öyle muallak. ona rağmen arayamadıklarım var. dua edin benim
için, yada mum yakın. olmazsa çaldırın, ben ararım. yardım lazım, yada
kaçırmanız lazım. neden nasıl demem söz. nefes alabilmek istiyorum
6 Mart 2016 Pazar
bi mesele var
uzundur yazmıyorum artık kalemi ele alma vakti geldi. geldi
de gelmeye, yazmaya kalemim olsa rahat durmazdı arsız ellerim. bi çeşit çeşit
yüzük takma belasından, bi de saçma sapan aklıma eseni yazma sevdasından
vazgeçemedim. bu iki müptelalığımdan biri olacak sonum desem hemen düşüncelere
dalarsın. iki çift sözü yazmaya ne var, tek satırım sonum olur istersem. ama o
yüzük bi kere öldürmez, bir sürüsünü takıyorum ama o biri mahveder beni.
ne mi benim derdim gecenin bu vaktimde?
başlarım bazı bazı ızdırab-ı aşka. her seferinkinden başka
meselem. kafam şeftali rengi oldu ve beynim hiç bi şekilde almıyor konuyu.
şarkı dinlerken yazamaz oldum, daha da doğrucası yazamaz oldum. kapı tıkırdasa
oynuyorum, ne oynaması be yazamıyorum diyecektim. ama kendimi ele verdim:
insanların önünden arkasından oynadım hep. makyaja genelde karşıydım, maskelenemem
ihtiyaç duymam böyle şeylere derdim. numara yapmakla pandomim yapmak için aynı
boyalı kafa gerekmiyor belki de. pandomim hah, bi adama da boya sözü vermişliğim
var bir zaman. gerçi sonradan beni engellediği için verdiğim sözün hükmü
kalmamış olabilir ama boya derse onun da gözünü boyarım, boyarsam kulağına küpe olacak derse de pek şaşacağını
sanmam.
ben neyim ki benle diyaloğa giren ne olsun. sarp da iyiymiş
işte, ne olsun? en son benle uzay mekiğinde -apollo 13- görülmüş, benle uçuyoruz
yine. müsveddelerimden bi kağıttan uçak
yaptık, bende yükseklik korkusu var, pili de bitmek üzere uçağın. havadayken
biterse pil, havada kalakalırsak ya! korkarım ben, sarp kayalıklar da sonumuz
olmaz bu şansla be sarp. şanın kötü, iran şahı olsan ne?
kafamda biraz duman var, duygularıyla oynanmış uyuşurucular,
içilmemiş içkiler, kolumda artı ve eksiler, kulağımda bi üçgen... tuhaf
meselelerim, her taşın altında benim! anlayamazsınız çünkü amuda kalktım, sizi
anca öyle düz görebiliyorum. "beynimdeki sekiz kırık"" diye bi
yazı var, onun yazarını bulun bana. parende atıyor kesin, engel olayım da
üstümden atlasınlar; ya da başına gelenlere göz yumsunlar. susuyorum sizi
kelime meraklıları. laf ebeliği gebeliğe yol açabilir üstünüzde. altınızda
yatır var, küçükken r leri de söyleyemezdim. yalan söylenince anlayabilme kabiliyetimde
bu zamandan kalma.bi şey söylüyor bana, yalan demem lazım ama diyemiyorum.
eniştemde de olduğu gibi, konuyu bi tek ben biliyorum. kapatın beni, bi
anlatsam derdimi. anlamazsınız derdim, ya anlarsanız ! neyse sizi gidi anlayışı
kıt küt beyinler, gidip zıkkım bulayım
Kaydol:
Yorumlar (Atom)