Hızıma yetişemeyecek bir dersi sürdürüyor yürütücü. Bende yürütüyorum, birtakım değerli duyguları. Kullanıyorum, insanlardan çok kendimi. Lekelerimi maskeleme belasına düştüğümden beri iyi anlar oldum pandomimden. Fena da rol keserim. Beni keşfedemeyen yönetmenlere ayıp gerçekten. İçeriği kanırtarak değiştirirsin elbet, kalıplarsa Allah'a emanet. Bir anda değişmeyen şeylerin, kademe kademe değişerek bir sabah 81, dokuzun karesi; 85b göğüs bedeni ve 90 dakikalık bir maç vaadi haline gelmesi, yansıtıcılı kırıklı tavanların üstündeki kedi yolları gibi. Arkadan çevrilen işler, sırt dekoltesine zarar veren yaralara sebep olur en başta. kazak giymek geleneksel bir çözüm olabilirken, içindekiler dehşete düşürebilir. Beklenmedik yerde, beklenmedik yola sapılabilir; bir merdiven altında, bir çatı katında, bir tenhada bulunulabilir… rastlamayı ummadıkların. Saat dörtnala koşar da miskindir bir de. Nasıl uyuz, nasıl sünepe! Permalı, rastalı, örgülü, topuzlu kafasında birbirine benzemez bin bir terane. Bir insana dokunmak kolay meziyet değil. Dokunduğuna dokunuyor olmak dokunur adama. Dokunmaya kalmadan hava kalkanları var artık insanların; surları var, ardından duvarları var, labirentlerini aşınca ona benzeyen kopyaları var, suretleriyle savaşı yenince öğreniyorsun ki girdiğin yanlış kale. Hadi yine aynı hengame. En sonunda bir şekilde ulaşsa bile, zırhı var, mızrağı var, bekaret kemeri, salatalıklı cilt bakım maskesi... Bir insana dokunmak kolay mı öyle? Bu temassızlıklar dokunuyor bana.
Asal dalga boyları beni dalgaya alırcasına geçiyor içimden, hem de kalın olması demek bu. Acı çekmekle bitmez, farkına varın bayım. Kibar olmak, samimilik ayarında güzeldir. Doğada var olmayan ışıkların, alışkın olmadığımız etkilerinden yıpranıyor olduğumuzun, farkında olmadığım yalan. Ben bakınca sende tanıdık bir ışık görüyorum. Ateş gibi, yak beni. Be şu şehrin kızıl lacivert gece göğüne, klorak lekesi olmuşçasına çirkin görüntüsüne sen nasıl alıştın? Zamanında çok mu kadın yaktın? Bir mekan açacak olsak senle, mutfağını falan düzenlemek için harcanacak para neyse de, fırında ne pişireceksin? Havanda ne döveceksin mesela, ince ince kimi kıyacaksın sonra sürmene bıçakla? Suyla iki tur yıkayıp, kötü özelliklerinden ayıklayıp, beğenmediğin kısmını kesip atıp, istediğin şekilde istediğin yerde kimi kullanacaksın? Üstüne pis pas gelmesin diye önlük niyetine kim dolanacak beline? Kim tadına bakacak yaptığın kadının? Sen ne türevde bir mekan işletiyorsun? Peki beni niye işlettin?
Yaptığın her bir şeyi on göresim var. Ağzından çıkmayan lafları kulaklarımla duyasım var.Seni göresim var sokağa çıkınca. Yolda senle yürüyüp, aniden sana gelesim var. Gözümde seni canlandırasım, seni yazasım, seni anlatasım, seni çizesim, seni okuyasım var. Hoşa gidecek bir beysin. İlmek ilmek işleyesim, bozasım var seni. Vurasım var. Dövüş istiyorum, savaş istiyorum, kan istiyorum, ateş istiyorum... Seni istiyorum. Kim bilir kimsin, hay kimsen kimsin! Her kimsen, kimsenin umrunda olma. Benim de umrumda olmaman gibi isteklerim var. Bu kadar çok isteğe hakkım olmasını istemek niye? Başına neden bela olmak istiyorum? Ah be adam? Ah be.