yine kaçmak isterken ve hep kaçmak isterken şubattan beri
saplı kaldım bu şehre. kaçmak meselesini bile beceremez oldum. daha ne kadar
bulaşılır diplere diye düşündükçe, bu soruların da düşmenin de sonu gelmez hissi
uyandıran bir hengameyi yaşadım. bu böyle sürüp giderken bi yandan sürdü hayat,
belli rutinler, bıkkınlık getiren monotonluklar... bi hafta önce dünkü saat
gibiydi evet. o gece ne geceydi, bu gece ne gece! sekiz kırıklı adamı buldum
dostlarım, kaderin cilvesine bakın. üç beş mesaj sonrasında da hunili olduğum (!)
ortaya çıktı, kaderin cilvesine bakın. "seni bulucam" dedim de
inanmadı, bana inanmak niye bu kadar zorsa? güvenmeye gelince güveniyorlar, ah
bi de ağzımdan çıkanların az bi hükmü olsa ya. bana duyulan güvenlerden de birine
güvenmekten de kendimi bildim bileli korktum ben. bi kere olsun birine inanalım
dedik de ondan sonra dengesiz endazem hiç ayar tutmadı ya zaten. inanmak
belasına bundan sonra da düşer oldum ve her seferinde düşürüp dizimi kanatmayı
becerdiler. neyse şimdi bunlara girmenin yeri değil, sonuç itibariyle geçmişten
geleceğe bıraktığım bir izdi o adamı bulmaya yönelik söylemim ve onu bulmadan
onla konuşma fırsatı yakalamış oldum bu sayede. yaptığım bu ön bildirimden pek
hoşnut değil kendisi,beş sene önce yazdığı bir yazıyı okumuş alelade biriyim
haliyle; ama bu onu bulacağım gerçeğini değiştirmiyor. neyse ben şimdi eczaneye
gidicem, dün gece hastanedeydim dediğim gibi. iki ilaç alayım da kendime
geleyim. o kadar serum yedik, ortalığa kustuk; adamlar tüm gece benle uğraştı,
emekleri boşa gitmesin.
3 Mayıs 2016 Salı
28 Nisan 2016 Perşembe
bildiğin gibi değil
"tanrım iyi insanlar
çıkarsın karşımıza" dedikçe çıkmıyorlar, çıkan da kaçıyor benden. çözemiyorum.
çirkin bi kızdım, huyum da çirkindi ama becerikliydim, çalışmazdım ama
başarılıydım, kimse sevmezdi beni ama bu sevgiye ihtiyaç da duymazdım, saf
döküm özgüvendim ben ve tükürdüğüne yüzü olmayan model insan bendim! ukala,
sert ve sivri.. işte karşınızda bendim. insanları sevemez olup meşrebim
dolayısıyla bıkkın bi saygı gösterip, kimseyi umursamadığım dönemlerde bile
alttan alta merhametli ve ilgiliydim halbuki. sevgiyi bırak, aşktan öldüğünü
iddia eden kimselerde bile bu özveriyi göremedim ben. düşünsene bi çevrem var,
en "iyi" insan benim; düşün nasıl insanlar. hepsinden farklı olduğumu
az çok anlamışsındır. herkes kendi içinde farklı onu bi geç, ona rağmen ben
farklıyım öyle düşün. bu nedenle de beni yok sayamaz anca arkamdan konuşurlardı.
hep haklı çıkan insanları kimse sevmez, kendi bile... bi noktada ben de kendimi
sevmemeye başladım. olayları ve insanları iyi tahlil edebiliyor olmam; sırbaz
ve ketum bünyemle birleşip, herkes her şeyini bana söyleyince düzenleri ben
idare ettim, dengeleri ben kurdum bu düz yürüme bilmez halimle.pamuk
ipliklerim, örümcek ağlarım, kara bahtım, kör talihim, sevgili zıkkımseverler!
bu gün konuşasım var
ama bugün kimse bırakmadım çevremde. cem karaca'nın "ana baba bacı
gardaş" nidaları sonuna kadar
haklı. zaten şimdiki zımbırtılara kafam pek basmıyor. bu ekole ait bir insan
olmadığımı bilenler bilir (sanki milletin de çok da sikindeymişim gibi
konuştum) (hasiktir sik dedim, neyse parantezleri iç konuşma gibi alın; benden
değerli mi?) değerli bir köpektir, izmir yüksek teknoloji enstitüsünün mutlu
köpekleri vardır, bazı insanlar köpek gözü gibi masumdur ve su altında it gibi
titreyenlerdenim.
"bu kızı tanıyanla yazdıklarını anlıyor mudur ya?"
diye düşünen biri varsa şahsen, yazdıklarımı ben olsa anlayamaz onlar, sen de
anlayamazsın; takma kafana (fazla beyin siktiysem, okuma madem, ne okuyorsun?)
(bi de bu parantezli küfür işini sevdim ben, imajı zedelemeden küfür
edebiliyorum amına koyayım, iyiymiş) (hemen sen erkek değilsin klişesine de
girmeyin amına koyayım, içimden düşünüyorum dedim ya, içimi ne biliyonuz siz
benim?) kafam bozuk bi hayli, hissettiniz onu; ben anladım.
bi huyum var. biri canımı sıktı mı ben bunu konuşamam, sorun
konuşmayı sevmem zaten. kuvvetle muhtemel imalı ve ince bi dille lafımı söyler
geçerim; genelde de anlamazlar yada biri "yaprak bi sorun mu var?"
der, bi şey demeden hayatımda ilk kez insan görmüş gibi bakarım bende. neden
sorun konuşalım, sorun çıkarmayın ki sorun konuşmayalım da (karadeniz aksanı)
(ha ben karadenizli değilim ama ağız alışkanlığı, sorma sorma bildiğin gibi
değil karakterim)
insanları hayatından çıkarınca mutlu olmuyorsun, ama huzur
buluyorsun. karakter sahibi bir insan olduğunu düzgün bir kişiliğin olduğunu,
üç kağıtçılık etmediğini hissediyorsun en azıdan tüm benliğinde. öyle yaptım
bende, mutsuzum ama bunu benden başka umursayan yok haliyle.bu öyle bi dünya ki
hep hakkımı yediler. dilenmeyen özürler var. tepkimden korkuyorlar ki haklılar,
hayatımı mahveden insanların boynuna sarılırsam bu sevinçle olmaz kuvvetle
muhtemel. şimdilerde sahip olmayı beceremediğim ski deli kuvvetim olsa hiç bi
şeyden korkmam, bi sıkımlık canları var. işte sorunda bu belki de gittikçe
kötüleşiyor durum. gücüm kalmadı, sesim çirkinleşti (ve bi zamanlar güze
olduğunu söyleyecek cesareti bile kalmadı) ingilizceyi unuttum ( şu saatten
sonra saatlerce ingilizce muhabbetler ettiğime ben bile inanmam) hatiplik,
konuşmacılık, özgüvenden eser yok (kendi içimde kendime işkenceler anca) resme
yeteneğim kalmadı (bi portrem yarım saatti benim be) yazma yetkinliğimi
kaybettim ( eskisi gibi yazabilmeyi ne çok isterdim) başarısızım her şeyde.
kendine dahi yetemeyen daha da yalnızlaşan.. sadece yalnızlıkla sorunum yok
gerçi bu ara, bildiğim meret. ama eski gücüm yok diye belki artık sığınmak
istiyorum. fırtınalı bi yağmurda sıçana dönmüş gibiyim, bu dediğimi de çokça
tecrübe ettim. kör gözlerim yağmurda da görmüyor zaten, bildiğim yolu bile
unutuyorum; düşün nasıl bi çaresizlik. yükümü nereye boşaltayım? kim duymadan
dinler beni.
benden hoşlanan çocuklar var, hemde ben gibi şişman ve garip
bi kızdan! böyle çirkin de değiller, omuzlar falan bi gör. niye ben? bi de
yanıma da gelip bi şey diyemiyorlar, tuhafım ya tepkim ne olacak kim bilir...
sonra unutuyorlar beni haliyle. peki ben mi? ben uzun süredir hep askerden yeni
dönmüş gibiyim. otobüste yolda eli yüzü düzgün kimi görsem (ki bu ne geniş
yelpaze tahmin edemezsin) yakışıklı. yakışıklı, yakışıklı olmaya da birini bile
hatırlamıyorum mesela, görüş alanımdan çıkan herkes silikleşiyor bi meseleden
beri. ben evlenmeyi düşünmüyorum da evlensem de aldatırım kesin, hele uzak
mesafeli ilişki! gözden uzak olan Allah Allah! ve bu herkesi beğenip sonra bi
daha hatırlamama olayımı normalleştirmeye çalışan bi güruh da var. (davar, 'da
var' dan davar; güzel nüansmış. davar zaten hepsi) Şöyle açıklayayım: "bu
çocuğa yakışıklı demiştim, sonra başka yerde gördüm yeniden yakışıklı dedim
tanımadan" diyorum, "olur öyle" diyorlar. "oğlanın birini
dan diye yemeğe davet ettim" diyorum "olabilir" diyorlar.
"amuda kalktım geçen " diyorum (ha oğlum bu da ciddi, az makul olun
da ) "normal bence" diyorlar yani, o derece! normal ve sizin gibi
basit değilim, zeki olduğumu söyleyenler de oldu; ben gayet düz beyinim bi
yerde, benim zeki olduğumu düşündürecek toplum yapısı utansın (tabi beyni
basarsa) siz böyle kafası basmayan insanlar oldukça daha göçebe ve yersiz
yurtsuz olacağım ortada. böyle avare avare gezdikçe herkesi beğenir, kimseye
kök salamam ben. nasıl kök salınacağını
bana unutturan insanlara ah edemediğimden sırf çok mutlular biliyor musun?
çünkü şimdiye kadar kime ah etsem başı kurtulmadı dertten, ve ben benim
bedduamla kötü olacak birinin düşüncesiyle bile mahvoluyorum. her iki şekilde
de acı çekiyor olmanınsa tabi ki tarifi yok, yazma da pek iyi değilimdir,
konuşmayı zaten beceremiyorum. ha bi de genellemelere gelemiyorum ama bu ayrı
konu. hissettirebilir miyim?? sanmam, belki kendince bi hissin olur sadece
benle ilgili. neyse bu kız kaçar şu saatten sonra, biraz da denize hasret bi
ruh haliyle porsuk kenarında serserilik etmeye gideyim.
9 Mart 2016 Çarşamba
deli kalem
kalemim delirdi, elinden tutmadı kimse. rengimi elimden
aldılar da, elime... neyse. hastayım imam bey efendi. neyim var muallak. daha
ölmüyorum orası tamam, o halde ne işim mi var senle? sen müslüman adamsın
vesselam, evlensene benle. kına gecemizde seni ortada bırakıp kaçayım da cümle
alem kınasın beni.
sayın senato, siz saya durun. sevgili roma halkı; ben
italyanları sevmem, burda ne işim var. müstakbel şişli belediyesi! susmayın,
gençlik elden gidiyor. on beşlik velete velet diyecek, öğüt verecek kimim ben?
en nefret ettiğim dava değil miydi tecrübe meseleleri üzerinden ahkam kesme.
hastayım diyorum, anlamıyorlar halkım! yorumlar hal bırakmıyor, halim zaten harap.
rüyamı iyiye yormuyorlar. kime sorsam yalnız diyorlar bana, kime soruyorum o
zaman acaba? kim var, kime yok . bana yalanla söyleyin, doğrularınızı kafam
almıyor.
düz yürüyemiyorum hakim bey, mizana çıksam nizam öğrenemem
sayın savcım.
hani baş tacım, çınar ağacım? bu şehir sözüm ona yaşlı ama
çınar falan yok, mevsimlik alerji ihtiyacım karşılanamadığından böyle hastayım
belki.yarınım öyle muallak. ona rağmen arayamadıklarım var. dua edin benim
için, yada mum yakın. olmazsa çaldırın, ben ararım. yardım lazım, yada
kaçırmanız lazım. neden nasıl demem söz. nefes alabilmek istiyorum
6 Mart 2016 Pazar
bi mesele var
uzundur yazmıyorum artık kalemi ele alma vakti geldi. geldi
de gelmeye, yazmaya kalemim olsa rahat durmazdı arsız ellerim. bi çeşit çeşit
yüzük takma belasından, bi de saçma sapan aklıma eseni yazma sevdasından
vazgeçemedim. bu iki müptelalığımdan biri olacak sonum desem hemen düşüncelere
dalarsın. iki çift sözü yazmaya ne var, tek satırım sonum olur istersem. ama o
yüzük bi kere öldürmez, bir sürüsünü takıyorum ama o biri mahveder beni.
ne mi benim derdim gecenin bu vaktimde?
başlarım bazı bazı ızdırab-ı aşka. her seferinkinden başka
meselem. kafam şeftali rengi oldu ve beynim hiç bi şekilde almıyor konuyu.
şarkı dinlerken yazamaz oldum, daha da doğrucası yazamaz oldum. kapı tıkırdasa
oynuyorum, ne oynaması be yazamıyorum diyecektim. ama kendimi ele verdim:
insanların önünden arkasından oynadım hep. makyaja genelde karşıydım, maskelenemem
ihtiyaç duymam böyle şeylere derdim. numara yapmakla pandomim yapmak için aynı
boyalı kafa gerekmiyor belki de. pandomim hah, bi adama da boya sözü vermişliğim
var bir zaman. gerçi sonradan beni engellediği için verdiğim sözün hükmü
kalmamış olabilir ama boya derse onun da gözünü boyarım, boyarsam kulağına küpe olacak derse de pek şaşacağını
sanmam.
ben neyim ki benle diyaloğa giren ne olsun. sarp da iyiymiş
işte, ne olsun? en son benle uzay mekiğinde -apollo 13- görülmüş, benle uçuyoruz
yine. müsveddelerimden bi kağıttan uçak
yaptık, bende yükseklik korkusu var, pili de bitmek üzere uçağın. havadayken
biterse pil, havada kalakalırsak ya! korkarım ben, sarp kayalıklar da sonumuz
olmaz bu şansla be sarp. şanın kötü, iran şahı olsan ne?
kafamda biraz duman var, duygularıyla oynanmış uyuşurucular,
içilmemiş içkiler, kolumda artı ve eksiler, kulağımda bi üçgen... tuhaf
meselelerim, her taşın altında benim! anlayamazsınız çünkü amuda kalktım, sizi
anca öyle düz görebiliyorum. "beynimdeki sekiz kırık"" diye bi
yazı var, onun yazarını bulun bana. parende atıyor kesin, engel olayım da
üstümden atlasınlar; ya da başına gelenlere göz yumsunlar. susuyorum sizi
kelime meraklıları. laf ebeliği gebeliğe yol açabilir üstünüzde. altınızda
yatır var, küçükken r leri de söyleyemezdim. yalan söylenince anlayabilme kabiliyetimde
bu zamandan kalma.bi şey söylüyor bana, yalan demem lazım ama diyemiyorum.
eniştemde de olduğu gibi, konuyu bi tek ben biliyorum. kapatın beni, bi
anlatsam derdimi. anlamazsınız derdim, ya anlarsanız ! neyse sizi gidi anlayışı
kıt küt beyinler, gidip zıkkım bulayım
10 Ocak 2016 Pazar
yazısız akşam
bu gece yazmıyorum, çok ağır çalışmam gereken dönemi bomboş geçiriyor olduğum doğru ama buna dair yapabileceğim bi şey yok. canım birinin, hatta en canımın doğum günü bu gün. güzel günler dilerim onun için.
3 Ocak 2016 Pazar
az karışık
ben deli bi kızım.
erkek arkadaşım kız arkadaşımdan hep çok oldu, belki bundan belki başka şeyden
hallerim hareketlerim haddinden fazla aykırı. genelde "az (!) garip"
derdim tavırlarımla ilgili, zamanla az'dan sonraki parantezli ünlemi unuttum ve
gerçekten az garibim sandım sanırım. hatalarım
var kabul, sizden fazladır belki onu da inkar etmiyorum. ama mükemmel olduğunuz
gün konuşalım bunu, şimdi meselem başka.
kafamı karıştıran algılarım var bu ara. sabah gördüğüm
rüyanın beni çok mutlu ettiği doğrudur. bi anda kolumdan çekilip dans etmeye
başlamam tatlıydı elbette. bunun akşamında arkadaşımla ettiğim sohbet acı mıydı
peki? hayır kesinlikle, aydınlanmayı severim ben. işin güzel yanı doruktayım şu an. her şeyi
toplayabilecek aşamadayım. güzel yerdeyim güzel. iyi düşünmek istiyorum. güzel
günler yakında. bazıları hayatıma girecek evet, bazıları da çıkacak. bazıları
terk etti beni, bazıları nefret etti, kimi kin besliyor. her ne olsa herkes derdi
neyse bana anlatıyor. meseleleriniz beni görmeden bitmiyor biliyorum ama pek
umrumda değil bu. kafamda kavak yelleri var, bu şehirde çınar yok ne yazık ki.
saat dört olmuş artık uyumam lazım. düşüncelerimi anlatamadım tam anlamıyla.
ben "mutlu olmak istiyorum" diyeyim, sen anla.
2 Ocak 2016 Cumartesi
nefret ettirdiniz
şarkıda bana inan, bana güvenme diyen deniz tekin'e selam
olsun. buyum ben yokum ben diye ilerlerken o, bense ilk cümlede özetlenen hayatıma takılı
kalmış haldeyim. güvenme huyu olmayan ben bi sefer inanmayla ne hallere düştüm.
"düşünce, insanı bi düşüncedir alıyor" klişeme bürünmeyeceğim de,
düştük.
bende anlatacak kadar kalem yok. anlat demeyi iyi bilirler
de dinleme huyları yok. anlatasın varsa anca bana söyleyebilirsin, daha da
fazlası gelmez elinden. evet en fazla bana anlatırsın, çünkü herkes bana
anlatır. "sen dünyaya iyilik yapmak için gelmişsin, gözüm kapalı güvenirim
sana" diyen adama da selam olsun. benim kendime hayrım yok sen kalkmış ne
diyorsun? ne kolay güveniyorsunuz
insanlara, onları geçtim bana güveniyorsunuz! anlatın hadi, anlatın tabii... ya
nasıl böyle rahat konuşur insan? ben kendi kendime bile söyleyemezken çoğu şeyi,
beynim silerken alt metinleri siz nasıl
başarıyorsunuz her şeyi bana demeyi? "ne öğrendiysem kendime saklamayı huy
edindiğimden dolayı hayatta, gizli saklı ne varsa açık seçikti karşımda"
diye özetledim ben bu durumu ama gel gör ki öyle değil işin aslı
dünyamın döndüğünü hissediyorum. başımda bi ağrı var, bi
dönüyor ki sorma. sorma zaten, ben diyemem ama anlat sen. dinlemekten anladığımı
söylüyorlar, gerçi benle ilgili çok şey söylüyorlar; her birine kulak versen
yolda görsen selam vermezsin. nasıl mı kaldırıyorum bunca lafı? kaldıramıyorum
işin aslı, kahve istiyorum ve karamele boğuyorum duygularımı. gökyüzüne bakmayı
hayal edip, yer çekimini lanetliyorum; yalan bu, yükseklik korkum var çünkü.
yüksekten atanlar bu noktada kaybediyor
bence beni, altında durayım da kafam mı yarılsın?
daha kötü doğum günlerim de oldu, ama en nefret dolu olanı
buydu; iyi niyetlerimi sunduğum tüm insanlar ağız dolusu nefret ediyorum
sizden. hepinizden ayrı ayrı nefret
edecek toleransım yok , topunuzdan bi seferde nefret ediyorum. bana rol
yapıyorsunuz, bana! en usta oyuncuya. ya ayakkabımın alt lastikliğinden yeni
terfi olmuş sahne müsveddeleri, sizin ayaklarınız bana söker mi hiç? kafanız
aldı, beyniniz inandı, aklınıza yattı yani bu, zihinsizler! bu gün öyle nefret
ediyorum ki sizden, bunu kaldırabilecek bi kişi tanımıyorum ben.
hepinizden öyle çok nefret ediyorum ki tahmin edemezsiniz
beynimin nasıl zonkladığını. sizi düşünmek vücudumdan et ayırıyorlarmışcasına acıya sebep oluyor.
hepinizden, kimseyi ayırt etmeden nefret ediyorum. birine işkence yapacak
olsam, işim bitince "yok mu bi tane daha" diyecek konumdayım.
bağırışlarınızla beraber ne soğuk kanlı davanıp, ne psikopat bi zevk alacağımı
hayal edemezsiniz. acı çektirmek istiyorum, zarar vermek istiyorum hepinize.
beni bu hale siz koydunuz, benim size koyacak olmam sorun teşkil etmemeli o
halde.
ben hiç böyle ağır bi duygu hissetmemiştim daha önce. ne
kadar anlatsam bitiremiyorum nefretimi. tiksindiriyorsunuz beni. eserinize iyi
bakın. ben daha önce bu kadar mahvolmuş bi insan görmemiştim, nasip aynaymış. sizi
ben affetsem Allah affetmez. böyle fena
edememişti daha önce beni kimse, o bile.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)