28 Nisan 2016 Perşembe

bildiğin gibi değil


"tanrım  iyi insanlar çıkarsın karşımıza" dedikçe çıkmıyorlar, çıkan da kaçıyor benden. çözemiyorum. çirkin bi kızdım, huyum da çirkindi ama becerikliydim, çalışmazdım ama başarılıydım, kimse sevmezdi beni ama bu sevgiye ihtiyaç da duymazdım, saf döküm özgüvendim ben ve tükürdüğüne yüzü olmayan model insan bendim! ukala, sert ve sivri.. işte karşınızda bendim. insanları sevemez olup meşrebim dolayısıyla bıkkın bi saygı gösterip, kimseyi umursamadığım dönemlerde bile alttan alta merhametli ve ilgiliydim halbuki. sevgiyi bırak, aşktan öldüğünü iddia eden kimselerde bile bu özveriyi göremedim ben. düşünsene bi çevrem var, en "iyi" insan benim; düşün nasıl insanlar. hepsinden farklı olduğumu az çok anlamışsındır. herkes kendi içinde farklı onu bi geç, ona rağmen ben farklıyım öyle düşün. bu nedenle de beni yok sayamaz anca arkamdan konuşurlardı. hep haklı çıkan insanları kimse sevmez, kendi bile... bi noktada ben de kendimi sevmemeye başladım. olayları ve insanları iyi tahlil edebiliyor olmam; sırbaz ve ketum bünyemle birleşip, herkes her şeyini bana söyleyince düzenleri ben idare ettim, dengeleri ben kurdum bu düz yürüme bilmez halimle.pamuk ipliklerim, örümcek ağlarım, kara bahtım, kör talihim, sevgili zıkkımseverler!
 bu gün konuşasım var ama bugün kimse bırakmadım çevremde. cem karaca'nın "ana baba bacı gardaş"  nidaları sonuna kadar haklı. zaten şimdiki zımbırtılara kafam pek basmıyor. bu ekole ait bir insan olmadığımı bilenler bilir (sanki milletin de çok da sikindeymişim gibi konuştum) (hasiktir sik dedim, neyse parantezleri iç konuşma gibi alın; benden değerli mi?) değerli bir köpektir, izmir yüksek teknoloji enstitüsünün mutlu köpekleri vardır, bazı insanlar köpek gözü gibi masumdur ve su altında it gibi titreyenlerdenim.
"bu kızı tanıyanla yazdıklarını anlıyor mudur ya?" diye düşünen biri varsa şahsen, yazdıklarımı ben olsa anlayamaz onlar, sen de anlayamazsın; takma kafana (fazla beyin siktiysem, okuma madem, ne okuyorsun?) (bi de bu parantezli küfür işini sevdim ben, imajı zedelemeden küfür edebiliyorum amına koyayım, iyiymiş) (hemen sen erkek değilsin klişesine de girmeyin amına koyayım, içimden düşünüyorum dedim ya, içimi ne biliyonuz siz benim?) kafam bozuk bi hayli, hissettiniz onu; ben anladım.
bi huyum var. biri canımı sıktı mı ben bunu konuşamam, sorun konuşmayı sevmem zaten. kuvvetle muhtemel imalı ve ince bi dille lafımı söyler geçerim; genelde de anlamazlar yada biri "yaprak bi sorun mu var?" der, bi şey demeden hayatımda ilk kez insan görmüş gibi bakarım bende. neden sorun konuşalım, sorun çıkarmayın ki sorun konuşmayalım da (karadeniz aksanı) (ha ben karadenizli değilim ama ağız alışkanlığı, sorma sorma bildiğin gibi değil karakterim)
insanları hayatından çıkarınca mutlu olmuyorsun, ama huzur buluyorsun. karakter sahibi bir insan olduğunu düzgün bir kişiliğin olduğunu, üç kağıtçılık etmediğini hissediyorsun en azıdan tüm benliğinde. öyle yaptım bende, mutsuzum ama bunu benden başka umursayan yok haliyle.bu öyle bi dünya ki hep hakkımı yediler. dilenmeyen özürler var. tepkimden korkuyorlar ki haklılar, hayatımı mahveden insanların boynuna sarılırsam bu sevinçle olmaz kuvvetle muhtemel. şimdilerde sahip olmayı beceremediğim ski deli kuvvetim olsa hiç bi şeyden korkmam, bi sıkımlık canları var. işte sorunda bu belki de gittikçe kötüleşiyor durum. gücüm kalmadı, sesim çirkinleşti (ve bi zamanlar güze olduğunu söyleyecek cesareti bile kalmadı) ingilizceyi unuttum ( şu saatten sonra saatlerce ingilizce muhabbetler ettiğime ben bile inanmam) hatiplik, konuşmacılık, özgüvenden eser yok (kendi içimde kendime işkenceler anca) resme yeteneğim kalmadı (bi portrem yarım saatti benim be) yazma yetkinliğimi kaybettim ( eskisi gibi yazabilmeyi ne çok isterdim) başarısızım her şeyde. kendine dahi yetemeyen daha da yalnızlaşan.. sadece yalnızlıkla sorunum yok gerçi bu ara, bildiğim meret. ama eski gücüm yok diye belki artık sığınmak istiyorum. fırtınalı bi yağmurda sıçana dönmüş gibiyim, bu dediğimi de çokça tecrübe ettim. kör gözlerim yağmurda da görmüyor zaten, bildiğim yolu bile unutuyorum; düşün nasıl bi çaresizlik. yükümü nereye boşaltayım? kim duymadan dinler beni.

benden hoşlanan çocuklar var, hemde ben gibi şişman ve garip bi kızdan! böyle çirkin de değiller, omuzlar falan bi gör. niye ben? bi de yanıma da gelip bi şey diyemiyorlar, tuhafım ya tepkim ne olacak kim bilir... sonra unutuyorlar beni haliyle. peki ben mi? ben uzun süredir hep askerden yeni dönmüş gibiyim. otobüste yolda eli yüzü düzgün kimi görsem (ki bu ne geniş yelpaze tahmin edemezsin) yakışıklı. yakışıklı, yakışıklı olmaya da birini bile hatırlamıyorum mesela, görüş alanımdan çıkan herkes silikleşiyor bi meseleden beri. ben evlenmeyi düşünmüyorum da evlensem de aldatırım kesin, hele uzak mesafeli ilişki! gözden uzak olan Allah Allah! ve bu herkesi beğenip sonra bi daha hatırlamama olayımı normalleştirmeye çalışan bi güruh da var. (davar, 'da var' dan davar; güzel nüansmış. davar zaten hepsi) Şöyle açıklayayım: "bu çocuğa yakışıklı demiştim, sonra başka yerde gördüm yeniden yakışıklı dedim tanımadan" diyorum, "olur öyle" diyorlar. "oğlanın birini dan diye yemeğe davet ettim" diyorum "olabilir" diyorlar. "amuda kalktım geçen " diyorum (ha oğlum bu da ciddi, az makul olun da ) "normal bence" diyorlar yani, o derece! normal ve sizin gibi basit değilim, zeki olduğumu söyleyenler de oldu; ben gayet düz beyinim bi yerde, benim zeki olduğumu düşündürecek toplum yapısı utansın (tabi beyni basarsa) siz böyle kafası basmayan insanlar oldukça daha göçebe ve yersiz yurtsuz olacağım ortada. böyle avare avare gezdikçe herkesi beğenir, kimseye kök salamam ben.  nasıl kök salınacağını bana unutturan insanlara ah edemediğimden sırf çok mutlular biliyor musun? çünkü şimdiye kadar kime ah etsem başı kurtulmadı dertten, ve ben benim bedduamla kötü olacak birinin düşüncesiyle bile mahvoluyorum. her iki şekilde de acı çekiyor olmanınsa tabi ki tarifi yok, yazma da pek iyi değilimdir, konuşmayı zaten beceremiyorum. ha bi de genellemelere gelemiyorum ama bu ayrı konu. hissettirebilir miyim?? sanmam, belki kendince bi hissin olur sadece benle ilgili. neyse bu kız kaçar şu saatten sonra, biraz da denize hasret bi ruh haliyle porsuk kenarında serserilik etmeye gideyim.

9 Mart 2016 Çarşamba

deli kalem

kalemim delirdi, elinden tutmadı kimse. rengimi elimden aldılar da, elime... neyse. hastayım imam bey efendi. neyim var muallak. daha ölmüyorum orası tamam, o halde ne işim mi var senle? sen müslüman adamsın vesselam, evlensene benle. kına gecemizde seni ortada bırakıp kaçayım da cümle alem kınasın beni.
sayın senato, siz saya durun. sevgili roma halkı; ben italyanları sevmem, burda ne işim var. müstakbel şişli belediyesi! susmayın, gençlik elden gidiyor. on beşlik velete velet diyecek, öğüt verecek kimim ben? en nefret ettiğim dava değil miydi tecrübe meseleleri üzerinden ahkam kesme.
hastayım diyorum, anlamıyorlar halkım!  yorumlar hal bırakmıyor, halim zaten harap. rüyamı iyiye yormuyorlar. kime sorsam yalnız diyorlar bana, kime soruyorum o zaman acaba? kim var, kime yok . bana yalanla söyleyin, doğrularınızı kafam almıyor.
düz yürüyemiyorum hakim bey, mizana çıksam nizam öğrenemem sayın savcım.
hani baş tacım, çınar ağacım? bu şehir sözüm ona yaşlı ama çınar falan yok, mevsimlik alerji ihtiyacım karşılanamadığından böyle hastayım belki.yarınım öyle muallak. ona rağmen arayamadıklarım var. dua edin benim için, yada mum yakın. olmazsa çaldırın, ben ararım. yardım lazım, yada kaçırmanız lazım. neden nasıl demem söz. nefes alabilmek istiyorum





                                                                                                                                                                

6 Mart 2016 Pazar

bi mesele var


uzundur yazmıyorum artık kalemi ele alma vakti geldi. geldi de gelmeye, yazmaya kalemim olsa rahat durmazdı arsız ellerim. bi çeşit çeşit yüzük takma belasından, bi de saçma sapan aklıma eseni yazma sevdasından vazgeçemedim. bu iki müptelalığımdan biri olacak sonum desem hemen düşüncelere dalarsın. iki çift sözü yazmaya ne var, tek satırım sonum olur istersem. ama o yüzük bi kere öldürmez, bir sürüsünü takıyorum ama o biri mahveder beni.
ne mi benim derdim gecenin bu vaktimde?
başlarım bazı bazı ızdırab-ı aşka. her seferinkinden başka meselem. kafam şeftali rengi oldu ve beynim hiç bi şekilde almıyor konuyu. şarkı dinlerken yazamaz oldum, daha da doğrucası yazamaz oldum. kapı tıkırdasa oynuyorum, ne oynaması be yazamıyorum diyecektim. ama kendimi ele verdim: insanların önünden arkasından oynadım hep.  makyaja genelde karşıydım, maskelenemem ihtiyaç duymam böyle şeylere derdim. numara yapmakla pandomim yapmak için aynı boyalı kafa gerekmiyor belki de. pandomim hah, bi adama da boya sözü vermişliğim var bir zaman. gerçi sonradan beni engellediği için verdiğim sözün hükmü kalmamış olabilir ama boya derse onun da gözünü boyarım, boyarsam  kulağına küpe olacak derse de pek şaşacağını sanmam.
ben neyim ki benle diyaloğa giren ne olsun. sarp da iyiymiş işte, ne olsun? en son benle uzay mekiğinde -apollo 13- görülmüş, benle uçuyoruz yine. müsveddelerimden bi  kağıttan uçak yaptık, bende yükseklik korkusu var, pili de bitmek üzere uçağın. havadayken biterse pil, havada kalakalırsak ya! korkarım ben, sarp kayalıklar da sonumuz olmaz bu şansla be sarp. şanın kötü, iran şahı olsan ne?

kafamda biraz duman var, duygularıyla oynanmış uyuşurucular, içilmemiş içkiler, kolumda artı ve eksiler, kulağımda bi üçgen... tuhaf meselelerim, her taşın altında benim! anlayamazsınız çünkü amuda kalktım, sizi anca öyle düz görebiliyorum. "beynimdeki sekiz kırık"" diye bi yazı var, onun yazarını bulun bana. parende atıyor kesin, engel olayım da üstümden atlasınlar; ya da başına gelenlere göz yumsunlar. susuyorum sizi kelime meraklıları. laf ebeliği gebeliğe yol açabilir üstünüzde. altınızda yatır var, küçükken r leri de söyleyemezdim. yalan söylenince anlayabilme kabiliyetimde bu zamandan kalma.bi şey söylüyor bana, yalan demem lazım ama diyemiyorum. eniştemde de olduğu gibi, konuyu bi tek ben biliyorum. kapatın beni, bi anlatsam derdimi. anlamazsınız derdim, ya anlarsanız ! neyse sizi gidi anlayışı kıt küt beyinler, gidip zıkkım bulayım

10 Ocak 2016 Pazar

yazısız akşam

bu gece yazmıyorum, çok ağır çalışmam gereken dönemi bomboş geçiriyor olduğum doğru ama buna dair yapabileceğim bi şey yok. canım birinin, hatta en canımın doğum günü bu gün. güzel günler dilerim  onun için.

3 Ocak 2016 Pazar

az karışık

ben deli  bi kızım. erkek arkadaşım kız arkadaşımdan hep çok oldu, belki bundan belki başka şeyden hallerim hareketlerim haddinden fazla aykırı. genelde "az (!) garip" derdim tavırlarımla ilgili, zamanla az'dan sonraki parantezli ünlemi unuttum ve gerçekten az  garibim sandım sanırım. hatalarım var kabul, sizden fazladır belki onu da inkar etmiyorum. ama mükemmel olduğunuz gün konuşalım bunu, şimdi meselem başka.

kafamı karıştıran algılarım var bu ara. sabah gördüğüm rüyanın beni çok mutlu ettiği doğrudur. bi anda kolumdan çekilip dans etmeye başlamam tatlıydı elbette. bunun akşamında arkadaşımla ettiğim sohbet acı mıydı peki? hayır kesinlikle, aydınlanmayı severim ben.  işin güzel yanı doruktayım şu an. her şeyi toplayabilecek aşamadayım. güzel yerdeyim güzel. iyi düşünmek istiyorum. güzel günler yakında. bazıları hayatıma girecek evet, bazıları da çıkacak. bazıları terk etti beni, bazıları nefret etti, kimi kin besliyor. her ne olsa herkes derdi neyse bana anlatıyor. meseleleriniz beni görmeden bitmiyor biliyorum ama pek umrumda değil bu. kafamda kavak yelleri var, bu şehirde çınar yok ne yazık ki. saat dört olmuş artık uyumam lazım. düşüncelerimi anlatamadım tam anlamıyla. ben "mutlu olmak istiyorum" diyeyim, sen anla.

2 Ocak 2016 Cumartesi

nefret ettirdiniz

şarkıda bana inan, bana güvenme diyen deniz tekin'e selam olsun. buyum ben yokum ben diye ilerlerken o,  bense ilk cümlede özetlenen hayatıma takılı kalmış haldeyim. güvenme huyu olmayan ben bi sefer inanmayla ne hallere düştüm. "düşünce, insanı bi düşüncedir alıyor" klişeme bürünmeyeceğim de, düştük.
bende anlatacak kadar kalem yok. anlat demeyi iyi bilirler de dinleme huyları yok. anlatasın varsa anca bana söyleyebilirsin, daha da fazlası gelmez elinden. evet en fazla bana anlatırsın, çünkü herkes bana anlatır. "sen dünyaya iyilik yapmak için gelmişsin, gözüm kapalı güvenirim sana" diyen adama da selam olsun. benim kendime hayrım yok sen kalkmış ne diyorsun?  ne kolay güveniyorsunuz insanlara, onları geçtim bana güveniyorsunuz! anlatın hadi, anlatın tabii... ya nasıl böyle rahat konuşur insan? ben kendi kendime bile söyleyemezken çoğu şeyi, beynim silerken alt metinleri  siz nasıl başarıyorsunuz her şeyi bana demeyi? "ne öğrendiysem kendime saklamayı huy edindiğimden dolayı hayatta, gizli saklı ne varsa açık seçikti karşımda" diye özetledim ben bu durumu ama gel gör ki öyle değil işin aslı
dünyamın döndüğünü hissediyorum. başımda bi ağrı var, bi dönüyor ki sorma. sorma zaten, ben diyemem ama anlat sen. dinlemekten anladığımı söylüyorlar, gerçi benle ilgili çok şey söylüyorlar; her birine kulak versen yolda görsen selam vermezsin. nasıl mı kaldırıyorum bunca lafı? kaldıramıyorum işin aslı, kahve istiyorum ve karamele boğuyorum duygularımı. gökyüzüne bakmayı hayal edip, yer çekimini lanetliyorum; yalan bu, yükseklik korkum var çünkü. yüksekten atanlar bu  noktada kaybediyor bence beni, altında durayım da kafam mı yarılsın?
daha kötü doğum günlerim de oldu, ama en nefret dolu olanı buydu; iyi niyetlerimi sunduğum tüm insanlar ağız dolusu nefret ediyorum sizden.  hepinizden ayrı ayrı nefret edecek toleransım yok , topunuzdan bi seferde nefret ediyorum. bana rol yapıyorsunuz, bana! en usta oyuncuya. ya ayakkabımın alt lastikliğinden yeni terfi olmuş sahne müsveddeleri, sizin ayaklarınız bana söker mi hiç? kafanız aldı, beyniniz inandı, aklınıza yattı yani bu, zihinsizler! bu gün öyle nefret ediyorum ki sizden, bunu kaldırabilecek bi kişi tanımıyorum ben.
hepinizden öyle çok nefret ediyorum ki tahmin edemezsiniz beynimin nasıl zonkladığını. sizi düşünmek vücudumdan et  ayırıyorlarmışcasına acıya sebep oluyor. hepinizden, kimseyi ayırt etmeden nefret ediyorum. birine işkence yapacak olsam, işim bitince "yok mu bi tane daha" diyecek konumdayım. bağırışlarınızla beraber ne soğuk kanlı davanıp, ne psikopat bi zevk alacağımı hayal edemezsiniz. acı çektirmek istiyorum, zarar vermek istiyorum hepinize. beni bu hale siz koydunuz, benim size koyacak olmam sorun teşkil etmemeli o halde.
ben hiç böyle ağır bi duygu hissetmemiştim daha önce. ne kadar anlatsam bitiremiyorum nefretimi. tiksindiriyorsunuz beni. eserinize iyi bakın. ben daha önce bu kadar mahvolmuş bi insan görmemiştim, nasip aynaymış. sizi ben affetsem Allah affetmez.  böyle fena edememişti daha önce beni kimse, o bile.


bi daha 19


bazen; olana, ölene, çekip gidene, yitip bitene ve bunların çeşitli türevlerine bakar kalırsın hayretle. aklın almaz; aldığı kadarı yetmez, çünkü senden alınanlara denk gelmez kafanın aldığı.. alınmalarını avutacak gücün de yoktur kendi alınmalarından ve bunu üstüne alınan da çok olur.hayat'ı tek kelimeyle anlatmanın tek yolu "hayat" demektir, çünkü "hayat" demek bir sürü kelimenin içinde biri eksik kalınca tanımlanamayanlardan bahsetmek biraz. işin aslı kaç kelimem olsa yetmiyor, çünkü hiç kelimem kalmadı. söylenenler söylenecekler... anlatmada da yazmada olduğum gibi yetersizdim hep, insanlar anlamadı diye suçlamamalıyım aslında. ama suçlamıyor oluşum sevdiğim anlamına gelmiyor. "ya yaprak, sen yine ne anlatıyorsun" mu soru? hiç bir fikrin yok ne dediğimle ilgili.
güzel şarkılar var, inanmazsınız güzel kitaplar da var, hatta güzel filmler bile var.. ve hatta aklın almaz ama güzel günler bile var, güzel insanlar yok. tamam kandırdım onlar da var da, onlarda var bizde yok.. belki onlar var ben yokum. ne zaman gelsek, yoksun diyorlar; eve uğrama huyum yok pek , evim yok ya ondandır belki. bu arada sen, sen sen ( o biliyor, sen devam et) okuyor musun sen hala? iyi ne halin varsa gör.
ha ne diyordum, neyse cevap veremeyeceğinizi biliyorum. ben anlatmaya devam etsem mi? aslında hiç gereği yok ama yazmalıyım. böyle sarhoş eden başka bela mı var başımda, yazdıkça müptelasıyım ağzımdan dökülenlerin de o karamel kelimelerin yokluğu vuruyor sağ yanımı.
bomboş buralar, kafam dalgın biraz gözümde çok dalıyor yani beyin hücresi kalmadı bende. hey sen (bu başkası) az ver derdim hiç yok, denk olduk senle bak sen şu işe. ama bu da değil mesele.. nedenlerin nasılların içindeki asıllara gizlenen şiirler de değil, uzakta bir yerde vurgun yemeye doymayan yağmurlarla da davamız yok, çamura çimene boyanan ayaklarımın ve paçasını kıvırdığım kot pantolonunun denize değmiş oluşunun da bi anlamı yok bazen.
bir gün daha, bi gün daha bak, ve bak bi gün daha derken bi sene daha çaldık hayattan. en profesyonel hırsız ben olmasam da listede bende varım. hoşuma gidiyor bu soygun. bir birini takip eden günlerin inci kolye taneleri gibi aynı olduğu zamanlar bile bıkamıyorum bu müptelası olduğumdan. 19 bu da demeye doymuyorum. ilerlemedim çünkü, geldiğim yerde duruyorum ben. önceleri bi sayıyı muhafaza etmek gibi bir derdim yoktu, fikrimde yoktu. seramik son haline gelince rafa konur, olgun elma da yenir; ben yarısı yenmiş elma gibiyim. yenilmeye doymuyorum, çünkü bu da bana dair. yanlızım evet, benim! ama sadece benim ben ,ve istediğin kadar bilme sen, sen de ve sen de bilme.
doğum günlerini sevmem ben, yılbaşıyla kaynaştırılan kutlamalarla başladı bu, kötü olaylarla sürdü. bu yaştan da bu yıldan da hiç bir beklentim yok, az öte dursunlar giriş çıkış saatime karışmasınlar yeter. bi de ben kahve severim, bi haftadır midem bulanıyor içerken, biri bi bunu halletsin.
mutlu yaşlar mı dilesem? iyi ki mi doğdum ben? her hangi bi fikrim yok. omuzlarım ağrıyor masaj lazım da, konu bu değil. geleneğinizi bozmuyorum, bi gün önceden yazıyorum kendime. iyi bi kız değilsin yaprak, bi onu geç; masum da değilsin onu da biliyoruz. ama daha mükemmeli var edilebilinecek sen varsın, yok olana kadar da kimse yok edemez seni; sen yok olduğunda senle ilgisi kalmayacak zaten ki. yaşa dilediğin gibi, gelişine yaşıyorum; gidişiyle ilgili fikrim yok.

daha bi gün daha çaldık, belki bi yıl daha çalarız.