bazen; olana, ölene, çekip gidene, yitip bitene ve bunların
çeşitli türevlerine bakar kalırsın hayretle. aklın almaz; aldığı kadarı yetmez,
çünkü senden alınanlara denk gelmez kafanın aldığı.. alınmalarını avutacak
gücün de yoktur kendi alınmalarından ve bunu üstüne alınan da çok olur.hayat'ı
tek kelimeyle anlatmanın tek yolu "hayat" demektir, çünkü
"hayat" demek bir sürü kelimenin içinde biri eksik kalınca
tanımlanamayanlardan bahsetmek biraz. işin aslı kaç kelimem olsa yetmiyor,
çünkü hiç kelimem kalmadı. söylenenler söylenecekler... anlatmada da yazmada
olduğum gibi yetersizdim hep, insanlar anlamadı diye suçlamamalıyım aslında.
ama suçlamıyor oluşum sevdiğim anlamına gelmiyor. "ya yaprak, sen yine ne
anlatıyorsun" mu soru? hiç bir fikrin yok ne dediğimle ilgili.
güzel şarkılar var, inanmazsınız güzel kitaplar da var,
hatta güzel filmler bile var.. ve hatta aklın almaz ama güzel günler bile var,
güzel insanlar yok. tamam kandırdım onlar da var da, onlarda var bizde yok..
belki onlar var ben yokum. ne zaman gelsek, yoksun diyorlar; eve uğrama huyum
yok pek , evim yok ya ondandır belki. bu arada sen, sen sen ( o biliyor, sen
devam et) okuyor musun sen hala? iyi ne halin varsa gör.
ha ne diyordum, neyse cevap veremeyeceğinizi biliyorum. ben
anlatmaya devam etsem mi? aslında hiç gereği yok ama yazmalıyım. böyle sarhoş
eden başka bela mı var başımda, yazdıkça müptelasıyım ağzımdan dökülenlerin de
o karamel kelimelerin yokluğu vuruyor sağ yanımı.
bomboş buralar, kafam dalgın biraz gözümde çok dalıyor yani
beyin hücresi kalmadı bende. hey sen (bu başkası) az ver derdim hiç yok, denk
olduk senle bak sen şu işe. ama bu da değil mesele.. nedenlerin nasılların
içindeki asıllara gizlenen şiirler de değil, uzakta bir yerde vurgun yemeye
doymayan yağmurlarla da davamız yok, çamura çimene boyanan ayaklarımın ve
paçasını kıvırdığım kot pantolonunun denize değmiş oluşunun da bi anlamı yok
bazen.
bir gün daha, bi gün daha bak, ve bak bi gün daha derken bi
sene daha çaldık hayattan. en profesyonel hırsız ben olmasam da listede bende
varım. hoşuma gidiyor bu soygun. bir birini takip eden günlerin inci kolye
taneleri gibi aynı olduğu zamanlar bile bıkamıyorum bu müptelası olduğumdan. 19
bu da demeye doymuyorum. ilerlemedim çünkü, geldiğim yerde duruyorum ben. önceleri
bi sayıyı muhafaza etmek gibi bir derdim yoktu, fikrimde yoktu. seramik son
haline gelince rafa konur, olgun elma da yenir; ben yarısı yenmiş elma gibiyim.
yenilmeye doymuyorum, çünkü bu da bana dair. yanlızım evet, benim! ama sadece
benim ben ,ve istediğin kadar bilme sen, sen de ve sen de bilme.
doğum günlerini sevmem ben, yılbaşıyla kaynaştırılan
kutlamalarla başladı bu, kötü olaylarla sürdü. bu yaştan da bu yıldan da hiç
bir beklentim yok, az öte dursunlar giriş çıkış saatime karışmasınlar yeter. bi
de ben kahve severim, bi haftadır midem bulanıyor içerken, biri bi bunu
halletsin.
mutlu yaşlar mı dilesem? iyi ki mi doğdum ben? her hangi bi
fikrim yok. omuzlarım ağrıyor masaj lazım da, konu bu değil. geleneğinizi
bozmuyorum, bi gün önceden yazıyorum kendime. iyi bi kız değilsin yaprak, bi
onu geç; masum da değilsin onu da biliyoruz. ama daha mükemmeli var
edilebilinecek sen varsın, yok olana kadar da kimse yok edemez seni; sen yok
olduğunda senle ilgisi kalmayacak zaten ki. yaşa dilediğin gibi, gelişine
yaşıyorum; gidişiyle ilgili fikrim yok.
daha bi gün daha çaldık, belki bi yıl daha çalarız.