31 Aralık 2018 Pazartesi

19 değil

Başlık bir kaç gündür kafamda dönüyor ama içeriğe dair fikrim yok hâlâ. Ne anlatayım ben daha, kelime peşinde koştuğumu söyleyenlere? Sonra geceleri aynada rastladığım müdavimime? Anlatayım da ne anlatayım? “Günlerden bir gün uzak diyarlardan, tabi o zaman hâlâ tayyör giyiyoruz” diye başlayayım. “İstanbul beyefendileri henüz son elçilerini piyasaya sürmemiş” diye benle ilgisi olmayan bir güruha sallayayım. “Yaşam biçimlerimize güncelleme kavramı gelmemiş, Dünya nüfusunun geometrik artışının başları; neyin ne olduğunun farkına varmadan yaprak sarması gibi ağır ağır pişiyoruz.” Diyeyim de fark et ironiyi. “Aaa kendinden mi bahsediyorsun?” de. “Künefe gibi küllü ateşte, marifetli bir Hataylının elinde dönüyor bile olabilirim, kendimden bahsetmek ne?”
“Neyse efendim zamanı bükme gayesi olan biriyle rastlaştık aynada” diye arsız arsız kendime sallamaya bayılıyorum. Senin hayatından bize ne diye düşünüyor okuyucu sürekli sürekli. “Bense dedim aynadakine ‘sen herhalde adam fawer okuyorsun ama onun kendine hayrı yok’" Boş konuşmanın kralını yapıyorum mimarlık merdivenlerinde. Aynadaki dedi mi sana “o zaten çok bozdu, yok oz'du yok bilmem ne…" Darıldım, en çok da Baudelaire'a. E diyemiyorsun ama adabı muaşeret gereği. Zibidi zibidi dolaştığın sokaklar salon müziğine varınca boynundaki metal zincirlerden utanıyor, blazer ceket giymiş olmayı diliyor insan. Çello dinlemenin bir adabı var. Bende ne ceketler ne yalanlar… Neyse aynadaki bükükle devam ediyor mesele… “İki tavla atalım diyor, ‘oyun bilmem’ diyorum oyun sevmediğimden. Bu hikaye de böyle kapanıyor, sıra geliyor benim hikayeye.

Bu satırları okuyan adam, ciddiyetle soruyorum. Ne anlatayım? Ne diyeyim ben sana. Şu ki, belki gelecek günlerimden bile beteri… Ben bu günü nasıl özetlerim? Bin senelik sanrılarımı nasıl bir seneye hapsedip, önüne meze diye sererim? Eskişehir ayazı postal dinlemez, çift kat çorapla baş mı gelinir soğuğa? Gelemedim. Bukle'nin önünde dalga geçmene de gelememiştim, ondan tam da Bukle'nin önünde küfür ettim. Siz biliyorsunuz ben solum, siz biliyorsunuz ben yozum, bi siz biliyorsunuz ben sağlam ayakkabı değilim. Altımın delik olduğunu çok iyi biliyorsunuz, siz çakmış gibi. El yapımı İtalyan ayakkabı performansı bekliyorsunuz yaptığınız çarıktan. O kadar ittirerek yazıyorum ki bu metni, gün boyu yaz yaz bitmedi. İstemiyorum, hiç içimden gelmiyor. Bu kadar sene içinde bu kadar bıkkınlık duyduğum bir yıl daha olmuş olamaz. Hele bu günü unutabilmem mümkün değil. Bundan önce biten günlerden daha bitik bu gün, en bitiği benim. Sayısını bilemediğim kadar insanla kontak halindeyim de hiç birini ne ben çözebiliyorum ne ben çözemiyorum… ne yapmalıyım, ne yapıyorum, hele sen ne yapıyorsun hiç bilmiyorum yapım gereği. Kusursuz eyeliner, kırmızı dudak, siyah kıyafet… Basit iki yüzük, beş basit küpe… Bu kadarım işte desem yalan, kararım içinden bahsetmemek üzere.
Bana ahlaksız sorular sordular, ahlak üzerine sorunlar peydah oldular, üstüne vazife olmayan ne varsa burnunu soktu insanlar. Kimse karışmasın istedim, danışmanım da karışmadı. Kanıma karışan baygınlığımsa 'kelime yapma Yaprak’ bağırışıyla uyanışa geçti. İyi kelime yapmayalım, iyi klişe olmayalım: iyi, kelime yapmayalım; iyi, klişe olmayalım. Biz üç kişi tek bedende kendimiz çalıp kendimiz oynayalım. Siz de izleyin anca kirvem ve aşkım.
Suratıma sürdüğüm elli maddeden elli birincisi iyi gelecek gibi. İzmir'de üç kere rastlaştığım adamla evlenmek için kemiksiz elli kilo olmak yetmiyor. Ki benim aklım zaten Ankara'da bir Karslıda. Gezegen hareketleri hakkında konuştuk bu gün bir kızla. Canım sen venüs retrosu derken benim lakabım Sincanlı ya!
Velhasıl kelam sene hakkında yazacak olduğum yok. Hay ben geçmişimi, hay ben geleceğimi… Küfür etmeden toparlamak hayli zor oldu bu metni. O yüzden burda bırakmak geliyor içimden. Metin, Sarp, Halil… ne güzel adamlarsınız gerçekten.
En hoşuma gitmeyen yıl dönümüm bu. En hoşlanmadığım doğum günlerinden bile beter bu. Bunca işim varken yine de biraz uyumayı deneyeceğim, rahatsız etmeyin. Sonuç olarak  hay ben doğduğum günü sikeyim.

21 Aralık 2018 Cuma

Karşılaşma

Bu gece buraya uğrayacağını biliyorum, sırf bundan yazıyorum. Yüzüne bakmıyorumsa da seni kapımdan boş döndüreceğimi sanma. Ben nefret ettiğim insanlara bile yüz çeviremiyorum, sana nasıl çevireyim?
Herkesin anlattığıyla yansıttığı farklıdır. Sana ‘şöyle iyiyim, böyle kötüyüm’ diyeceğim, benim realistliğim yine objektif olmayacak. Kötü yanlarımı kendim seslendirince belki sana konuşma fırsatı kalmayacak. Elli yorum yapsan, birinin 'benden duymaya tahammül edemeyeceğinden sen söyledin” olmayacağı ne muğlak. Senden duymaya tahammül edemeyecek olmam zırva. Senle konuşamıyor olmak zaten hesabını tuttuğum dava. Kendimi çok garip iknalara zorluyorum. Aşama aşama on civarında senaryo, kafayı çizmiş hafızamda. Oturmaya çalışıyorum, oldurmaya çalışıyorum, olmuyor. Ölmüyor merakım, şu kanını döktüğümün acabaları bitmiyor. Ben kahve fincanları bitmesin istemiştim, derdinden kahveye düşmeyi kast etmemiştim.
Olmayacak biliyorum, olsa da mutlu olmayacağım biliyorum, olmasını da istemiyorum. Neyin olup bahsettiğimi de bilmiyorum. Ama geceleri sana yazıyorum. Bu kadar edebiyata, nasıl bu kadar kayıtsız kaldığına da anlam veremiyorum. Yazmayacağım artık.

17 Aralık 2018 Pazartesi

başı ayrı sonu ayrı yazı

Sana yazmaması gereken kalem anca dört beş saat dayandı. Sana yazmaması gereken kalem diyor ki "kır beni" Beni nasıl kırıyor seni gördüğüm ve görmediğim günler bir gör. "Yapma biterim" diyorum, "sonun gelsin" diyor kalem. Çevremde o adamlardan kalmadı, çok adam gitti de senden fazla anlam yüklediğim adamın birinin gidişi uyutmuyor geceleri. Saatin geç olduğu zamanlarda porsuk etrafında seni değil onu düşünüyorum. Artık girdiğimiz yoldan dönüş olmadığını iyi biliyorum, ama bu iletişimsizliğin kopuş olmayacağını da o kadar iyi biliyorum ki. Bizim aramızda bir bağ var, ben ördüm kendi elimle, ben yaptım. Hayatımda kimse için yapmadığımı onun için yaptım, şimdi gelsen sana o kadar değer vermem mesela. Bana sınır çizmeyi o öğretti. Onla ayrıldı yolumuz, seneler sonraya kaldı konumuz; kafam eskisi kadar aklında tutamıyor anıları. Unutacağım, yumuşayacağım... O kadar iyi biliyorum ki. Benim daha az sevmek için, onun daha çok sevmek için zamana ihtiyacı var. Kimseye sevgiyi de değeri de bu denli hibe etmemek gerektiğini gösterdi bana. Ondan sonra kimseyi bu kadar sevmem. Sırf bu bilgiyi anlayabilmek adına geçti belki onla beş senem. Kafam kalınlaştı, artık eskisi kadar kıvrak değil; belim inceldi, artık eskisi kadar güçlü değil; kalıba geldiğim oldu, punduna uyduğum, kendimden tiksindiğim... Cesaret gösteremediğim oldu, şişeler ardından cesareti buldum. Bana yüz vermedikleri oldu, senin de bulunduğun bir topluluk bu. Benim yüz vermediğim çok oldu, sanal bir bok çukurunu ciddiye mi alsaydım? Sekiz ay kadar sonra kabul edebiliyorum benle iletişim kurmak zorunda olmadığını. Ha bana attığın engeli hâlâ anlamıyorum, "aramayacağım" deyince aramayacak kadar sözünün eriyim ben.
Hadi sen elin oğlusun, bi zaman sonra silineceksin. Bilmediğim bir duygu sonucu, cahilliğime denk geldin. O birinin silinmeyecek olduğu muhakkak, ne yapacağım? Senden altın kemer isteyeceğime dair dalgalar döndürdük, kafes maçı kazanmak gibi bir metaforu var. Ortadoğuluyum ve bileğim ince, kandıramazsın bilezikle. Pırlanta da takmam, elimi kana bulayamam. Sen belime kemer, o koluma kelepçe; siz ne güzel arkadaş oldunuz tanışmadan.
Yükümlülük gibisin demeye yazmadım bu lafları. Onla da savaşmaya takatim yok. Yenileceğim korkum beni gündüzleri gezemez etti. Renkli giyinmeme müsaade etmeyen bir yasın içindeyim. Okulum, ailem, çevrem, uyku çorabım, karbonatlı cilt bakım maskem... Yaşadıklarım... Başıma gelenler... Onla paylaşmıyorum. O da çoğu şeyi bana anlatmamış... Ben daha önce ne yapıyormuşum da içimde tutuyormuşum bilmiyorum. Anlatsam hâlâ dinlemek isteyecek insanlar da var, haklarını yiyemem. Ama ben sana yazmayı tercih ettim. Sıkça olmasa da okuduğunu biliyorum beni. Oku tabi, ben olsam ben de okurdum. Okumasan da canın sağolsun. Senle derdim tasam kalmadı, bir vaadin olmadı ki şımarıklığına kızayım. Sen de böyle bir insansın, seni de onu alıp kabul ettiğim gibi aldım kabul ettim ben. Eskisi kadar esamen de kalmadı, dediğim gibi unutmam yakın. Sadece böyle bazı anlarda çok duygusal oluyorum. Kendime zarar vermemek için yazmayı seçiyorum. Yazmak kendime zarar vermenin en güzel yolu, yazmamak da. Yazamamak en fenası, yaşamamak... Ama bunla ilgili derdim kaydım kalmadı. Seni ya da onu istediğimden de emin değilim. Olsaydınız çok güzel olurdu. Ama "Ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardır." Tevekkül ettim, "Mevlam görelim n'eyler, n'eylerse güzel eyler." Dedim. Bir dahaki metinde senle dertleşmemek dileğiyle. Ha Metin ikinize de ayar olmuş vaziyette. Bense herkes için iyi dileklerde bulunuyorum, umarım her şey iyi olur.

10 Aralık 2018 Pazartesi

en sevgilinin farkı


omuz. geniş olup olmamasını benim gibi ağır fetişistler bile umursamaz o en sevgili olan kişide. o omuzlar ki her ne renkte biçimde görünüşte olursa olsun, evvela sığınak olmalı. saran olmalı, sargılayan olmalı; sorgulayan olma faslını yaranın berenin iyileşmesine bırakmalı. o omuz ki yaslanan sevgiliye huzur olmalı en çok. Varsın güven vermesin, kalıcı olduğunu iddia etmesin; o an için bile söz vermesin gerekirse. ama o bazı nefessiz kalınan anlarda var olsun. sayılı anın yaşattığı his için varlığımızı sürdürdüğümüz bu dümende, mengenemizin sıkışmasına engel olacak genişlikte olsa o omuz kafi. soluk soluğa kaçmaktayken, ıslak ve evsiz bir sokak köpeği kadar çaresizken merhamet edebilen bir omuz olsun o. başını yasladığın anda en yumuşak yastıkların kıskandığı, çarpışmaya girdiğinde en güçlü zırhın dayanıklılığına erişemediği, sadece senin olduğu onun sözüyle mühürlü bir omuz... o omuz ki, başını koyduğun anda tüm dertlerini orada kaybetmelisin. kendini ona bıraktığın anda ruhunda ve vücudunda ne kadar yara varsa iyileşsin, sende kalan tek iz onun izleri haline gelsin. ona başını yasladığında hayatında uyumadığın kadar derin bir uykuya dalabilmelisin. uykuda mısın uyanık mısın anlamadan rüyalarla yaşayabilmelisin. o ilk temasta kesilen nefesin uzun zaman geri gelmemeli, onun sana değen nefesiyle candan geçmeli ama ondan vazgeçememelisin. dokunduğun yerden yanmalısın, yakmalısında. ufak kıvılcımınız alev alev yakmalı, birbirinize ait yapmalı sizi. elin nazikçe gezinirken başın dönmeli, kulakların uğuldamalı, gözün kararmalı. heyecanının yoğunluğundan dış sesler kesilmeli, sen fark etmemelisin.
o omuza değdiğin gibi bitersin. mahkumiyetlerin biter, eksik hissetmen geçer, kolundan kelepçen çıkar, özgürlüğü bulursun. o omuza değdiğin gibi yanarsın. ışıl ışıl bir lamba gibi, geceleri aydınlatırsın; kağıt fenerler gibi şenlikleri bağırırsın; dilek balonu gibi, titrek ışığınla umudu çağırırsın. o omuza değdiğin gibi sonun gelir. mutlu sonun gelir. hele sonra o senin omzuna değince birde... sonu gelmesin istenen gecelerin sonu gelmez.

devamını yazacağım dostlar. altın olsa dönüp almayacağım bir bozkıra yazacağım. geceleri  sabaha ulaştıran bu mimar biraz olsun projesine baksın artık, sabaha az kaldı.

5 Aralık 2018 Çarşamba

Tutup az önce ne yazdım ben sana. Ben neker yazdım sana. Onca yazıdan bir tane bile şiir çıkmadığında uyanmalıydım adam olmadığına. Bu maymun gözünü açtı adam. İzmir olmak kim sen kimsin? Artık benim için bozkırdan başka bir şey değilsin

5 aralık mühendisler vs. kadın hakları hem de dünya çapında

Yazdığın metinlerden ikisine, yazdığın şiirlerden üçüne denk geldim. Ne denk gelmesi, son yaptığın atağın (!) üzerine aradım, taradım, buldum. Edebi açıdan değerlendirecek değilim. Yaşına göre yeterince iyi değildin. Peki senin daha yeterince kendini vermediğini çok belli eden sözlerinden, ben neden bu kadar etkilendim? Kayıtsız, umursamaz, lakayt… Ne dile önem vermişsin, ne noktalamaya, ne kendi hissettiklerine. Aynı bana önem vermediğin gibi… Başka bir elin kadınına yazdıklarına tutunmuş halde yazıyorum sana. Onun senden hoşlanmadığı ölçüde hoşlanmıyorsun belki benden. Neden? Adam senin cilt kanseriyle ne ilgin olabilir? Belinde olduğunu tahmin ettiğim rahatsızlığın nedir? Ya kafandaki rahatsızlık?
Yemin olsun, kimselere içimi dökemez oldum. Yaprak gibi insan sağda solda boşu boşuna ağlar mı? Havaya suya kızıyorum bir gün, yataktan çıkamıyorum öbür gün. Elinden düşmeyen o sigaradan tiksindim ben; zaten kafam tam değildi, olanı da üşüttüm hepten.  Kelime yapmak değil niyetim, senin peşinde de değilim… Bok değilim.
Bana senle bi sefer olsun konuşma fırsatı vermemen beni öyle yıprattı ki, hala üstesinden gelemiyorum. Yahu ben sana ne yaptım da bu kadar kapı duvar olmayı reva gördün bana? Yahu tamam bir kadın olarak beni yanında istemedin, karşında niye istemedin? Sadece arkadaş olamaz mıydık? Onu siktiret bi sefer olsun açık açık konuşamaz mıydık? Gözünde bu kadar değersiz olmayı kaldıramıyorum. Seni neyin bu kadar değerli yaptığını hala anlayamayan ben, pervane gibi ateşe ateşe yürüyorum, senin yakmaya bile tenezzülün yok.
Avare avare sokaklardayım, kuvvetle muhtemel bu gece de porsuk civarında olacağım. Hayatımdan o kadar insan çıktı, o kadar ölüm gördüm, o kadar kötü günüm oldu ben hiç bu kadar çaresiz hissetmedim. Hep bir şekilde çekip çeviren, üstesinden gelendim. Sana da minnet etmem. Kan kustuğum yerde şerbet ikram ettiler gibi onlarca söylem… Senden fena laf ebesiyim ben. Ama mevsim kış, fener kaybediyor, projem yok, sen yoksun, Yaprak nice olsun? Başa çıkamıyorum. Seninle, pervasızlığınla, hala seni görmek için çabalamakla… Sekiz aydan fazla zaman oldu, nedir bu ısrarımın sebebi? Ne var sende bu kadar göremediğim, ama kendimi alamadığım, bir türlü vazgeçemediğim?

Sen kimsin? Tanımadığım adamın birisin. Düşüncelerin neden bu kadar önemli benim için? Ne hissettiğini neden bu kadar merak ediyorum? Hayatına kadın almadığını söyleyen adamın yanında bu kadar kadının işi ne? Bi git işine! Salak gibi söz verdim, bir daha aramayacağım dedim; iyi bok yedim. Hakikaten ne bu yaptığın? Geçmişin intikamı mı? Her ne haltsa çok zoruma gidiyor. Söz verdiğim için arayamıyorum, daha da rezil olmamak için mesaj da atamıyorum. Ya da cevap vermezsin diye korkuyorum, emin değilim. Kendimi böyle açık seçik anlattığım için umrunda bile olmayacağımı o kadar iyi biliyorum ki. Bu düzene aşinayım, kime değer verirsen o sana vermez. Kızmıyorum sana, yani artık kızmıyorum. Beni istemediğini ve bunun bir sebebe bağlı olmak zorunda olmadığını biliyorum. Çünkü ben de sana sebepsizce değer veriyorum. Çünkü bana da sebepsizce değer vermişlerdi. Sana yüklediğim anlamın, anlamını kaybetmesini beklemekten başka elimden gelen yok. Beni bir kere olsun aramayacaksın, ben de o bir kereden fazla arayacak insan değilim. Umarım bir gün hayal ettiğin seviyede yazabilirsin, günün kutlu olsun. Bu kadarını demeye hakkım var bana kalırsa.