3 Mayıs 2016 Salı

müjde, birazını buldum!



yine kaçmak isterken ve hep kaçmak isterken şubattan beri saplı kaldım bu şehre. kaçmak meselesini bile beceremez oldum. daha ne kadar bulaşılır diplere diye düşündükçe, bu soruların da düşmenin de sonu gelmez hissi uyandıran bir hengameyi yaşadım. bu böyle sürüp giderken bi yandan sürdü hayat, belli rutinler, bıkkınlık getiren monotonluklar... bi hafta önce dünkü saat gibiydi evet. o gece ne geceydi, bu gece ne gece! sekiz kırıklı adamı buldum dostlarım, kaderin cilvesine bakın. üç beş mesaj sonrasında da hunili olduğum (!) ortaya çıktı, kaderin cilvesine bakın. "seni bulucam" dedim de inanmadı, bana inanmak niye bu kadar zorsa? güvenmeye gelince güveniyorlar, ah bi de ağzımdan çıkanların az bi hükmü olsa ya. bana duyulan güvenlerden de birine güvenmekten de kendimi bildim bileli korktum ben. bi kere olsun birine inanalım dedik de ondan sonra dengesiz endazem hiç ayar tutmadı ya zaten. inanmak belasına bundan sonra da düşer oldum ve her seferinde düşürüp dizimi kanatmayı becerdiler. neyse şimdi bunlara girmenin yeri değil, sonuç itibariyle geçmişten geleceğe bıraktığım bir izdi o adamı bulmaya yönelik söylemim ve onu bulmadan onla konuşma fırsatı yakalamış oldum bu sayede. yaptığım bu ön bildirimden pek hoşnut değil kendisi,beş sene önce yazdığı bir yazıyı okumuş alelade biriyim haliyle; ama bu onu bulacağım gerçeğini değiştirmiyor. neyse ben şimdi eczaneye gidicem, dün gece hastanedeydim dediğim gibi. iki ilaç alayım da kendime geleyim. o kadar serum yedik, ortalığa kustuk; adamlar tüm gece benle uğraştı, emekleri boşa gitmesin.