10 Aralık 2018 Pazartesi

en sevgilinin farkı


omuz. geniş olup olmamasını benim gibi ağır fetişistler bile umursamaz o en sevgili olan kişide. o omuzlar ki her ne renkte biçimde görünüşte olursa olsun, evvela sığınak olmalı. saran olmalı, sargılayan olmalı; sorgulayan olma faslını yaranın berenin iyileşmesine bırakmalı. o omuz ki yaslanan sevgiliye huzur olmalı en çok. Varsın güven vermesin, kalıcı olduğunu iddia etmesin; o an için bile söz vermesin gerekirse. ama o bazı nefessiz kalınan anlarda var olsun. sayılı anın yaşattığı his için varlığımızı sürdürdüğümüz bu dümende, mengenemizin sıkışmasına engel olacak genişlikte olsa o omuz kafi. soluk soluğa kaçmaktayken, ıslak ve evsiz bir sokak köpeği kadar çaresizken merhamet edebilen bir omuz olsun o. başını yasladığın anda en yumuşak yastıkların kıskandığı, çarpışmaya girdiğinde en güçlü zırhın dayanıklılığına erişemediği, sadece senin olduğu onun sözüyle mühürlü bir omuz... o omuz ki, başını koyduğun anda tüm dertlerini orada kaybetmelisin. kendini ona bıraktığın anda ruhunda ve vücudunda ne kadar yara varsa iyileşsin, sende kalan tek iz onun izleri haline gelsin. ona başını yasladığında hayatında uyumadığın kadar derin bir uykuya dalabilmelisin. uykuda mısın uyanık mısın anlamadan rüyalarla yaşayabilmelisin. o ilk temasta kesilen nefesin uzun zaman geri gelmemeli, onun sana değen nefesiyle candan geçmeli ama ondan vazgeçememelisin. dokunduğun yerden yanmalısın, yakmalısında. ufak kıvılcımınız alev alev yakmalı, birbirinize ait yapmalı sizi. elin nazikçe gezinirken başın dönmeli, kulakların uğuldamalı, gözün kararmalı. heyecanının yoğunluğundan dış sesler kesilmeli, sen fark etmemelisin.
o omuza değdiğin gibi bitersin. mahkumiyetlerin biter, eksik hissetmen geçer, kolundan kelepçen çıkar, özgürlüğü bulursun. o omuza değdiğin gibi yanarsın. ışıl ışıl bir lamba gibi, geceleri aydınlatırsın; kağıt fenerler gibi şenlikleri bağırırsın; dilek balonu gibi, titrek ışığınla umudu çağırırsın. o omuza değdiğin gibi sonun gelir. mutlu sonun gelir. hele sonra o senin omzuna değince birde... sonu gelmesin istenen gecelerin sonu gelmez.

devamını yazacağım dostlar. altın olsa dönüp almayacağım bir bozkıra yazacağım. geceleri  sabaha ulaştıran bu mimar biraz olsun projesine baksın artık, sabaha az kaldı.

5 Aralık 2018 Çarşamba

Tutup az önce ne yazdım ben sana. Ben neker yazdım sana. Onca yazıdan bir tane bile şiir çıkmadığında uyanmalıydım adam olmadığına. Bu maymun gözünü açtı adam. İzmir olmak kim sen kimsin? Artık benim için bozkırdan başka bir şey değilsin

5 aralık mühendisler vs. kadın hakları hem de dünya çapında

Yazdığın metinlerden ikisine, yazdığın şiirlerden üçüne denk geldim. Ne denk gelmesi, son yaptığın atağın (!) üzerine aradım, taradım, buldum. Edebi açıdan değerlendirecek değilim. Yaşına göre yeterince iyi değildin. Peki senin daha yeterince kendini vermediğini çok belli eden sözlerinden, ben neden bu kadar etkilendim? Kayıtsız, umursamaz, lakayt… Ne dile önem vermişsin, ne noktalamaya, ne kendi hissettiklerine. Aynı bana önem vermediğin gibi… Başka bir elin kadınına yazdıklarına tutunmuş halde yazıyorum sana. Onun senden hoşlanmadığı ölçüde hoşlanmıyorsun belki benden. Neden? Adam senin cilt kanseriyle ne ilgin olabilir? Belinde olduğunu tahmin ettiğim rahatsızlığın nedir? Ya kafandaki rahatsızlık?
Yemin olsun, kimselere içimi dökemez oldum. Yaprak gibi insan sağda solda boşu boşuna ağlar mı? Havaya suya kızıyorum bir gün, yataktan çıkamıyorum öbür gün. Elinden düşmeyen o sigaradan tiksindim ben; zaten kafam tam değildi, olanı da üşüttüm hepten.  Kelime yapmak değil niyetim, senin peşinde de değilim… Bok değilim.
Bana senle bi sefer olsun konuşma fırsatı vermemen beni öyle yıprattı ki, hala üstesinden gelemiyorum. Yahu ben sana ne yaptım da bu kadar kapı duvar olmayı reva gördün bana? Yahu tamam bir kadın olarak beni yanında istemedin, karşında niye istemedin? Sadece arkadaş olamaz mıydık? Onu siktiret bi sefer olsun açık açık konuşamaz mıydık? Gözünde bu kadar değersiz olmayı kaldıramıyorum. Seni neyin bu kadar değerli yaptığını hala anlayamayan ben, pervane gibi ateşe ateşe yürüyorum, senin yakmaya bile tenezzülün yok.
Avare avare sokaklardayım, kuvvetle muhtemel bu gece de porsuk civarında olacağım. Hayatımdan o kadar insan çıktı, o kadar ölüm gördüm, o kadar kötü günüm oldu ben hiç bu kadar çaresiz hissetmedim. Hep bir şekilde çekip çeviren, üstesinden gelendim. Sana da minnet etmem. Kan kustuğum yerde şerbet ikram ettiler gibi onlarca söylem… Senden fena laf ebesiyim ben. Ama mevsim kış, fener kaybediyor, projem yok, sen yoksun, Yaprak nice olsun? Başa çıkamıyorum. Seninle, pervasızlığınla, hala seni görmek için çabalamakla… Sekiz aydan fazla zaman oldu, nedir bu ısrarımın sebebi? Ne var sende bu kadar göremediğim, ama kendimi alamadığım, bir türlü vazgeçemediğim?

Sen kimsin? Tanımadığım adamın birisin. Düşüncelerin neden bu kadar önemli benim için? Ne hissettiğini neden bu kadar merak ediyorum? Hayatına kadın almadığını söyleyen adamın yanında bu kadar kadının işi ne? Bi git işine! Salak gibi söz verdim, bir daha aramayacağım dedim; iyi bok yedim. Hakikaten ne bu yaptığın? Geçmişin intikamı mı? Her ne haltsa çok zoruma gidiyor. Söz verdiğim için arayamıyorum, daha da rezil olmamak için mesaj da atamıyorum. Ya da cevap vermezsin diye korkuyorum, emin değilim. Kendimi böyle açık seçik anlattığım için umrunda bile olmayacağımı o kadar iyi biliyorum ki. Bu düzene aşinayım, kime değer verirsen o sana vermez. Kızmıyorum sana, yani artık kızmıyorum. Beni istemediğini ve bunun bir sebebe bağlı olmak zorunda olmadığını biliyorum. Çünkü ben de sana sebepsizce değer veriyorum. Çünkü bana da sebepsizce değer vermişlerdi. Sana yüklediğim anlamın, anlamını kaybetmesini beklemekten başka elimden gelen yok. Beni bir kere olsun aramayacaksın, ben de o bir kereden fazla arayacak insan değilim. Umarım bir gün hayal ettiğin seviyede yazabilirsin, günün kutlu olsun. Bu kadarını demeye hakkım var bana kalırsa.

29 Kasım 2018 Perşembe

Takipten çıkardım, aklımdan değil. Eskiden olsa "hele kalbimden mümkün değil" derdim de çabalıyorum. Uzatmalara oynuyorsun. Unutacağım.

26 Kasım 2018 Pazartesi

garip

Nereden başlamak lazım bilmiyorum. Bu işler hep bi kasılmasına sebep olur insanın. En azından benim. Ellerim hıncını klavyeden almak ister gibi inip kalkıyor, parmaklarım peşmerge gibi vuruyor tuşlara. Saldırganlık bir yaşam biçimidir. Düşünme aralarında soluk soluğa nefes alan, göğsü şişip şişip inen bir kaçak gibi olmamı beklersiniz. Aksine su kenarında dingince ellerini kavuşturmuş, bir gün bile dert görmemiş bir edayla bakıyorum ekrana. Yazıyor gibiyim, asıl yazmaya başlamadan daha. 
Elim, terbiyesiz elim… Her türlü belaya parmak sokan elim… Gitmiyor yazmaya. Ne yazayım, ne yapayım? Bunca zaman yapmak için uğraşan elimle mi yıkayım yaptıklarımı. Ya senin yaptıklarını, bunları bana nasıl yaptın? Bana bunu nasıl yaptın? Ben senin için bu kadar çaba sarf etmişken bana nasıl sırt dönebilirsin? Her şeye rağmen senden vazgeçememişken beni vazgeçme eşiğine nasıl getirirsin? Hadi sen benden geçtin, benim senden geçmeme nasıl izin verdin? Kendini beğenmişin önde gidenisin, hiç mi ağrına gitmiyor kendimi senden çekmem. 
Seni tanıdığım bunca zamanda sana en ihtiyaç duyduğum zamandayım. Sana sarılıp ağlamaya o kadar ihtiyacım var ki. Daha önce beni nasıl sarmadıysan yine sarmayacak olan adamsın sen. Daha da yaralayacağını, zarar vereceğini, mahvedeceğini o kadar iyi biliyorum ki. Senden medet ummamam lazım.Sen bana ne zaman iyi geldin ki bu zaman geleceksin? gelmeyeceksin biliyorum. Biz çok güzel koptuk. Allah biliyor senin yüzünden. Ha sen biliyorsun ki benim yüzümden. Ben ne yapsaydım?
Hadi bırak onu. Sen ne yaptın? Senin dizine yatacak sevgilin var, boynuna sarılacak ablan var, sırtını yaslayacak abin var. Akrabaların var. Arkadaşların var. Hepsi yakınında. Benim kendimi biraz olsun bırakabildiğim bir sen vardım. Elimden ne aldığını görebiliyor musun? Ben kendimi annesine açamayan bir insanken sana açtım ki sen bunun anlamını en iyi bilecek kişisin. Beni gurbete ilk çıktığım gün İzmir’den ayrılmak bile bu kadar mahvedememişti. Ama sen yaptın. Ben yine yaşarım kimseye bir şey belli etmeden, sana bile… Ama senleyken olduğu gibi olmayacağını o kadar iyi biliyoruz ki. 
Beni suçlamandan, beni anlamamandan, bana değersiz hissettirmenden o kadar yoruldum ki başka yolum kalmadı. Sana o kadar kırgınım ki, senden başkasıyla düzelmeme de imkan yok, sen de düzeltemezsin. Düzeltmek için uğraşmazsın zaten. Sana o gün de bunu demiştim ben, “çabalar mısın hiç bilmiyorum” derken. Bi kere anlamak istemedin, her keresinde düzeltmeye çabaladın ya beni alacağın olsun. Ben seni içimdeki samimiyete inandıramadım. Ben seni kaya gibi sert durduğum herkesten ayrı bir yere koydum, sense göremedin yaramı beremi. Anlat dedin anlattım, duymadı kulağın; göster dedin gösterdim, görmedi gözün. Senin o gözün görmedi ya, gördüğü yerde de görmemezlikten geldi ya; görünmez ettin sen beni. Duyulmaz ettin. Yokettin. Ayırdın yolları.
Sana kızmam lazım. Hızlı zamanlarımdaki gibi evini basmam lazım. Küfür edebilirim, sağına soluna vurup canını yakabilirim. Senin beni yaktığın kadar yakamam ama denerim… Burdan yanına gelmek çok uzun yol değil, gelinir. Ama sen uzaksın, hem de o kadar uzaksın ki.  Kızamıyorum sana, kıyamıyorum da… Sessiz sedasız kenara çekilmeyi seçiyorum. Bu ilk yenilgim değil, silah arkadaşım tarafından vurulmak ağrıma giden. Kırgınım, üzgünüm, bu sefer çok ters yerden vuruldum. Beni bu kadar yıkabileceğini tahmin etmedim. Seni en başından alıp kabul etmeyecektim. Sana en başından bu kadar değer vermeyecektim. Sende bu kadar ısrar etmeyecektim. Yanlışın büyüğünü ben ettim. Ben çekiyorum, ve orda bir yerde de sen. Bize ne yaptın sen? Olduğumuz noktaya bak, garip! Çok garip! 

3 Kasım 2018 Cumartesi

Söz verdim diye aramıyorum, unutmaya çalışıyorum. Bana bi sefer değer verip konuşsan her şey o kadar kolay olacak ki