5 Aralık 2018 Çarşamba

Tutup az önce ne yazdım ben sana. Ben neker yazdım sana. Onca yazıdan bir tane bile şiir çıkmadığında uyanmalıydım adam olmadığına. Bu maymun gözünü açtı adam. İzmir olmak kim sen kimsin? Artık benim için bozkırdan başka bir şey değilsin

5 aralık mühendisler vs. kadın hakları hem de dünya çapında

Yazdığın metinlerden ikisine, yazdığın şiirlerden üçüne denk geldim. Ne denk gelmesi, son yaptığın atağın (!) üzerine aradım, taradım, buldum. Edebi açıdan değerlendirecek değilim. Yaşına göre yeterince iyi değildin. Peki senin daha yeterince kendini vermediğini çok belli eden sözlerinden, ben neden bu kadar etkilendim? Kayıtsız, umursamaz, lakayt… Ne dile önem vermişsin, ne noktalamaya, ne kendi hissettiklerine. Aynı bana önem vermediğin gibi… Başka bir elin kadınına yazdıklarına tutunmuş halde yazıyorum sana. Onun senden hoşlanmadığı ölçüde hoşlanmıyorsun belki benden. Neden? Adam senin cilt kanseriyle ne ilgin olabilir? Belinde olduğunu tahmin ettiğim rahatsızlığın nedir? Ya kafandaki rahatsızlık?
Yemin olsun, kimselere içimi dökemez oldum. Yaprak gibi insan sağda solda boşu boşuna ağlar mı? Havaya suya kızıyorum bir gün, yataktan çıkamıyorum öbür gün. Elinden düşmeyen o sigaradan tiksindim ben; zaten kafam tam değildi, olanı da üşüttüm hepten.  Kelime yapmak değil niyetim, senin peşinde de değilim… Bok değilim.
Bana senle bi sefer olsun konuşma fırsatı vermemen beni öyle yıprattı ki, hala üstesinden gelemiyorum. Yahu ben sana ne yaptım da bu kadar kapı duvar olmayı reva gördün bana? Yahu tamam bir kadın olarak beni yanında istemedin, karşında niye istemedin? Sadece arkadaş olamaz mıydık? Onu siktiret bi sefer olsun açık açık konuşamaz mıydık? Gözünde bu kadar değersiz olmayı kaldıramıyorum. Seni neyin bu kadar değerli yaptığını hala anlayamayan ben, pervane gibi ateşe ateşe yürüyorum, senin yakmaya bile tenezzülün yok.
Avare avare sokaklardayım, kuvvetle muhtemel bu gece de porsuk civarında olacağım. Hayatımdan o kadar insan çıktı, o kadar ölüm gördüm, o kadar kötü günüm oldu ben hiç bu kadar çaresiz hissetmedim. Hep bir şekilde çekip çeviren, üstesinden gelendim. Sana da minnet etmem. Kan kustuğum yerde şerbet ikram ettiler gibi onlarca söylem… Senden fena laf ebesiyim ben. Ama mevsim kış, fener kaybediyor, projem yok, sen yoksun, Yaprak nice olsun? Başa çıkamıyorum. Seninle, pervasızlığınla, hala seni görmek için çabalamakla… Sekiz aydan fazla zaman oldu, nedir bu ısrarımın sebebi? Ne var sende bu kadar göremediğim, ama kendimi alamadığım, bir türlü vazgeçemediğim?

Sen kimsin? Tanımadığım adamın birisin. Düşüncelerin neden bu kadar önemli benim için? Ne hissettiğini neden bu kadar merak ediyorum? Hayatına kadın almadığını söyleyen adamın yanında bu kadar kadının işi ne? Bi git işine! Salak gibi söz verdim, bir daha aramayacağım dedim; iyi bok yedim. Hakikaten ne bu yaptığın? Geçmişin intikamı mı? Her ne haltsa çok zoruma gidiyor. Söz verdiğim için arayamıyorum, daha da rezil olmamak için mesaj da atamıyorum. Ya da cevap vermezsin diye korkuyorum, emin değilim. Kendimi böyle açık seçik anlattığım için umrunda bile olmayacağımı o kadar iyi biliyorum ki. Bu düzene aşinayım, kime değer verirsen o sana vermez. Kızmıyorum sana, yani artık kızmıyorum. Beni istemediğini ve bunun bir sebebe bağlı olmak zorunda olmadığını biliyorum. Çünkü ben de sana sebepsizce değer veriyorum. Çünkü bana da sebepsizce değer vermişlerdi. Sana yüklediğim anlamın, anlamını kaybetmesini beklemekten başka elimden gelen yok. Beni bir kere olsun aramayacaksın, ben de o bir kereden fazla arayacak insan değilim. Umarım bir gün hayal ettiğin seviyede yazabilirsin, günün kutlu olsun. Bu kadarını demeye hakkım var bana kalırsa.

29 Kasım 2018 Perşembe

Takipten çıkardım, aklımdan değil. Eskiden olsa "hele kalbimden mümkün değil" derdim de çabalıyorum. Uzatmalara oynuyorsun. Unutacağım.

26 Kasım 2018 Pazartesi

garip

Nereden başlamak lazım bilmiyorum. Bu işler hep bi kasılmasına sebep olur insanın. En azından benim. Ellerim hıncını klavyeden almak ister gibi inip kalkıyor, parmaklarım peşmerge gibi vuruyor tuşlara. Saldırganlık bir yaşam biçimidir. Düşünme aralarında soluk soluğa nefes alan, göğsü şişip şişip inen bir kaçak gibi olmamı beklersiniz. Aksine su kenarında dingince ellerini kavuşturmuş, bir gün bile dert görmemiş bir edayla bakıyorum ekrana. Yazıyor gibiyim, asıl yazmaya başlamadan daha. 
Elim, terbiyesiz elim… Her türlü belaya parmak sokan elim… Gitmiyor yazmaya. Ne yazayım, ne yapayım? Bunca zaman yapmak için uğraşan elimle mi yıkayım yaptıklarımı. Ya senin yaptıklarını, bunları bana nasıl yaptın? Bana bunu nasıl yaptın? Ben senin için bu kadar çaba sarf etmişken bana nasıl sırt dönebilirsin? Her şeye rağmen senden vazgeçememişken beni vazgeçme eşiğine nasıl getirirsin? Hadi sen benden geçtin, benim senden geçmeme nasıl izin verdin? Kendini beğenmişin önde gidenisin, hiç mi ağrına gitmiyor kendimi senden çekmem. 
Seni tanıdığım bunca zamanda sana en ihtiyaç duyduğum zamandayım. Sana sarılıp ağlamaya o kadar ihtiyacım var ki. Daha önce beni nasıl sarmadıysan yine sarmayacak olan adamsın sen. Daha da yaralayacağını, zarar vereceğini, mahvedeceğini o kadar iyi biliyorum ki. Senden medet ummamam lazım.Sen bana ne zaman iyi geldin ki bu zaman geleceksin? gelmeyeceksin biliyorum. Biz çok güzel koptuk. Allah biliyor senin yüzünden. Ha sen biliyorsun ki benim yüzümden. Ben ne yapsaydım?
Hadi bırak onu. Sen ne yaptın? Senin dizine yatacak sevgilin var, boynuna sarılacak ablan var, sırtını yaslayacak abin var. Akrabaların var. Arkadaşların var. Hepsi yakınında. Benim kendimi biraz olsun bırakabildiğim bir sen vardım. Elimden ne aldığını görebiliyor musun? Ben kendimi annesine açamayan bir insanken sana açtım ki sen bunun anlamını en iyi bilecek kişisin. Beni gurbete ilk çıktığım gün İzmir’den ayrılmak bile bu kadar mahvedememişti. Ama sen yaptın. Ben yine yaşarım kimseye bir şey belli etmeden, sana bile… Ama senleyken olduğu gibi olmayacağını o kadar iyi biliyoruz ki. 
Beni suçlamandan, beni anlamamandan, bana değersiz hissettirmenden o kadar yoruldum ki başka yolum kalmadı. Sana o kadar kırgınım ki, senden başkasıyla düzelmeme de imkan yok, sen de düzeltemezsin. Düzeltmek için uğraşmazsın zaten. Sana o gün de bunu demiştim ben, “çabalar mısın hiç bilmiyorum” derken. Bi kere anlamak istemedin, her keresinde düzeltmeye çabaladın ya beni alacağın olsun. Ben seni içimdeki samimiyete inandıramadım. Ben seni kaya gibi sert durduğum herkesten ayrı bir yere koydum, sense göremedin yaramı beremi. Anlat dedin anlattım, duymadı kulağın; göster dedin gösterdim, görmedi gözün. Senin o gözün görmedi ya, gördüğü yerde de görmemezlikten geldi ya; görünmez ettin sen beni. Duyulmaz ettin. Yokettin. Ayırdın yolları.
Sana kızmam lazım. Hızlı zamanlarımdaki gibi evini basmam lazım. Küfür edebilirim, sağına soluna vurup canını yakabilirim. Senin beni yaktığın kadar yakamam ama denerim… Burdan yanına gelmek çok uzun yol değil, gelinir. Ama sen uzaksın, hem de o kadar uzaksın ki.  Kızamıyorum sana, kıyamıyorum da… Sessiz sedasız kenara çekilmeyi seçiyorum. Bu ilk yenilgim değil, silah arkadaşım tarafından vurulmak ağrıma giden. Kırgınım, üzgünüm, bu sefer çok ters yerden vuruldum. Beni bu kadar yıkabileceğini tahmin etmedim. Seni en başından alıp kabul etmeyecektim. Sana en başından bu kadar değer vermeyecektim. Sende bu kadar ısrar etmeyecektim. Yanlışın büyüğünü ben ettim. Ben çekiyorum, ve orda bir yerde de sen. Bize ne yaptın sen? Olduğumuz noktaya bak, garip! Çok garip! 

3 Kasım 2018 Cumartesi

Söz verdim diye aramıyorum, unutmaya çalışıyorum. Bana bi sefer değer verip konuşsan her şey o kadar kolay olacak ki

29 Ekim 2018 Pazartesi

Kendimi Sana İfade Etmenin Daha Kaliteli Yolu

Bakıyorum hep büyük laflarla geçmiş hayatıma. Ben hep ağzımdan çıkan laf doğru olsun diye yaşamışım. Ahir ömrüm böyle gelmiş, böyle de gideceğe benziyor. Ben ağzımdan bir laf çıkardım. Ne laflar çıktı da bu ağızdan, en kesininden bir laf ettim son zaman. Dedim ki “altın olsan dönüp almam.” Almam da. Sen zaten dört duvar içinde ibadet eden derviş iradesi gibi ediyorsun beni: Kolay! O duvarlar, engeller olmadan iradene sahip olabilmek denen bir şey var. Ben diyorum ya almam, ben diyorum ya saymam, ben diyorum ya bitti… Sen gel demedin ki ‘ben gitmedim’ diyebileyim. Olmadığın yerde ahkamım en alâ makam. Saçların artık eskisi kadar kısa sürmüyor, uzayan bu yollarda izim yok. İzin yok tanımama, ben istemem de istemem diyorum sağda solda, aynada. Kendime bile yineliyorum isteksizliğimi, dua gibi; yöneliyorum dine, sonra sana yine. Bi şekilde gece üçü on geçerken sana içimden geçenler olduğunu görüyorum hâlâ. Geçememişim senden geçmiş olsun.
Sevsen unutmazdın, sevmemişsin diyorlar. Unuttum ama keşke sevmeseydim. Çok ağır bir unutmak bu. Kendi kendime başa çıkmak zorundayım her şeyle. Çevremde kimseden destek yok, yandaşlarım köstek. Senle savaşırken silah arkadaşım olanlar bana tüfek doğrulttular. Vuruluyorum. Hem onlar tarafından, hem gittikçe sana daha fazla vuruluyorum. Ben seni unutmak diye bir eylem uydurdum, var olan problemleri çözdü. Beyin tuhaf, bazı kopyaları benden gördü. “Onun gibi unuturum ben de” diyenler var ettim, ne oyunlar ettim bilsen… Hilelerim yine iyi talep gördü, yok sattım. Bi kendim alamadım, durumum uygun olmadı. Ben seni geride bırakmak zorunda kaldım. Kendimi senden alamadığım gibi alamadım senden seni. Sen farklı kadınlara aldandın, ben aldatamadım; ne seni, ne kendimi.
Düşünüyorum, sessiz mi kalsaydım? Yanında herhangi biri gibi mi dursaydım? Senle iyi arkadaş olmaya mı çalışsaydım? Sen aşamaları olan bir problem misin? Seni parçalara ayırıp, her biten parçadan sonra üstünü çizmemi ister miydin? Seni geride bıraktım adam ben. Hayatta hiç bir şeyi istemediğim kadar istediğim seni, Allah şahidim olsun ki geride bıraktım. Buna rağmen üstünü çizemem. Ben sana olan hissimi bu gün olsa yine saklayamazdım, yine karaktersizliğinle başa çıkamazdım, yine terbiyesizliğini anlamazdım, yine haddinin ötesinde değer verirdim.
Ben serbest bir derviş kadar iradeli değilim, ama mahkum bir derviş kadar çilekeşliğim var. Ağzımdan o lafı çıkardım, davulunun uzaktan çalan sesi bir hoş geliyor kulağıma duy. Yıkıldığım yere baktım, yıkılmamışım ama ayakta da değilim. Oturduğum yerden kaldırdım harabemi. Suretimdeki hasarına baktım. Senin bir kaç saniye süren kadın isimli kasırgan yüzümden vurmuş ilk. Saçımdan da çekmiş, çok çekmiş insanların erkenden beyazlamasını öğrendim. İçime yaptığından haberim yok, sıcağından hissetmiyorum. Çok çok cilt bakım ürünü kullanıyorum, saç yağları… Kendim için elimden geleni. Yazacak dergiler arıyorum, yapacak projeler. Odaklanamasam da okuyorum, bi noktada olacak. Okulum da bitecek, sen de; o kadar iyi biliyorum ki.
Çok büyük laf ettim, adını bile unutacağım dedim. Öfkeliydim, öfkem yine geçer gibi. Kendime benle beş dakika bile görüşmediğini tekrarlıyorum. Orta beyninin sağlıklı duygu üretemediğini, bu yüzden doğru davranamadığını. Senin toy olduğunu, cahil olduğunu, çocuk olduğunu… Eğer hakikaten varlığına ihtiyaç duyduğum biri olsa, bunun sen olamayacağını. Senin hâlâ alman gereken çok yol olduğunu. Benle dalga geçtiğini, ama yine de bana cesaret edemediği, benden çekindiğini… Kırsal olduğunu, bozkır olduğunu, kasvet olduğunu… Senle ortak paydamız olmadığını… Kendime senin beni nasıl umursamadığını, ilgimle nasıl oynadığını tekrarlıyorum. Beni kendimle konuşmak zorunda bırakışının nasıl küstahça olduğunu söylüyorum kendime. Nasıl askıda bıraktığını, “dar vakitte dönüş yaparım” listesine aldığını…
Nesine bu kadar düştüğümü tarif edemediğim adam hakkında, neden geride bırakmam gerektiğine dair bir çok şey tekrarlıyorum kendime. Seni zamana bırakmayıp, çabalayarak unutmak; kendi hissime saygısızlık ve sen beni kendi seviyene çektin. Bendeki çekim etkinin yanında bunun lafı olmaz değil mi sana? Haberin olmayacak değil mi bu yazılanlardan? Okuyacağını o kadar iyi biliyorum ki… Zevk alıyorsun acımdan. Benim açımdan yine sorun yok, sana karşı gurur falan bırakmadım kendimde; çırılçıplak anlattım kendimi, belki de benim bile bilmediklerimi. Ama senin karşında tüm kadınların kadınlık gururu adına durmalıyım. Bir kadın olarak ben madde değilim, ben obje değilim. Gururun okşansın, dünden iyi olasın diye beni kullanamazsın. Tam da bundan vazgeçtim.
Ben daha bir kaç gece nöbeti tutarım. Sana dair bir kaç kelam atarım ortaya. Konuşmalarda senden örnekler vermeye devam ederim bu ara… Derken unuturum. Yoğun hisimin hatrına da olsa üç beş sayfa kaldın, daha uzun ömrün yok. Üçüncü kere söylüyorum ki ben ağzımdan attım seni. Tadın iyiyse de, kötüyse de, dertse de, değilse de yetti. Döndürüp durmam artık içimde seni. Tükürdüm. Bu bağımlılık da bana sökmez, daha büyük hamlen varsa onu yap, allâme-i cihanla gel. Ben ne mi yapacağım?
Benim lafım da yazım da en başından dik. Altın olsan dönüp seni almayacağım, bana kolay.