29 Kasım 2018 Perşembe

Takipten çıkardım, aklımdan değil. Eskiden olsa "hele kalbimden mümkün değil" derdim de çabalıyorum. Uzatmalara oynuyorsun. Unutacağım.

26 Kasım 2018 Pazartesi

garip

Nereden başlamak lazım bilmiyorum. Bu işler hep bi kasılmasına sebep olur insanın. En azından benim. Ellerim hıncını klavyeden almak ister gibi inip kalkıyor, parmaklarım peşmerge gibi vuruyor tuşlara. Saldırganlık bir yaşam biçimidir. Düşünme aralarında soluk soluğa nefes alan, göğsü şişip şişip inen bir kaçak gibi olmamı beklersiniz. Aksine su kenarında dingince ellerini kavuşturmuş, bir gün bile dert görmemiş bir edayla bakıyorum ekrana. Yazıyor gibiyim, asıl yazmaya başlamadan daha. 
Elim, terbiyesiz elim… Her türlü belaya parmak sokan elim… Gitmiyor yazmaya. Ne yazayım, ne yapayım? Bunca zaman yapmak için uğraşan elimle mi yıkayım yaptıklarımı. Ya senin yaptıklarını, bunları bana nasıl yaptın? Bana bunu nasıl yaptın? Ben senin için bu kadar çaba sarf etmişken bana nasıl sırt dönebilirsin? Her şeye rağmen senden vazgeçememişken beni vazgeçme eşiğine nasıl getirirsin? Hadi sen benden geçtin, benim senden geçmeme nasıl izin verdin? Kendini beğenmişin önde gidenisin, hiç mi ağrına gitmiyor kendimi senden çekmem. 
Seni tanıdığım bunca zamanda sana en ihtiyaç duyduğum zamandayım. Sana sarılıp ağlamaya o kadar ihtiyacım var ki. Daha önce beni nasıl sarmadıysan yine sarmayacak olan adamsın sen. Daha da yaralayacağını, zarar vereceğini, mahvedeceğini o kadar iyi biliyorum ki. Senden medet ummamam lazım.Sen bana ne zaman iyi geldin ki bu zaman geleceksin? gelmeyeceksin biliyorum. Biz çok güzel koptuk. Allah biliyor senin yüzünden. Ha sen biliyorsun ki benim yüzümden. Ben ne yapsaydım?
Hadi bırak onu. Sen ne yaptın? Senin dizine yatacak sevgilin var, boynuna sarılacak ablan var, sırtını yaslayacak abin var. Akrabaların var. Arkadaşların var. Hepsi yakınında. Benim kendimi biraz olsun bırakabildiğim bir sen vardım. Elimden ne aldığını görebiliyor musun? Ben kendimi annesine açamayan bir insanken sana açtım ki sen bunun anlamını en iyi bilecek kişisin. Beni gurbete ilk çıktığım gün İzmir’den ayrılmak bile bu kadar mahvedememişti. Ama sen yaptın. Ben yine yaşarım kimseye bir şey belli etmeden, sana bile… Ama senleyken olduğu gibi olmayacağını o kadar iyi biliyoruz ki. 
Beni suçlamandan, beni anlamamandan, bana değersiz hissettirmenden o kadar yoruldum ki başka yolum kalmadı. Sana o kadar kırgınım ki, senden başkasıyla düzelmeme de imkan yok, sen de düzeltemezsin. Düzeltmek için uğraşmazsın zaten. Sana o gün de bunu demiştim ben, “çabalar mısın hiç bilmiyorum” derken. Bi kere anlamak istemedin, her keresinde düzeltmeye çabaladın ya beni alacağın olsun. Ben seni içimdeki samimiyete inandıramadım. Ben seni kaya gibi sert durduğum herkesten ayrı bir yere koydum, sense göremedin yaramı beremi. Anlat dedin anlattım, duymadı kulağın; göster dedin gösterdim, görmedi gözün. Senin o gözün görmedi ya, gördüğü yerde de görmemezlikten geldi ya; görünmez ettin sen beni. Duyulmaz ettin. Yokettin. Ayırdın yolları.
Sana kızmam lazım. Hızlı zamanlarımdaki gibi evini basmam lazım. Küfür edebilirim, sağına soluna vurup canını yakabilirim. Senin beni yaktığın kadar yakamam ama denerim… Burdan yanına gelmek çok uzun yol değil, gelinir. Ama sen uzaksın, hem de o kadar uzaksın ki.  Kızamıyorum sana, kıyamıyorum da… Sessiz sedasız kenara çekilmeyi seçiyorum. Bu ilk yenilgim değil, silah arkadaşım tarafından vurulmak ağrıma giden. Kırgınım, üzgünüm, bu sefer çok ters yerden vuruldum. Beni bu kadar yıkabileceğini tahmin etmedim. Seni en başından alıp kabul etmeyecektim. Sana en başından bu kadar değer vermeyecektim. Sende bu kadar ısrar etmeyecektim. Yanlışın büyüğünü ben ettim. Ben çekiyorum, ve orda bir yerde de sen. Bize ne yaptın sen? Olduğumuz noktaya bak, garip! Çok garip! 

3 Kasım 2018 Cumartesi

Söz verdim diye aramıyorum, unutmaya çalışıyorum. Bana bi sefer değer verip konuşsan her şey o kadar kolay olacak ki

29 Ekim 2018 Pazartesi

Kendimi Sana İfade Etmenin Daha Kaliteli Yolu

Bakıyorum hep büyük laflarla geçmiş hayatıma. Ben hep ağzımdan çıkan laf doğru olsun diye yaşamışım. Ahir ömrüm böyle gelmiş, böyle de gideceğe benziyor. Ben ağzımdan bir laf çıkardım. Ne laflar çıktı da bu ağızdan, en kesininden bir laf ettim son zaman. Dedim ki “altın olsan dönüp almam.” Almam da. Sen zaten dört duvar içinde ibadet eden derviş iradesi gibi ediyorsun beni: Kolay! O duvarlar, engeller olmadan iradene sahip olabilmek denen bir şey var. Ben diyorum ya almam, ben diyorum ya saymam, ben diyorum ya bitti… Sen gel demedin ki ‘ben gitmedim’ diyebileyim. Olmadığın yerde ahkamım en alâ makam. Saçların artık eskisi kadar kısa sürmüyor, uzayan bu yollarda izim yok. İzin yok tanımama, ben istemem de istemem diyorum sağda solda, aynada. Kendime bile yineliyorum isteksizliğimi, dua gibi; yöneliyorum dine, sonra sana yine. Bi şekilde gece üçü on geçerken sana içimden geçenler olduğunu görüyorum hâlâ. Geçememişim senden geçmiş olsun.
Sevsen unutmazdın, sevmemişsin diyorlar. Unuttum ama keşke sevmeseydim. Çok ağır bir unutmak bu. Kendi kendime başa çıkmak zorundayım her şeyle. Çevremde kimseden destek yok, yandaşlarım köstek. Senle savaşırken silah arkadaşım olanlar bana tüfek doğrulttular. Vuruluyorum. Hem onlar tarafından, hem gittikçe sana daha fazla vuruluyorum. Ben seni unutmak diye bir eylem uydurdum, var olan problemleri çözdü. Beyin tuhaf, bazı kopyaları benden gördü. “Onun gibi unuturum ben de” diyenler var ettim, ne oyunlar ettim bilsen… Hilelerim yine iyi talep gördü, yok sattım. Bi kendim alamadım, durumum uygun olmadı. Ben seni geride bırakmak zorunda kaldım. Kendimi senden alamadığım gibi alamadım senden seni. Sen farklı kadınlara aldandın, ben aldatamadım; ne seni, ne kendimi.
Düşünüyorum, sessiz mi kalsaydım? Yanında herhangi biri gibi mi dursaydım? Senle iyi arkadaş olmaya mı çalışsaydım? Sen aşamaları olan bir problem misin? Seni parçalara ayırıp, her biten parçadan sonra üstünü çizmemi ister miydin? Seni geride bıraktım adam ben. Hayatta hiç bir şeyi istemediğim kadar istediğim seni, Allah şahidim olsun ki geride bıraktım. Buna rağmen üstünü çizemem. Ben sana olan hissimi bu gün olsa yine saklayamazdım, yine karaktersizliğinle başa çıkamazdım, yine terbiyesizliğini anlamazdım, yine haddinin ötesinde değer verirdim.
Ben serbest bir derviş kadar iradeli değilim, ama mahkum bir derviş kadar çilekeşliğim var. Ağzımdan o lafı çıkardım, davulunun uzaktan çalan sesi bir hoş geliyor kulağıma duy. Yıkıldığım yere baktım, yıkılmamışım ama ayakta da değilim. Oturduğum yerden kaldırdım harabemi. Suretimdeki hasarına baktım. Senin bir kaç saniye süren kadın isimli kasırgan yüzümden vurmuş ilk. Saçımdan da çekmiş, çok çekmiş insanların erkenden beyazlamasını öğrendim. İçime yaptığından haberim yok, sıcağından hissetmiyorum. Çok çok cilt bakım ürünü kullanıyorum, saç yağları… Kendim için elimden geleni. Yazacak dergiler arıyorum, yapacak projeler. Odaklanamasam da okuyorum, bi noktada olacak. Okulum da bitecek, sen de; o kadar iyi biliyorum ki.
Çok büyük laf ettim, adını bile unutacağım dedim. Öfkeliydim, öfkem yine geçer gibi. Kendime benle beş dakika bile görüşmediğini tekrarlıyorum. Orta beyninin sağlıklı duygu üretemediğini, bu yüzden doğru davranamadığını. Senin toy olduğunu, cahil olduğunu, çocuk olduğunu… Eğer hakikaten varlığına ihtiyaç duyduğum biri olsa, bunun sen olamayacağını. Senin hâlâ alman gereken çok yol olduğunu. Benle dalga geçtiğini, ama yine de bana cesaret edemediği, benden çekindiğini… Kırsal olduğunu, bozkır olduğunu, kasvet olduğunu… Senle ortak paydamız olmadığını… Kendime senin beni nasıl umursamadığını, ilgimle nasıl oynadığını tekrarlıyorum. Beni kendimle konuşmak zorunda bırakışının nasıl küstahça olduğunu söylüyorum kendime. Nasıl askıda bıraktığını, “dar vakitte dönüş yaparım” listesine aldığını…
Nesine bu kadar düştüğümü tarif edemediğim adam hakkında, neden geride bırakmam gerektiğine dair bir çok şey tekrarlıyorum kendime. Seni zamana bırakmayıp, çabalayarak unutmak; kendi hissime saygısızlık ve sen beni kendi seviyene çektin. Bendeki çekim etkinin yanında bunun lafı olmaz değil mi sana? Haberin olmayacak değil mi bu yazılanlardan? Okuyacağını o kadar iyi biliyorum ki… Zevk alıyorsun acımdan. Benim açımdan yine sorun yok, sana karşı gurur falan bırakmadım kendimde; çırılçıplak anlattım kendimi, belki de benim bile bilmediklerimi. Ama senin karşında tüm kadınların kadınlık gururu adına durmalıyım. Bir kadın olarak ben madde değilim, ben obje değilim. Gururun okşansın, dünden iyi olasın diye beni kullanamazsın. Tam da bundan vazgeçtim.
Ben daha bir kaç gece nöbeti tutarım. Sana dair bir kaç kelam atarım ortaya. Konuşmalarda senden örnekler vermeye devam ederim bu ara… Derken unuturum. Yoğun hisimin hatrına da olsa üç beş sayfa kaldın, daha uzun ömrün yok. Üçüncü kere söylüyorum ki ben ağzımdan attım seni. Tadın iyiyse de, kötüyse de, dertse de, değilse de yetti. Döndürüp durmam artık içimde seni. Tükürdüm. Bu bağımlılık da bana sökmez, daha büyük hamlen varsa onu yap, allâme-i cihanla gel. Ben ne mi yapacağım?
Benim lafım da yazım da en başından dik. Altın olsan dönüp seni almayacağım, bana kolay.  

16 Mayıs 2018 Çarşamba

Sen

Seni gördüm. Siyah bir tişört üstünde, acı yeşil bir gömlek onun da üstünde. Kendinden emin halin yok, sigaraya ihtiyacın var. Ağzın şımarıkça nefesini dışarı üflerken sıkılmışsın belli. Eğik duruyor belin, o hep dik duran belin.
O keyifsizce duruşunun bende ne etkisi var bi bilsen. Benim için ifade ettiğin anlamı bir görsen. O kadar anlamlı olmamak mı korkun? Benim anlamsız olmam mı? Yoksa hiç mi anlamı yok senin için. Biliyorum ki hiç anlamı yok. Hiç bir anlamı olmasa da, içimde bana benzemeyen biri silemiyor seni. Sana dair, gerçek sana dair hiç bir fikri olmasa da; senle ilgili her düşüncesinde yanılıyor olsa da; o içimdeki tanımadığım ben vazgeçecek gibi durmuyor senden.
Nedir unutamadığın, nedir bu kadar mesele yaptığın, nesine bu kadar bağlandın, yahu kim bu adam, senden haberi var mı, senin ondan haberin var mı, eğer niyeti olsa konuşmaz mıydı, seni korkutmaz mıydı, neden bilmediğin bu insanda ısrarın, olacağı olsa olmaz mıydı?.. daha ne sorular. Yaşını bile bilmem, merak etmeye sıra da gelmiş değil. En çok hangi rengi sever, en çok kim onu üzer, geceleri neyi dert eder, ne onu mutlu eder, neden nefret eder, hiç kolu kırıldı mı, hiç kaza yaptı mı, hiç uçurtma yaptın mı?.. bunları merak etmemem gerek. Asık suratını görünce ne oldu acaba diye düşüncelere dalmamam gerek. Mutlu olduğunu gördüğümde bi yandan sevinirken bir yandan kıskanmam neden?
Beni şimdi tanımaya kalksan, tanıtacağım benden nefret ederim ben. Haset miyim, kıskanç mıyım, kırık mıyım, hasta mıyım? Değildim önceden. Normal davranamıyorum seni görünce, e sağlam kalamıyorum görmeyince. Neden bu kadar düşünce? Günlerdir içimi öldüren laflardan yazamayan ben, suratı asık bir senle bile yeşerebiliyorum. Ne güzel şeysin öyle sen.
Silmem lazım aklımdan. Kendime bana beş dakika bile ayırmadığını hatırlatıyorum. Senle dalga geçti diyorum. Umrunda bile olmadığımı biliyorum. Bunu okuyunca daha da kendini beğenmiş davranacağını iyi biliyorum.
Ama ben buyum. Strateji geliştirmek falan nedir bilmiyorum. Bilsem allem eder kallem eder kandırırdım seni. Kandıramam ama, değer veriyorum sana.

9 Mayıs 2018 Çarşamba

yazamıyorum

yazamamama sebepsin, üstelik o gibi bir adam değilsin. bana onca laf ettin, söylenmeyecek laf söyledin. buraya yazmıyorsan ben bizi düşünüyorum, kimseye anlatmıyorsam senle konuşmak istiyorum. ve sen hiç bir şey yokmuş gibi davranıyorsun. acımasız olmak istemiyorum, susacağım ondan.
mutlu musun?